İçeriğe geç

SAVAŞIN VE ŞİFANIN İZİNDE

Bölüm 4 · 8 dk okuma

SAVAŞIN VE ŞİFANIN İZİNDE

Bölüm 4

Yine mi?

Mahkeme günü belli olmuştu,iki ay sonraya alınmıştı. Bugün hastaneden çıktığımda Kubilay Bey'in önerdiği avukatla görüşmeye gidecektim. Hastanede iki saatlik bir işim vardı.

İçeri Emin'le birlikte ellili yaşlarda bir kadın girdiğinde, ayağa kalkıp sedyeye yaklaştım. Emin yılmış bir ifadeyle bana bakarken ben anlamazca ona baktım. Kadın sedyeye oturduğunda bir yandan da söyleniyordu.

"Yavaş olsana ayı oğli."

"Teyze, daha n'apıyım Allah aşkına? Ayağın ağrıyor diye beş dakikalık yolu yirmi dakikada geldik. Ne inatçı kadınsın." diyip koşar adımlarla dışarı çıktı. Bakışlarımı kadına çevirdiğimde, gözleriyle beni süzüyordu.

"Hanımefendi adınızı ve rahatsızlığınızı söyler misiniz?"

"Sen yeni doktorsin?" dedi asıl konudan uzaklaşarak. Kaşlarım havaya kalktığında, gözlerini kaşlarıma çevirdi. "Evet, Asel Arin Aksoy."

"Niye geldin?" dediğinde dumura uğramıştım. Bu kadın kimdi? "Buradaki insanları iyileştirmek için geldim." dedim sakince; fakat anlamadığım bir nedenden ötürü onun kaşları çatıktı.

"Sende gideceksun değil mu? Buraya gelenler bir aylarıda daha dolmadan gideydu." dedi memnuniyetsiz bir ses tonuyla.

"Hayır, ben gitmeyeceğim. Ben buraya görevim için geldim, gitmeye de pek niyetim yok." dedim daha fazla uzatmak istemeyerek. Ben bunları söylerken gözlerinden bir parıltı geçmişti.

"Hanımefendi adınızı ve rahatsızlığınızı söyler misiniz? Sırada insanlar var."

"Adım Kadriye,kuzum benum bacaklarum çuk ağrıyi. Ha bide sürekli tansiyonum düşiyi."

"Herhangi bir ilaca alerjiniz var mı veya kan tutuyor mu?"

"İlaçlara alerjim yoğ; ama kan tutiyi." Kadının şivesinden mi yoksa konuşmasından mı bilmiyorum; fakat konuşması çok tatlıydı.

"Hm, o zaman herhangi bir yakınınız var mı, ararsak gelebilecek olan?"

"Torunum var; ama telefonum yanımda değil." dedi sıkıntılı bir sesle. Telefonumu cebimden çıkartıp Kadriye Hanım'a uzattım;fakat eline almayıp elini 'hayır' anlamında ileri uzattı. "Benim gözlerim güzel görmiyi. Ben numarayı söylesem sen arayabilirsen?" dediğinde el mahkum başımı salladım.

"053*****" dediğinde sırayla söylediği rakamları yazdım ve arama tuşuna bastım

"Alo?"

Telefondaki kişi konuştuğunda gözlerim kocaman oldu. Yok artık! Şuan telefonda olan kişi kim miydi? Kubilay Atlas Akın. Evet, Kubilay Bey.

"Kardeşim, dalga mı geçiyorsun? Kim-"

"Kubilay Bey?"

Kubilay Bey'in sert sesini benim naif sesim böldüğünde onunda en az benim kadar şaşkın olan sesini duydum. "Doktor Hanım? Siz misiniz?"

Yok deden. Tövbe estağfurullah!

"Evet, Kubilay Bey benim, neneniz burada da. Kan tutuyormuş galiba bende bayılır falan diye sizi aramıştım. Telefonu yanında değilmiş." dedim kelimeleri doğru kullanmaya çalışarak. "Tabii ki ben hemen geliyorum. Yakındayım zaten."

"Pekii o zaman görüşürüz."

"Görüşürüz.".

Telefonu kapattığımda hâlâ çok şaşkındım. Kadriye Hanım, Kubilay Bey'in mi nenesiydi?

Peki sizin sürekli bir yerlerde karşılaşmamız. Kader işte.

Ben hâlâ şaşkınken Kadriye Hanım'ın bana seslenmesiyle kendime geldim. "Kuzum, iyi misin? Abo, kıza inme indi." Elini dudaklarına götürerek konuşmasıyla beraber hafifçe güldüm.

"Nene?"

Tam o sırada arkamızdan gelen sesle arkama döndüm. Kubilay Bey asker kıyafeti ile buraya doğru geliyordu. Gözlerim kolundaki armaya değdiğinde gözlerim şaşkınlıkla açıldı.

Oha Üsteğmen mi? Yuh, pes, çüş, oha! Ay birde Kıdemli Üsteğmen çıksa var ya.

Gözlerimi rutbe armasından çekip yüzüne baktığımda gözlerindeki sert ifade yumuşamıştı. Yanımıza geldiğinde aramızdaki boy farkı gözüme çarpmıştı. Önceden hiç bu durumun farkına varmamıştım.

Kubilay Bey gözlerini Kadriye Hanım'a çevirdiğinde, utançla gözlerimi ondan kaçırdım. Adam yanlış anlamıştı normal olarak.

"Nene sen ne zaman geldin?" dedi Kubilay Bey şaşkınlıkla. Gözlerimi Kadriye Hanım'a çevirdiğimde gözleriyle ikimizi beraber güzel bir süzdü. Gözleri bir süre yanaklarımda ve burnumda gezindiğinde daha da utandım. Her utandığımda ilk önce burnum kızarıyordu.

"Napacıydin? Biletumu mu iptal ettiraceydun?" Kadriye Hanım'ın söylediği cümleye gülmemek için zor dururken Kubilay Bey yandan bana bir bakış attı. Elimle ağzıma hayali fermuar çekerken, gözlerini devirdiğinde dudaklarımın arasından minik bir kıkırtı döküldü.

"He nene iptal ettiriciydim. Tövbe Yarabbi tövbe."

"Kes sesini koçari! Hastaneye geldum, senun ve babanun tipsuz tipunu çekmeye gelmedum." dediğinde bir kez daha şaşkınlığa uğradım. Kadın Karadenizli miydi? Kadriye Hanım bu defa bana baktı ve gözünü kısarak bana baktı. "Ayrıca siz ne iş?"

What? Lan, Asel?

Ben şaşkınlıkla Kadriye Hanım'a bakarken Kubilay Bey'in bile sesi çıkmıyordu.

"Nene ne diyorsun, gözünü seveyim," deyip elini çeneme götürüp ağzımı kapattı. "Ağzını kapat sinek kaçacak." dedi gözlerini bana çevirip. Gözlerimi ona çevirdiğimde o gözlerime değil yanaklarıma bakıyordu, gözlerini gözlerime çevirdiğinde ben kaskatı kesilmiştim, böyle bir şey beklemiyordum...

"Ne yalan mı söyleyum? Her neyse haydin eve gidelim." diyip arkasını dönüp yürümeye başladığında hızlıca konuştum "Kadriye Hanım, nereye gidiyorsunuz? Kan almamız gerekiyor." dediğimde arkasına dönüp bana baktığında dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Benim ağrım geçti kuzum, sen benu düşünmeyesun hadi Allah ısmarladuk."

Ben şaşkınca arkasından bakarken, Kubilay Bey'in gülen sesini duydum. Ona döndüğümde o hâlâ gülerek bana bakıyordu. Başımı sağa sola sallayarak 'hayırdır' anlamında salladığımda bu sefer gür bir kahkaha patlamıştı. Ben ona kınayan bakışlar atarken o gülmeye devam ediyordu. Kollarımı çapraz bir şekilde birleştirerek yanaklarımı şişirdim.

Kubilay Bey karşıma geçtiğinde kafamı kaldırıp ona baktım. Ben ona yukarıdan bakarken, o da bana aşağıdan bakıyordu. İkimizde sessizce birbirimize bakarken aklıma gelen şeyle gözlerim kocaman açıldı. "Kubilay Bey, Kadriye Hanım?" dediğimde onunda gözleri kocaman açıldı ve panikle etrafına baktı. Onun bu hâline kahkaha atmak istiyordum;fakat ortam müsait değildi.

"Haklısın galiba, gitmezsem beni doğrar."

"Evet, bu yüzden doğranmak istemiyorsanız gitmelisiniz." dediğimde elini kafasına götürüp hafifçe kaşıdığında kaşlarım havaya kalktı. "Numaran artık bende kayıtlı, eğer senin için sorun olmazsa kaydedeceğim." dedi çekingenlikle. "Kaydedebilirsin. Ama eğer sen biraz daha Kadriye Hanım'ı bekeltirsen, o da senin mezarlığa ismini kaydettirecek, haberin olsun." dediğimde gözlerini kısarak bana baktı.

"Sen beni kovuyor musun?"

"Yok, sadece olacakları söylüyorum. Kadın artık sana nasıl kıl kaptıysa seni gözleriyle tokatlıyordu." dedim alayla. Gözlerini devirerek ofladı ve dudaklarını büzdüğünde konuşmaya başladı "Ben o zaman gidiyorum artık." diyip arkasını dönüp yürümeye başladı. Ben arkasından gitmesini izlerken, arkasını dönüp bana el salladı, karşılık verdiğimde tekrar arkasını dönüp gözden kayboldu.

Telefonumu elime alıp arama kısmına girdim ve Kubilay'ın numarasını bulup kaydettim.

Kubilay

Artık işime dönmem gerektiğini hatırladığımda kafamı yukarı kaldırdım. Anlık bir izlenme hissiyle etrafıma baktığımda Miray hemşireyle göz göze geldim. Bana bakışlarında öfke ve nefret vardı. İlk başta nedenini anlamasam da sonradan Gökhan Amca'nın söylediği cümle aklıma geldi.

"Kubilay'a takıntılı biri."

Bu benim pek umrumda değildi şahsen. Gökhan Amca bir çok kişinin Miray yüzünden tayinini istediğini söylemişti. Miray ne yaparsa yapsın beni buradan gönderemezdi. Gideceğim varsada sadece Miray yüzünden gittiğimi sanmasınlar diye gitmezdim.

Bu kadar inatçı olma kanka.!!

İç sesimi takmayarak işime döndüm...

🤍

Hastaneden çıkmış Kubilay'ın önerdiği avukata gidiyordum.

Efsun Akın.

Soyisminden anladığım kadarıyla Kubilay Bey'in akrabası falan olmalıydı. Ben yine düşüncelere dalmışken gelmiştim. Arabadan indiğimde buronun girişine doğru yürüdüm. Yoldan geçen bir kadına Efil Akın'ın odasını sordum. Odanın olduğu koridoru tarif ettiğinde teşekkür edip oraya doğru yürümeye başladım. Buraya gelmeden önce arayıp konuşmuştum. Odanın önüne geldiğimde kapıyı tıklatıp gerekli komutu bekledim

"Gir."

Yavaşça kapıyı açıp içeri girdiğimde beni ayakta kahverengi saçlı bir kadın karşıladı. Masasının önüne geldiğimde uzattığı elini tutup sıktım. "Hoş geldiniz. Asel Hanımdı öyle değil mi?" dedi nazik bir ses tonunda. Başımı sallayarak onayladım ve elimi elinden çektim.

"Tekrardan hoş geldiniz,telefonda konuşmuştuk aslında ama ben yinede yüz yüzeyken de sorayım. Size nasıl yardımcı olabilirim?"

"Ben Maria Hotel'de Tarık Zemheri tarafından sarkıntılığa uğradım. Tabii ki ben bana, özelliklede bir kadına böyle bir şerefsizlik yapan adamın dışarıda dolaşmasını istemiyorum." dedim kararlılıkla.

Efil Hanım'ın gözlerindeki o parıltıyı gördüğümde belli olmayacak bir şekilde gülümsedim.

"Asel Hanım şikayetçi olmakta çok iyi yapmışsınız. Eğer siz şikayetçi olmasaydınz büyük bir ihtimalle hâlâ dışarıda geziyor olacaktı. Öncelikle şöyle bir soruyla başlayalım. Size sarkıntılık yaptığı yerde kamera vesaire var mıydı, görebildiniz mi?" dediğinde o anları zihnimde canlandırmaya çalıştım, başarabildiğimde Efil Hanım'a dönüp cevap verdim. "Vardı, dört veya beş tane falan vardı." dediğimde dudaklarında bir zafer gülüşü belirdi.

"Tamam o zaman işimiz çok daha kolay olacağa benziyor. "

Bu şekilde bana altı yedi tane daha soru sordu. Anlaştığımızda telefon numarasını alıp, odadan çıktım. Ben dalgın dalgın yürürken, bir anda sert bir cüsseye çarptım.

"Oha, kafam yarıldı. Daha dikkatli olsana öküz" Kafamı bana çarpan cüssenin sahibine çevirdiğimde bugün bilmem kaç milyon kez yaşadığım şoku yaşadım. Çünkü çarptığım kişi Kubilay Bey'di.

Oha ebesinin -

"Doktor Hanım? Yine mi?"

"Kubilay Bey? Yine mi?"

Kubilay Beyle aynı anda şaşkınca konuşmamızla beraber ben onun simsiyah gözlerine baktım. Gözlerinde insanı içine çeken bir kara delik var gibiydi.

"Ay, ben özür dilerim senin olduğunu bilmiyordum. Yani nasıl bilebilirdim ki? Ben müneccim değilim sonuçta öyle değil-" Sözlerimi bitiren şey Kubilay Bey'in gür kahkahası oldu. Ben ona bakamazken, o gülerek bana bakıyordu.

"Ablamın yanına geliyorum diye öküzde olduk iyi mi?"

"Ablan kim? Senin ablan mı var?" dedim şaşkın gözlerle. Başını aşağı yukarı sallayarak beni doğruladı. "Evet, Efsun Akın. Kendisi avukat. Sen niye buradasın?" dedi sorgulayıcı bir sesle. Şaşkınlığımdan zar zor kurtulacak konuşmaya başladım.

"Ben de Efsun Hanım'la görüşmeye geldim. O geçen haftaki olaydan dolayı avukata ihtiyacım vardı, sen önerince bende geldim."

"Belli oldu mu? Ne zamana alınmış?" dedi meraklı bir sesle.

"İki ay sonraya alındı. Şimdi mahkemeye kadar tutuksuz yargılanacak." dedim sinirlerim yeniden hoplarken. "Yani anlamıyorum, şerefsiz bir kadına sarkıntılık yapmış. Geliyorlar adamı tutuksuz yargılıyorlar. Adam bile değil ki." Elimi saçıma geçirip saçlarımı arkaya yatırdım ve arkamı dönüp derin nefesler alarak sakinleşmeye çalıştım.

Bir anda arkamı döndüğümde Kubilay Bey'in göğsüyle göz göze geldim. Başımı kaldırıp Kubilay Bey'in gözlerine baktığımda gözleri yüzümün her tarafında geziyordu. Çenemde, gözlerimde, dudaklarımda...

Gözlerimi kırpıştırıp arkaya doğru iki adım attım. Gözlerim onun haricinde her yerde gezerken kekeliyerek konuştum. "S-sen ablanın yanına git. Zaten benim acil bir işim vardı. Görüşürüz." diyip koşar adımlarla buradan dışarı çıktım. Arabama bindiğimde dikiz aynasından kendime baktığımda kıpkırmızı olduğumu gördüm.

Hangi ara allık sürdün, Asi?

Elimle kendime hava yaparken arabayı evime doğru sürmeye başladım...

~Evettt, dördüncü bölümle karşınızdayım. Sizlere bir soru sormak istiyorum. Sizce bu bölüm fazla mı klişe oldu? Bilmiyorum, açıkçası ben daha yavaş ilerletmeyi düşünüyordum ki hâlâ düşünüyorum. Çünkü ilişkilerini yavaş ve tam tadında yaşamalarını istiyorum. Çok sıkılır mısınız? Size göre yapmak istiyorum.

14.11.2024

Görüşmek üzere, benimle kalın...

Bölüm sonu

1 yorum