İçeriğe geç

SAVAŞIN VE ŞİFANIN İZİNDE

Bölüm 6 · 13 dk okuma

SAVAŞIN VE ŞİFANIN İZİNDE

Bölüm 6

Lunapark

"Asel abla?"

Gözlerimi Talya'ya çevirdiğimde gözlerindeki korku, bu adamı öldürmem için binlerce sebep sunuyordu bana.

"Geri çekil doktor, şakam yok vururum. Senide," dediğinde gözlerimi şerefsize çevirdim, silahı Talya'nın kafasına daha da bastırdı. "Biricik karımı da." deyip büyük bir kahkaha attı.

"Bana bak lan şerefsiz!"

Arkamdan Kubilay'ın sesini duyduğum da gözlerimi yine de karşımdaki heriften ayırmadım. "O kızın saç teline zarar gelirse, sen kimseyi vurmadan ben seni öldürürüm lan! Anladın mı?!" diye kükredi. Karşımdaki adam korkudan silahın namlusunu bize döndürdüğünde, Kubilay hızla önüme geçip görüş açımı kapattı.

"Allah Allah bak sen şu işe? Ben ölmeye hazır değilim daha üsteğmen!"

"Abi, abla gidin. Bırakın beni ben alışkınım."

Talya korkudan titreyen sesiyle konuşmaya başladığında Kubilay'ın arkasından çıkıp, tam yanında durdum. Bana baktığını hissetsemde ben ona bakmadım.

"Bana bak şerefsiz," dedim dişlerimin arasından tıslayarak. "Eğer o kıza bir şey olursa seni tek bir hamleyle öldürürüm." dediğimde küçümseyici bir bakış atarak konuştu. "Sen doktorsun, siz doktorlar öldürmeyi değil yaşatmayı biliyorsunuz." dediğinde bende onun gibi küçümseyici bir bakış atarak konuşmaya başladım.

"Evet, haklısın doktorum," dedim onu onaylayarak. "Ama doktorlar kim nereden vurulursa öleceğini çok iyi bilir." Doktor önlüğümün içindeki nejteri çıkarıp ona gösterdim, gözleri kocaman olurken konuşmama devam ettim. "Eğer şah damarından vurursam bir dakikaya kalmaz ölersin." dedim şah damarını gösterip, kalbini gösterip konuşmaya devam ettim. "Kalbinden vurursam seni sadece buradaki herhangi bir doktor kurtarabilir, bende buna izin vermem ve yaklaşık iki dakika sonra ölersin. Sana seçim hakkı veriyorum ya Talya'yı bırak ya da seni burada öldüreyim." Gözlerindeki korku beni çok az da olsa rahatlatıyordu.

"S-sizin yemininiz var." dedi kekeleyerek. "Beni öldüremezsin." dediğinde gözlerimi kısıp alaylı bir ifade takındım. "Emin ol, onun için," deyip Talya'yı gösterdim. "Gerekirse işimden bile olurum ki yeminimi de bozarım. Senin gibi bir subyancıdan onu kurtaracaksam eğer seni öldürmeye bile razıyım." dediğimde Kubilay önüme geçip görüşümü yeniden kapattı.

Gözlerimi devirip, arkasından yeniden çıktım. Elimdeki nejteri elimde döndürerek yapacağı şeyi bekledim. Bu aslında benim dilimde 'yiyorsa kıza bir şey yap.' anlamındaydı. Adam korkuyla yutkunup bir bize bir de Talya'ya baktı. Gözlerimi kısıp yapacağını beklediğim sırada bileğimden tutularak Kubilay'ın arkasına getirildim. Bileğimdeki elin sahibine baktığımda kaşlarını çatmış, sağ elinde silah tutmuş bir Kubilay ile karşılaştım. Bileğimi kurtarmaya çalıştığımda daha sıkı tuttu. O sırada bir şey fark ettim.

Elleri büyüktü. Çok... Çok büyüktü.

"Kubilay, bileğimi bırak!" dedim fısıldayarak. Bir yandan da bileğimi kurtarmaya çalışıyordum. "Asel, rahat dur. Bir yerine bir şey olacak." dedi dişlerinin arasından konuşarak. "Kubil-"

"Aaaa!"

Sözümü tamamlayamadan gelen silah sesiyle kaskatı kesildim. Harelerim yerdeki adama kaydığında gözlerim şaşkınlıkla açıldı. Adamı kolundan vurmuştu. Talya ise hızla ondan uzaklaşmış, duvar kenarına kaçmıştı. Gözlerimi Talya'ya çevirdiğimde duvar kenarına sinmiş, ağlayarak yerdeki adama bakıyordu. Kubilay'ın elleri gevşediğinde hızla bileğimi ondan kurtarıp, Talya'ya doğru koştum. Yanına ulaştığımda onu hemen kendime çekip sineme bastırdım.

"Geçti, geçti."

"A-Asel abla. O-o öldü mü?" Kafasını göğsümden kaldırdığı sırada sorduğu soruyla başımı olumsuz anlamda salladım. "Hayır, bebeğim ölmedi. Hem zaten Kubilay abin onu kolundan vurdu." dediğimde arkamda bir yere baktı. Baktığı yere yani kişiye baktığımda Kubilay'a bakıyordu. Kubilay yavaş adımlarla yanımıza geldiğinde o da benim yanıma çöktü. İlk önce siyah harelerini bana çevirdi. Anlayamadığım bir bakışla bana bakıyordu.

"Kubilay abi, sen misin?"

Talya konuştuğunda gözlerini benden çekip ona çevirdi. Genişçe gülümsediğinde gözlerimi nihayetin de ondan çekebilmiştim. Bu adam da bir şeyler vardı, kendimi sürekli ona bakarken buluyordum. Bakışlarımı yeniden Talya'ya çevirdiğimde, gözlerindeki o ürkek bakışlar yüreğimi burktu. On dört yaşındaki bir kız bunları yaşamayı haketmiyordu.

Kiminin ailesi yaşamadı, kiminin ailesi ölümdü.

Benim ailem benim için ölümdü ve maalesef ki Talya'da benimle aynı kaderi yaşıyordu. Sadece Talya değil binlerce genç kızla bu kaderi paylaşıyordum, paylaşıyorduk. Bazen insalar keşke bebek kalsak derler. Çünkü bebekler masumlardır, hayatı tozpembe görürler.

Kolumdan sarsılmamla, gözlerimi kolumdaki ele çevirdim. Kubilay'dı, endişeli bakışları benim üzerimdeydi. "Asel iyi misin? Yüzün bembeyaz olmuş." deyip avucunu alnıma koydu. Ben bu hareketine şaşıramadan, avucu bu sefer yanağımı buldu. Ellerini çektiğinde düşünceli yüzüne baka kaldım. Gözlerimi art arda kırpıştırarak kendime gelmeye çalıştığımda diğer tarafımdan minik bir kıkırtı döküldü. İkimizin de hareleri ona döndüğünde imalı gülümsemesiyle karşılaştık. Gözlerimi kısıp yüzüne baktığımda bu sefer büyük bir kahkaha attı.

Anlamsızca ona bakarken kahkahaları bir anda ağlamaya dönüştü. Biz hâlâ şaşkınca ona bakarken, kafasını arkasındaki duvara yaslayıp hıçkıra hıçkıra ağladı. Hemen onu kendime çektiğimde artık bağırarak ağlamaya başladı. İçim gide gide ağlamasının sakinleşmesini bekledim.

"Asel abla canım acıyor," dedi hıçkırıklarının arasından. "Kalbim acıyor!" diye bağırıp bir anda ayağa kalktığın hem ben hem Kubilay dumura uğradık. "Niye kimse görmüyor?! Ben de insanım!" deyip yerde kolundan vurulmuş adama tekmeler atmaya başladı. "Senin yüzünden! Her şey senin yüzünden, Allah belanı versin! Allah belanı versin! Senin yüzünden kimse beni sevemeyecek! Benim çocuğum olamayacak! Senin yüzünden, senin yüzünden!"

Yere dizlerinin üstüne düşeceği sırada Kubilay hızla yanında bitip onu tuttu. Sıkıca sarıldığında Talya daha fazla ağlamaya başladı. Ben ise donmuş gibiydim. Bir kadının hayalini elinden almışlardı.

Bir kadının canını kopartıp almışlardı.

En sonunda her şeyi idrak edebildiğimde hızlıca ikisinin yanına çöküp Talya'nın sağ kısmından sıkıca sarıldım. Talya'nın ağlaması dinmeye başladığında ondan ayrılıp yeşil harelerini baktım. Kıpkırmızı olmuşlardı. Yüzünü avuçlarımın içine alıp, gülümsedim. O da bana gülümsediğinde Kubilay derin bir nefes aldı. İkimizinde gözleri ona döndüğünde o da dudaklarına bir tebessüm kondurarak dudaklarını araladı.

"Evet hanımlar," dedi tatlı bir sesle. "Kötü bir gün geçirdik. Şimdi ikinizede bir sürprizim var." deyip ayaklandı. Ellerini ilk önce Talya'ya uzatıp onu kaldırdı. Daha sonra ise bana uzattığında tereddüt etmeden elimi kocaman avucuna bıraktım. Beni de nazik bir şekilde kaldırdığında gözlerimiz birbirine değdi. Önceden olduğu gibi. Gözlerinde ki kara delik insanları içine çekip, çıkmasına izin vermeden yutuyordu. Gözlerinde ki duyguyu anlayamıyordum.

"Ne sürprizi Kubilay abi?"

Talya'nın sesiyle kendimize geldiğimizde ellerimiz ayrıldı. Yanaklarıma kan hücum ederken ellerimi sallayıp kendime yelpaze yaptım. Harelerimi ikisine çevirdiğimde ikisi de gülerek bana bakıyorlardı. Gözlerimi kısıp ikisinede kınayıcı bakışlar attım. Resmen benimle alay ediyorlardı! Saçlarımı trip atarcasına savurup kapıya yöneldim. İkisi de büyük birer kahkaha atarak arkamdan gelmeye başladıklarında elimde olmadan gülümsedim.

Yaklaşık on dakika sonra hazırlanmış, Kubilay'ın arabasına binmiştik. Tabii ben hâlâ trip atıyordum. Aslında bu trip öylesine Talya'yı eğlendirmek içindi; ama işin içinde Kubilay da yanıyordu.

"Asel abla konuşmayacak mısın benimle?" Talya'nın eğlenen sesine inat kafamı cama daha da yasladım. Kıkırdayıp arka koltuktan öne doğru uzandığında camın yansımasından ne yapacağını izledim. Daha da uzanıp yanağıma öpücük kondurduğunda gözlerimi kırpıştırıp bakışlarımı ona çevirdim. Utanarak bakışlarını ellerine indirdiğinde gülümseyip baş parmağım ve işaret parmağımla çenesini tuttum. Bana bakmasını sağladıktan sonra genişçe gülümsedim. O da gülümsediğinde elimi çenesinden çekip yeniden önüme döndüm.

"Sedece böyle duracak mıyız?" Kubilay'ın sesiyle ona döndüğümde telefonunu bana uzatıyordu. "Asel, telefonu arabaya bağlayıp şarkı açar mısın? Biraz fazla yolumuz var çünkü." dediğinde başımı tamam anlamında sallayıp dediklerini uyguladım. Telefon arabaya bağlandığında Talya'nın heyecanlı sesini işittim.

"Asel abla ilk önce benim istediğim şarkıyı açabilir miyiz?" dediğinde onu onayladım. "Tabii ki, ne istiyorsun bakalım." dediğimde dudaklarını yalayıp hızla cevap verdi. "Yapma N'olursun* açar mısın?" dediğinde kaşlarım beğeniye havaya kalktı. "Mükemmel seçim. Ben de o grubun şarkılarını çok severim." Kaşları heyecanla havaya kalktığında şarkıyı açtım. Kısa bir nakarattan sonra şarkı çalmaya başladığında ben de yavaş yavaş eşlik etmeye başladım.

"Ananas gibi, ahududu gibi,

Ama daha çok avakado gibi tabii,

Bunu ben bilirim, bir de benim gibileri.

İnan ki, inan ki.

Denedim bizi, ruhumun ikizi

Sandım aynı parmaklarımızın izi."

Talya tam bu kısımdan sonra bağırarak şarkıya eşlik etmeye başladı.

"Seni gördüğümde vurdu bir kalp krizi,

İnan ki, inan ki.

Yaramaz kedi, yok ki tabii dili,

Nasıl söyler sana olan biteni.

Yokluğunda kaldım bir kemik, bir deri

İnan ki, inan ki.

Zor, çok zor..."

Kubilay şarkının bu kısmında bana bakarak şarkıyı söylemeye başladığında şaşkınlıkla ona baktım.

"Yapma n'olursun, bırak o yerimi doldursun.

Bana ihtiyacın olursa sarıl ona elbet unutursun.

Yapma n'olursun, bırak o yerimi doldursun.

Bana ihtiyacın olursa sarıl ona elbet unutursun."

Sesini yükselterek şarkının sözlerini kendi sesiyle bastırdı. Ona nasıl baktığımı bilmiyorum; ama yandan minik bir tebessüm ederek şarkıyı söylemeye devam etti. Sesi çok güzeldi. Kalın ve tok sesinden böyle bir şey çıkacağını düşünmemiştim.

"Dediler "Seni sordu yine birileri, kalbi masmavi denizler gibi"

Bunu duyduğumda öldüm ben bir nevi.

İnan ki, inan ki. "

Talya'yla beraber ikisi de bana bakarak bağıra bağıra bu kısmını söylemeye başladılar.

"Sıcacık teni, kıvrımlı beli. Nasıl unuturum ki boynundaki o beni?"

Ben ikisine de hayranlıkla bakarken şarkı akıp gitmeye devam ediyordu. Gözlerimi Kubilay'dan alamıyordum. İçimde ki bir his, ona nereden geldiğini bilemediğim bir hayranlık besliyordu. Araba durduğunda gözlerimi ondan çekip geldiğimiz yere baktım. Kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalktığında harelerimi hızla ona çevirdim. Bizi lunaparka getirmişti.

"Hadi bakalım hanımlar," deyip elini emniyet kemerine götürdü. "... bugün sizinle hem eğlenip hem de güzelce tanışacağız."

Ben ve Talya'da emniyet kemerlerimizi çözüp arabadan indik. Talya, heyecanla lunaparka bakıyordu. Hemen hem benim hem de Kubilay'ın elinden tutup bizi içeriye sürüklemeye başladı. Kubilay'a gözlerimiz buluştuğunda genişçe gülümsedi. Ona karşılık verdiğim de Talya bilet alma kısmında bizi durdurmuştu. Çok heyecanlıydı.

"Kubilay abi ilk önce dönme dolaba binelim mi?"

Kubilay, Talya'nın heyecanlı sesine karşılık gülümseyerek başını evet anlamında salladı. Talya şimdi daha heyecanlı bir şekilde sırasını beklerken heyecanına gülümseyip, Kubilay'ın yanına geçtim. Bir süre daha Talya'yı izledikten sonra, parmak ucumda biraz basıp onun kulağına yaklaştım. Tam kulağına yaklaştığımda fısıltılı bir şekilde, "Bu onu çok mutlu etti, farkındasın öyle değil mi?" dedim.

Yutkunup kafasını bana çevirdiğinde göz göze geldik. Yeniden ayağımın yere basmasını sağladıktan sonra gözlerimi yeniden Talya'ya çevirdim. Bu sefer o kulağıma yaklaştığında nefesimi tuttum. Bana bu kadar yakın olmasa iyiydi, nevrim dönmüştü bir anda!

"Farkındayım." dedi, evet farkındaydı. Ses tonuda bunu onaylıyordu. "Çocukları mutlu etmek hoşuma gidiyor." deyip eliyle Talya'nın olduğu tarafı gösterdi. "Özellikle kız çocuklarına. Hepsi ayrı tatlı ve güzeller. Erkek çocuklarını da severim hatta benim bir de erkek kardeşim var. Ama kız çocukları daha sempatikler bana göre." deyip benden uzaklaşmaya başladı. Normal ses tonuyla konuşmaya devam etti. "Erkekler genelde daha sert bir mizaca sahip olmak isterler." Gözlerini bana çevirdi. "Çünkü ilerde ailesini, sevdiği kadını ve çocuklarını koruyabilmek için."

Harelerimiz birbirlerine girmiş gibi kopamıyordu. Ta ki Talya'nın, "Kubilay abi!" diye bağırmasına kadar. İkimizde gözlerimizi ona çeviridiğimizde sıranın ona gelmesine bir kişinin kaldığını gördük. Kubilay ilerlemeye başlayınca ben de onu takip ettim. Tam kendi biletlerimi ödeyeceğim sırada Kubilay kendi kredi kartını uzatıp benim de biletlerimi ödedi. Kaşlarım çatıldığında gözlerimi ona çevirdim. O bana bakmadan ilerlemeye başladığında hızlıca ona yetişmeye çalıştım.

Yetiştiğimde kaşlarım hâlâ çatıktı. Talya, benim yüzümü görünce büyük bir kahkaha attı. Onun kahkahasıyla yüzümü daha da asıp kollarımı önümde çapraz şekilde bağladım. Kubilay'ın da bakışları bana döndüğünde yandan gülümsemesiyle bana döndü. Ben hâlâ inatla başımı ona döndürmezken durdular. Onlar durunca otomotikmen bende durdum. Fakat gözlerimi hâlâ onlara çevirmiyordum.

Kubilay, bu sefer tam karşıma geçip önümde durdu. Bu sefer inattan değil, utandığımdan gözlerimi ona çevirmiyordum. Talya, merakla Kubilay'ın ne yapacağını beklerken neredeyse bende aynı durumdaydım. Görüş açıma Kubilay'ın parmakları girdiğinde ne yaptığını anlamdıramadım. Parmakları çeneme değip, çenemden tutarak başımı kaldırdı. Harelerimiz buluştuğunda gözlerimi inatla ondan kaçırmaya devam ederken parmağıyla biraz daha çenemi sıktı.

Gözlerimi ona çevirdiğimde gözlerinde gördüğüm keyif pırıltılarıyla kanın yanaklarıma hücum ettiğini hissettim. Her zaman yaptığı gibi yine yandan bir gülüş atarak parmaklarını çenemden çekti. Yutkunup elimle kendime yelpaze yaptığımda Kubilay konuyu dağıtmak için konu açtı. Sohbet ederek dönme dolabın sırasına geldiğimizde Talya bana döndü. Yüzü düşmüştü bir anda.

"Asel abla," dedi hüzünlü bir sesle. "Tamam biz o adamdan kurtulduk; ama ben ne yapacağım? Nerede kalacağım?" Gözlerimi ona çevirmeden, "Seni evlatlık alacağım." dedim net bir sesle. Hem o hem de Kubilay bana şaşkınca bana bakarlarken yüzümü onlara çevirdim. "A-ama öyle olmaz ki Ase-"

"Tabii ki de senin isteğin doğrultusunda seni evlatlık alacağım. Sen istemezsen seni zorlayamam." dedim şefkatli bir sesle. Bu sefer daha sert bir ses tonunda konuşmama devam ettim. "Ama seni onlara bırakmaya niyetim yok." dediğimde gözleri doldu. Hızla bana sarıldığında ben de kollarımı ona doladım. Bir süre sarıldıktan sonra Talya burnunu çekerek ayrıldı. Bana gülümsediğinde bende ona gülümsedim. İkimizin de gözleri sessiz sessiz bizi izleyen Kubilay'a döndü.

Gözleri bendeydi. Hayran bir şekilde bakıyordu.

Hayran bir şekilde? Sana bakıyordu? Aseelllll!

Yakalandığını anlayarak bakışlarını düzeltirken sıra en sonunda bize gelmişti.

°°°°°°

Hız treninden inerken öğürmemek için kendimi çok zor tutuyordum. Sertçe yutkunarak ağzımdaki iğrenç tadı geçirmeye çalıştım. Kubilay ise hâlâ sapasağlam duruyordu. Ben ve Talya mahvolmuştuk. Bu sondu Allah'ıma şükürler olsun ki. Yoksa birazdan ruhumu buraya bırakacaktım. Bir anda diz çöktüğü yerden kalkarken gözlerim karardı. Elimi başıma götürürken birinin elini belimde hissettim. Gözümü ilk önce ele, daha sonra ise elin sahibine döndürdüğümde kaşlarım havaya kalktı.

Kubilay'dı.

Benim ona baktığımı hissettiğinde aramızda biraz daha mesafe bıraktı. Ben hâlâ ona bakarken o da gözlerini bana çevirip sitemle, "Öyle bakma Asel. Birazdan bayılacak gibisin." dediğinde sesimi çıkarmadım. Gözlerimi Talya'ya çevirdiğimde keyifle bize bakıyordu. Gözlerimi kısıp ona baktığımda baş ve işaret parmağını birleştirip ağzına götürdü. Ağzına hayali bir fermuar çekerken ben kınayıcı bakışlar atarak ona baktım.

Cebimden telefonumu çıkararak saate baktım. Gözlerim şaşkınlıkla açıldığında bile inanamıyordum. 00.14. Biz yaklaşık dört saattir buradaydık. Zaman nasıl bu kadar hızlı geçmişti? Harelerimi Kubilay'a çevirdiğimde o da benimle aynıydı. Eliyle ensesini kaşıyıp, "Zaman çok hızlı geçmiş." dedi. Başımı sallayarak onu onayladığımda Talya bize dönüp heyecanlı bir şekilde yanımıza koştu.

"Asel abla pamuk şeker alalım mı? Lütfen hayır deme!"

Heyecanlı sesine derin bir nefes alarak başımı salladım. Gösterdiği pamuk şeker satan standın önüne geldiğimizde Talya istediği pamuk şekeri gösterdi.

"Abi bize üç tane pamuk şeker verir misin?" diye sordu standın arkasındaki adama. Adam başını sallayarak istediğimiz pamuk şekerleri hazırladı. İlk önce Talya'ya uzatırken dudaklarını araladı. "Evet, Küçük Hanım. Hepsini yeme ama," deyip gözleriyle bizi gösterdi. "Annen ve baban kızar sonra." dediğinde şaşkınca ona baktım. Hatta baktık.

"Anne?" dedim kaşlarım havaya kalkarken.

"Baba?" dedi Kubilay gözlerini kırpıştırırken.

"Anne, baba?" dedi Talya büyük bir kahkaha atarak.

Adam şaşkınca bize bakarken Kubilay olayı açıklamaya başladı. "Abi sen bizi yanlış anlamışsın. Bizim çocuğumuz yok." dediğinde adam aydınlanma yaşamış gibi yeniden dudaklarını araladı. "Hee, sizin daha çocuğunuz yok yani. O zaman bu Küçük Hanım sizin yeğeniniz herhalde. Allah size de bir çocuk nasip eder inşallah." dediğinde gözlerim daha ne kadar açılabilirse o kadar açıldı. "Abi sen hepten yanlış anlamışsın. Biz evli değiliz." dediğinde adam afalladı. Gözlerini kırpıştırarak ellerimize baktı.

"Ayy, pardon yavrum. Çok yakışıyorsunuz bu arada." deyip ikimizede kaçamak bakışlar attı. Konu artık kapansın istediğim için pamuk şekerlerin hesabını istedim. Adam ücreti söylediğinde tam kartımla ödeyeceğim sırada yine elimin önüne bir kart uzatıldı. Benim yerime o fiyatı ödediğinde bakışımı ödeyen kişiye çevirdim. Kubilay'dı. Kaşlarımı çatarak ona bakarken o benimde pamuk şekerimi aldı. Diğer eliyle belimden tutarak beni ilerlettiğinde şaşkınca ona bakıyordum.

"Bir dakika dur ya." dediğimde durdu. Tamam bunu beklemiyordum. "Kubilay niye sen sürekli benim bir şeylerimi ödüyorsun? Ben de ödeyebilirim." dedim kaşlarım hâlâ çatılıyken. "Tabii ki de sende ödeyebilirsin." dedi gözlerini bana çevirirken. "Ama bugün sizi buraya ben getirdim. Bu yüzden ben ödüyorum. Bir dahakine de sen ödersin olmaz mı?" deyip göz kırptı. Yutkunarak başımı tamam anlamında salladım. Yeniden hareketlendiğimiz sırada bir telefon sesi duyuldu.

Kubilay'la gözlerimiz yeniden kesiştiğinde cebinden telefonunu çıkarttı. Telefonda ki yazıyı okuduğunda kaşları çatıldı. Eliyle bir dakika işareti yapıp ellerini belimden çekti. Yanımdan uzaklaşırken kimin onu aradığını merak ettim. Elimle kendimi hafifçe tokatlayıp, "Kendine gel Aso, kendine gel. Siz sadece arkadaşsınız." dedim. Ben kendi kendime konuşurken o konuşmasını bitirmiş yanıma geliyordu. Yanıma ulaştığında sıkıntılı ifadesine bakıp gözlerimi kıstım.

"İyi misin?" dedim sadece. Özel hayatıyla ilgili olabilirdi. "Görev çıktı." dedi dank diye. Aynen Asel özel hayatıyla ilgili! "Şimdi mi? Şimdi mi gideceksin?" dedim içime bir sıkıntı düşerken. Başıyla beni onayladığında içimdeki sıkıntının büyüdüğünü hissettim. "Kaç saatin var peki? Ne kadar sürecek?" dediğimde gözleri hüzünle kısıldı. "İki saat verdiler... Ne kadar süreceği belli değil." dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım. O da bunu görüp bana biraz daha yaklaştı. Ben ne yapacağını izlerken o ilk önce arkamızdaki Talya'yı kontrol etti. Ettikten sonra ise gözlerini yeniden bana çevirdi.

Bir süre bana baktıktan sonra aramızda hiç boşluk bırakmayarak kollarını bana doladı. Şaşkınlıkla ellerim havada kalırken ne yapacağımı bilemedim. Tam benden ayrılacağını hissettiğimde bende kollarımı sırtına doladım. İkimiz de birbirimize sarılırken içimde bir huzur hissettim. Bir süre sonra ayrıldığımızda harelerimiz yeniden kesişti. Siyah gözlerinde minik bir parıltı vardı.

~ Eveeeettt, günler sonra buradayım. Maalesef ki sınavlarım başladı :( Çok kötü hissediyorum kendimi. Ben bölümü yazıncaya kadar 2025'e girmemize çok az kalmış. Bu bölümü sevdiğinizi düşünüyorum. Diğer bölümün bir kısmını benden okuyacaksınız. Kubilay'ın duygularını da okumanızı istiyorum. Bu bölümü yazarken ben evi sırtlamak üzereydim. Aşırıı heyecanlı bir bölüm oldu.

Son olarak hepinizi çok sevdiğimi yeni yılda Allah hepinizin, hepimizin dualarını kabul etsin inşallah.

31.12.2024

Artık seneye görüşürüz lfhljflhfhlffhfou, benimle kalın...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.