İçeriğe geç

SAVAŞIN VE ŞİFANIN İZİNDE

Bölüm 3 · 13 dk okuma

SAVAŞIN VE ŞİFANIN İZİNDE

Bölüm 3

Yeni Hayat, Yeni İnsanlar

1 Hafta Sonra

Buraya geleli bir hafta olmuştu ve ben buraya baya alışmıştım. Bugün acilde nöbetim vardı. İki gün önce iş başı yapmıştım, dört gün öncede ev mobilyalarım gelmişti. Artık tam anlamıyla yerleşmiştim

"Asel Hanım sıradaki hasta geliyor." dedi Birce. Birce buraya geldiğim ilk gün bana çok samimi davranmıştı. Fakat nedense Miray denen o hemşire geldiğimden beri bana ters davranıyordu.

"Tamam Birce, alabilirsin." dedim onaylar bir biçimde. İçeri 6-7 yaşlarında bir kız çocuğu ve annesi olduğunu tahmin ettiğim bir kadın girdi. Kız çocuğu sedyeye otururken bende eldivenlerimi taktım ve yanına doğru ilerlemeye başladım.

"Evet bu küçük hanımın nesi varmış acaba?" dedim cebimden çikolata çıkarırken.

"Boğazlarım ağrıyor, öksüyorum ve, " diyip burada biraz nefes aldı ve kendini sedyeye doğru attı.

Evet bildiğiniz attı.

Ben refleksle elimi kafasının altına koyarken o konuşmaya devam etti. "Abla beni yangınlara attılar, yanıyom ben." Söylediği cümleye şaşırsam mı, gülsem mi bilemeden annesine baktığımda 'bu çocuktan olmaz' bakışları atıyordu. Annesi ona baktığımı hissetmiş olmalı ki bana bakıp cevap verdi.

"Her hasta olduğunda böyle oluyor." dediğinde hak verdim.

"Normal bir şey. Peki nesi var?" dedim asıl konuya gelerek. Annesinin gözlerinde endişe duygusunu görürken cevap verdi. "Akşamdan beri ateşi düşmedi, 4-5 kere falan kustu ve söylediği gibi boğazı şişmiş." dedi bilgiyle.

"Hmm, peki o zaman küçük hanım, ağzını açar mısın?" dediğimde başını 'hayır' anlamında salladı.

"Peki o zaman bu çikolatayı ben yerim." dedim çikolatayı ağzıma götürürken. Hızlıca ağzını açtığında, gülümsedim. Çubukla boğazına baktığımda gerçektende boğazının çok fazla şiştiğini gördüm. Çubuğu ve eldivenleri çıkarıp çöpe atarken aynı zamanda konuştum.

"Boğazın birazcık şişmiş; ama bir serum alsan ve ilaç içsen tam olacak." dedim ve çikolatayı ona uzattım, ilk önce annesine onay almak için baktı onay aldığında çikolatayı elimden yavaşça aldı.

"Evet, küçük hanım adını bana söyler misin?" dedim serumunu hazırlarken.

"Pera. Çok güzel bir isim öyle değil mi?" dedi heyecanla. "Evet gerçekten ismin çok güzel." dedim ve iğneyle yanına geldim. İğneyi gördüğünde gözlerinin dolduğunu konuştum.

"Korkma, şimdi bir teknik var onu sana uygulayacağım ve canın acımayacak." dediğimde biraz daha rahatlamış olduğunu gördüm.

"Şimdi Peracım bir ben sana sorular soracağım, bir sen bana soracaksın tamam mı?" dedim tepkisini izlemek için dikkatle ona bakarken. Başını aşağı yukarı 'evet' anlamında salladıktan hemen sonra konuştu. "İlk ben sorabilir miyim?" dediğinde başımı aşağı yukarı doğru salladım.

"Adın ne abla? "

"Asel Arin. Senin ki kadar güzel olmasada benimkide idare eder, değil mi?" dediğimde kıkırdadı.

"Hm, evli misin?"

"Hayır."

"Peki sevgilin var mı?" dediğinde tam cevap verecektimki annesinin "Kızım. " diye uyarmasıyla cevap veremedim. "Sorun değil." İsim boşluğunu hissettiğimde hemen cevap verdi

"Zümra. Zümra Atilla."

"Memnun oldum Zümra Hanım." dediğimde elini kaldırarak beni durdurdu.

"Lütfen bana abla de. Hanım bana fazla resmî geliyor. Eğer rahatsız olmayacaksan bende sana Asel diye seslenmek isterim." dedi samimi bir ses tonunda. "Tabii ki rahatsız olmam Zümra abla." dedim hafifçe gülümseyerek. Biz konuştuğumuz esnada Pera'nında iğnesi bitmişti. Pera ise serumun içindeki ilaçlar dolayısı ile uyumuştu.

Pera'nında uyanmasını beklerken Zümra ablayla sohpet etmiştik. 29 yaşındaydı, kocası askermiş. Kocasını anlatırken gözlerinde ve dudaklarındaki gülüşünde bir burukluk vardı, bunu farketmiştim. Sohbet ettikten bir saat kadar sonra gitmişlerdi. Pera'yı çok sevmiştim, aşırı derecede tatlı bir kızdı.

Ben bunları düşünürken bir anda içeri sedye ile hemşireler girdi. Hızlıca oraya doğru koştuğumda sedyede yatanın bir asker olduğunu gördüm,hemşire bana bilgileri vermeye başlarken ben de gözlerine baktım.

"Seyit Onay, erkek, çatışmada yaralanmış, üç yerinden yaralanmış;kol, bacak ve karın bölgesi. Çok kan kaybetmiş,kan grubu A rh(-) "

"Hemen ameliyathane hazırlansın. Neva, Semih ve Adem Hoca'yı çağır." dedim bağırarak.

💜

Yaklaşık on dakika içinde hazırlanmış ameliyata girmiştim. Ameliyat güzel geçmişti; fakat bizi çok fazla zorlamıştı. Hemşirenin dediği gibi çok fazla kan kaybetmişti, bu yüzden kan takviyesi yapmıştık. Şimdi ise ne olur olmaz diye yoğun bakıma almıştık.

Ameliyathanenin kapısından çıktığımda kapıda içerideki askerin olduğu tim olduğunu anne, babasının olduğunu tahmin ettiğim ve bir tane kadın vardı. Beni gördüklerinde hepsi bir anda ayaklanmışlardı.

"Oğlum nasıl?"

"Seyit nasıl?"

"Nişanlım nasıl?"

"Bir susunda doktor cevap versin!" Hepsi bir anda bana farklı farklı sorular sormaya çalışırken sert bir erkek sesi onları susturmuştu. Gözlerimi sese çevirdiğimde karşımda gördüğüm kişiyle donup kaldım, oda yüzünü bana çevirdiğinde ikimizin ağzından aynı anlamda farklı kelimeler çıktı.

"Kubilay Bey?"

"Doktor Hanım?" Benim şaşkınlığımı hâlâ devam ederken aklıma tek olmadığımız aklıma geldiğinde boğazımı temizleyerek konuşmaya başladım.

"Seyit Bey'in durumu çok iyi. İlk başta her ne kadar iç kanama geçirmesine korksakta, korktuğumuz gibi olmadı. Şimdi her ihtimale karşı yoğun bakıma aldık, 24 saat gözlem yaptıktan sonra normal odaya alabiliriz. Geçmiş olsun." dediğimde bir anda karşımdaki kadının üstüme atlayıp elimi öpmeye çalışması ile tekrardan şaşkınlığı uğramıştım, hem ağlayıp hem sayıklıyordu.

"Teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim kızım, siz olmasanız oğlum şehit olacaktı. "

"Hanımefendi, lütfen böyle yapmayın ben işimi yaptım." dedim nazik bir sesle. Bir anda kadının ağlayarak bana sarılması ile dumura uğradım. Kocası ve Kubilay Bey tam yaklaşıp kadını üstümden alacaklardı ki elimi uzatıp onları durdurdum. Ağlamaya ihtiyacı vardı. Kadın bir anda ellerimde bayılırken, hızlıca dizlerimin üstüne oturdum ve kadını dizime yatırdım.

"Gülcan!"

"Gülcan Teyze!"

Kocası ve yanındaki kadının seslerini duyduğumda adının Gülcan olduğunu öğrendiğim kadın için hemşireyi çağırmıştım. Emre gelip Gülcan Hanım'ı sedyeye yatırırken bende oturduğum yerden kalktım ve dizlerimi elimle silkeledim. Endişeyle sedyenin arkasından bakan adamlara dönüp onlara hitaben konuştum.

"Anladığım kadarıyla yaklaşık iki saattir yemek yememiş,tabii yemek yemediği içinde tansiyonu ve şekeri düşmüş. Gülcan Hanım ile bizzat ben ilgileneceğim; fakat birinin yanında kalması lazım." dedim tepkilerini izlemek için dikkatle onlara bakarken. Hepsinin şaşırdığı bariz belliydi, ben hâlâ onlara bakarken kocası cevap verdi.

"Ben kalacağım. "

"Peki o zaman sizi Gülcan Hanım'ın odasına götüreyim. Eğer bir şey soracak olursanız bana sorabilirsiniz." dedim elimi öne doğru uzatırken.

"Biz sizi yormayalım doktor hanım." Ciddi ve tok sesin sahibine baktığımda Kubilay Bey'in olduğunu gördüm.

"Bugün nöbetçi olacağım Kubilay Bey. Bütün gün buradayım yani, lütfen sorunuz olursa sormaktan çekinmeyin. Zaten hasta uyandığında size gerekli bilgileri vereceğim. Hadi gidelim." dedim yanımdaki adama, adını bilmediğim için isim boşluğu kalmıştı.

"Gökhan. Adım Gökhan, kızım." dedi adam ismini söyleyerek.

"Asel Arin bende. Memnun oldum efendim."

"Ne efendimi kızım, amca de lütfen." dedi bozulmuş bir ifadeyle."Tamam Gökhan Amca,öyle olsun." Biz konuşurken Gülcan Hanım'ın odasına gelmiştik bile. "Şimdi ben seni karınla yalnız bırakayım.Daha sonradan görüşürüz." diyip oradan uzaklaştım.

"Asel Hanım!"

Tam asansöre bineceğim esnada ismimin geldiği tarafa baktığımda az önceki kadın olduğunu gördüm. Yanıma gelmesini beklerken, hızlı adımlarla yanıma ulaştı. "Rahatsız ediyorsam, kusura bakmayın." dedi naif bir sesle. "Hayır rahatsız etmiyorsunuz." Yine isim boşluğu hissettiğimde hemen cevap verdi.

"Ecem. Seyit'in nişanlısıyım ve lütfen sizli bizli konuşmayalım senin içinde uygunsa." dedi samimi bir sesle. "Hayır, tabii ki sorun değil Ecem. Sen ne isteyecektim, umarım önemli bir şey yoktur." dedim dikkatle onu dinlerken.

"Hayır, aslında önemli bir şey değil sadece sana bir şey sormak istiyorum. Ben Seyit'in yanına girebilir miyim?"

"Normalde başhekim izin vermez;nama ben sana biraz yardım edebilirim." dediğimde gözleri parladı. "Şimdi sen sizinkilerin yanına git, ben üstümü değiştirdikten sonra Seyit Bey'i kontrol ediyormuş gibi yapıp seni yoğun bakıma sokacağım." dedim sessizce mırıldanarak. Heyecanla başını aşağı yukarı sallayarak yoğun bakım ünitesinin yanına koştu. Sevilmek gerçekten güzel bir şey olmalıydı.

Üstümü değiştirmiştim. Şimdi ise Ecem'e sözümü tutmaya gidiyordum. Ecem gerçekten de nişanlısını çok seviyordu ve bunu hissettiriyordu. Ben bunları düşünürken yoğun bakım ünitesinin önüne gelmiştim. Yine aynı tayfa buradaydı. Önlüğümün cebinden kartımı çıkarıp yoğun bakıma girdim. Fakat içeri girdiğimde gördüğüm şey ile hafifçe gülümsedim.

💜

Kapıyı çalıp gerekli komutu bekledim. 'Gir' komutunu duymamla birlikte kapıyı açıp içeriye girdim. Girdiğimde herkesin gözü bana dönmüştü.

"Müsait misiniz?" dedim gözlerimi herkesin üzerinde gezdirdiğimde, içeride bu sefer fazladan iki kişi daha vardı. Zümra abla ve Pera.

"Asel abla!"

Pera'nın bir anda üstüme doğru koşmasıyla beraber boyuna doğru eğilip kollarımı açtım,hızlıca kollarımın arasına girerken sıkıca bana sarıldı. Bende ona sarılırken bir yandan da konuşuyordu.

"Asel abla sen nerelerdeydin, ben seni çok özledim!" Kulağımın dibinde bağırmasıyla tek gözümü kapatıp kendimi ondan uzaklaştım. "Kuzum, ben gitmedim ki sen gittin." dedim sırıtarak. Zümra ablaya baktığımda gözleriyle beni uyarıyordu.

"Anneeee!" Pera'nın bir anda bağırmasıyla irkilirken, diğerleri önceden kulaklarını kapatmıştı. Ben gözlerimi kırpıştırarak Pera'ya bakarken bir anda odada bir kahkaha tufanı koptu.

"Ayy, tipe bak!" Ecem'in dediği şeye kaşlarımı çattım. Ne vardı tipimde? Ecem kaşlarımı görünce daha fazla gülmeye başladı. Ciddi olmaya çalışsamda yinede hafifçe gülmüştüm. Pera ise hâlâ annesine kızıyordu.

"Peracım." dediğimde bana doğru yürümeye başladı "Neden annene kızıyorsun?"

"Çünkü, ben seni çok sevdim." dediğinde belli belirsiz gülümsedim. Beni hayatım boyunca hiçkimse bu kadar sevmemişti.

"Tatlım, bende seni çok sevdim; ama ben annene bağırmıyorum. Sen sürekli burarada kalamazsın ki." dedim ikna edici bir sesle.

"Sen annene bağırınca sana kızıyor muydu? Benim annem kızıyor." dedi hüzünlü bir sesle. Keşke her zaman çocuk kalabilseydik. Çocuklar çok saf ve naiflerdi.

"Annen senin iyiliğin için sana kızıyor, yoksa senin annen seni çok seviyor." dediğimde gözlerini annesine çevirdi.

"Anne sen beni çok mu yoksa çookk mu seviyorsun." dedi 'o' harfini uzatırken. Zümra ablanın yanına gittiği sırada bende ayağa kalktım, dikkatle ne yapacağını izlerken Pera'nın, Zümra ablanın yanaklarını öptüğünde kalbim erimişti.

"Oy, bitanem benim ya, ben seni çookkk seviyorum." Zümra ablada Pera'nın yanağını öptüğünde gülümsedim. Pera çok şanslıydı, Zümra abla gibi bir annesi vardı.

Boğazımı temizleyerek odadaki insanlara döndüm hepsi gülümseyerek bana bakıyordu. Gülcan Hanım'a gözüm değdiğinde bana bakarak ağzını oynatıyordu.

Lan bize büyü mü yapıyor yoksa? Asel kaç!

En son gözüm odanın en sessiz köşesinde duran Kubilay Bey'e döndü. Anlatamadığım bir bakışla bana bakıyordu.

Sana? Bakıyordu? Ben düştüm; ama beni kaldırmayın!

Gözümü ondan çekerek hasta yatağında yatan Seyit Bey'e döndürdüm. "Evet, Seyit Bey nasıl hissediyorsunuz?" dedim artık asıl konuya gelerek.

"Çok güzel hissediyorum. Hatta o kadar iyi hissediyorumki hastaneden çıkabilirim Asel Hanım." dedi heyecanla. Ecem, nişanlısının yüzüne kaşlarını çatarak baktığında Seyit Bey yerine sindi. Bütün asker ve polisler sürekli böyleydi.

"Maalesef Seyit Bey, yaklaşık bir hafta kadar burada bizimlesiniz. Şimdi hemşireyi çağıracağım,gelip serumunuzu değiştirecek. Dosyalarda herhangi bir ilaca alerjiniz yok gibi görünüyor; fakat size de sorayım. Alerjiniz olan bir ilaç var mı?" dedim, burada kalmak zorunda olduğu için yüzü düşmüştü. Başını sağa sola sallayarak cevap verdi.

"Tamamdır o zaman ben hemşireyi çağırdım şimdi gel-" cümlemi tamamlayamadan, kapının açılması ile başımı kapıya çevirip gelene baktım.

Hemşire Miray?

"Miray Hanım?" dedim sorgulayan bir sesle.

"A-Asel Hanım?" dedi kekeliyerek. "Siz burada mıydınız?"

Yok ben hayaletim. Yarım akıllı karı!

Ben tam cevap verecektimki Pera'nın sesi ile cevabım bölündü. "Yok burada değil." dedi gözlerini devirerek. Gözlerini? Devirdi? Lan bu senin kopyan! Gözlerimi Miray Hanım'a çevirdiğimde kaşları çatık bir şekilde Pera'ya bakıyordu. Bu niye böyle bakıyordu?

"Miray Hanım, hani Seyit Bey benim hastam ya. Burada olmam normal değil mi? Siz niye gelmiştiniz?"

"Siz hemşire çağırmıştınız, ben geldim." dedi rahat bir tavırla. Kaşlarımı çatıp ona bakmaya devam ettiğimde rahat tavrından çıkıp kendini düzeltti. "Ben Asya hemşireyi çağırmıştım ki bunun yanı sıra siz, nasıl bir hastanın yanına böyle girebiliyorsunuz?" dedim hâlâ sabırlı olmaya çalışarak.

Ben ona bakarken o ise arkamda bir yere odaklanmıştı, baktığı yere baktığımda baktığı yerin daha doğrusu kişinin Kubilay Bey olduğunu gördüm; fakat Kubilay Bey ona tiksinir gibi bakıyordu. Ben tekrardan Miray'a döneceğim sırada Ecem bana seslenmişti.

"Asel," dedi naif bir sesle "Seyit'in serumunu sen değiştirir misin? Bir ara Miray Hanım yapmıştıda, her ne kullandıysa Mete'nin yarası enfeksiyon kapmıştı,yine öyle olmasın." dediğinde kaşlarımı çattım, odadakilere baktığımda büyük bir ihtimalle Mete isimli kişiyi aradığımı anlamış olmalılarki ismini Mete olduğunu tahmin ettiğim kişi elini kaldırdı. Ecem'e hitaben konuştum. "Tabii ki ben yaparım." deyip Seyit Bey'in yanına doğru yaklaşırken Miray'ın sesini duydum.

"Ne Asel'miş."

"Miray Hanım siz çıkabilirsiniz."

"Aslında kalsay-"

"Ne gerek var?" Zümra ablanın, Miray'ın konuşmasını kesmesiyle ona doğru döndüm. "Ne gerek var Miray? Allah aşkına bizi bir sal."

"Annem haklı bizi salll."

Ben şaşkınca Zümra ablaya bakarken, konuşmaya Pera'nında dahil olmasıyla kaşlarım havaya kalktı. Bu Miray bunlara ne yapmıştı da bu kız bile bıkmıştı?

Geçen on dakika sonra Seyit Bey'in serumunu değiştirmiştim. Şimdi ise bana timi tanıtıyorlardı. Ecem aralarında en büyük durandan başlayarak anlatmaya başladı.

"Bora abi, Zümra ablanın eşi, Eren ile Mete timin genelde en geveze ve çapkını ikisidir, hâlâ bekarlar bu arada. Sen galiba zaten Kubilay abiyi tanıyorsun;ama yinede ben sana anlatıyım, timin en çeviki ve nişanlımdan sonra en akıllısıdır." dediğinde bir kahkaha tufanı kopmuştu, bende hafifçe gülümsedim.

"Yoo, Kubilay Amca, Seyit Amcadan daha akıllı." dedi Pera hemen Kubilay Bey'i koruyarak.

Bir turda ona gülerken Ecem gülüşünü zar zor durdurarak anlatmaya devam etti. "Neyse devam edeyim, timin en soğuk kanlısı ve ciddisidir. Zaten Seyit'i anlatmama gerek bile yok, dünya yakışıklısı, akıllı, bana aşık, daha ne olsun değil mi?" dedi benden onay beklercesine. "Evet, sana aşık daha ne olsun?" dedim oyununa dahil olarak, herkes bu dediğime kıkırdarken Ecem gelip koluma girdi ve göz kırparak Zümra ablaya döndü.

"Ayy, Zümra abla Asel tam bizim kafadan değil mi? Hee, Asel sana Çınar gereksizini anlatmadım, o çok önemli değil; ama yinede anlatıyım. Kendisinin güzeller güzeli bir sevgilisi var.Hatta bu hastanede çalışıyor, tanıyorsundur Asya Karagöz. Bazen soruyorum kendi kendime o kız buna nasıl bakmış diye, sonra tekrardan diyorum 'aşk gözü kör ediyor.' zaten yoksa buna kim bakar." dedi memnuniyetsizce Çınar'a bakarken.

"Evet, Asya'yı tanıyorum ve çok iyi anlaşıyoruz da sen niye Çınra Bey'den bu kadar nefret ediyorsun? "

"Sonunda biri sesimi duydu, sonunda Rabbim sonunda." diye bağırdı Çınar Bey.

"Asel Allah aşkına bu tipsize kim bakar? Hem şunlara bey diye seslenme. Sonra bir tarafları kalkıyor." dedi alayla. Odadaki herkes onaylar mırıltılar çıkartırken. Gökhan Amca konuştu

"Evet kızım hem biz seni çok sevdik, vallahi ben bu hastanede daha önceden hiç senin gibi birini görmemiştim. Hepsinin yüzü hep asıktı, hele o Miray varya o Miray, kızım o kızdan uzak dur. O herşeyi yapabilecek kapasitede. Kubilay'a takıntılı. Onun yüzünden kaç doktor buradan başaka yerlere tayinlerini istedi." dediğinde kaşlarımı çattım,tam bu sırada kapı çalındı Seyit gerekli komutu verdiğinde kapı açıldı ve içeri Asya girdi. Asya girdiğinde Çınar hızla ayağa kalktı.

"Asya!"

"Çınar!"

İkisi de birbirinin ismini söyleyerek sarılırlarken belli belirsiz bir gülüşle onlara baktım. Birbirlerinden ayrılırken, Asya odaya bir bakış attı, beni gördüğünde gözlerinde endişe duygusunu gördüm. Hızlıca yanıma gelip elini alnıma koyup derin bir nefes aldı. Ben anlamsızca ona bakarken, aklına bir şey gelmiş olmalıki bana döndü.

"Ee, sen hasta değilsin?" Sorgular bir biçimde söylediği cümleye karşı kaşlarımı çattım. "Asya, sen iyi misin? Tabii ki hasta değilim, biri sana bir şey mi dedi?"

"Miray 'Asel Hanım çok hasta. Seyfettin Hoca nöbeti sana devretti.' dedi. Ben de bugün Çınar'la buluşacaktım, nöbet bana kalınca buluşmayı iptal ettim."

"Ne hastası? Asel sabahtandır hastanede bizimle ilgileniyor nasıl hasta olabilir? Delirmiş herhalde bu kadın." dedi Zümra abla sinirli bir sesle. Galiba Miray'dan en çok o nefret ediyordu. Kolumdaki saatime baktığımda mola saatime beş dakika kaldığını gördüm. Gözlerimi Pera'ya çevirdiğimde sıkılmış bir ifadeyle etrafına baktığını gördüm.

"Pera," Gözlerini bana çevirdi "Benim mola saatim yaklaşıyor, annen izin verirse seninle bahçede gezelim mi?" dediğimde gözlerini Zümra ablaya çevirdi.

"Sana zahmet vermesin Asel, zaten bir saat molan var onuda zehir etmesin sana."

"Ne zahmeti Zümra abla? Hem ben çok sıkılıyorum molada, Pera benimle gelirse çok iyi olur; fakat Peracım benim iki dakikalık bir işim var. Ben işimi bitirip seni gelip seni alıyım olur mu?" dedim son cümlede gözlerimi Pera'ya çevirerek. Başını aşağı yukarı doğru sallayarak beni onayladığında koltuktan kalktığımda Zümra abla elini öne doğru uzattı.

"Telefon numaranı ver, sen beni ararsın ben öyle gönderirim." dediğinde tereddüt etmeden telefonumun kilidini açarak ona uzattım. "Kaybolmaz mı?" Düşünceli bir şekilde sorduğum soruya karşı tebessüm etti." O buraları adı gibi bilir,sen endişelenme." dedi bir yandan telefon numarasını yazarken.

Sonra ise yanındaki Bora abiye uzattı, Bora abiden sonra odadaki herkes kendi telefon numarasını yazarken bir anda 'şak' diye bir ses geldi. Sesin geldiği yöne baktığımda, Mete kafasını tutuyordu.

"Lan Mete Su niye benim adımı 'Gevşek Eren' diye değiştirdin!"

"Noldu Eren Can? Üzüldün mü?" dedi Mete dudaklarını büzerek. Ecem kulağıma eğilip "Doktor kendi hallerinde bırakın, dedi" dediğinde hafifçe gülümsedim.

"Yenge, aşk olsun!" dedi Eren bozulmuş bir sesle.

"Bana aşk oldu da sana ne zaman olacak Eren efendi." Ecem' in alaylı sesine karşıt olarak saçlarını geriye doğru savurarak cevap verdi.

"Ooo, yenge sen bilmiyorsun tabii benim etrafımda kimler kimler var. Ama ben kabul etmiyorum işte." dedi egolu egolu konuşarak. Ecemle aynı anda gözlerimizi devirdiğimizde Gülcan Teyze konuştu. "Bence siz ikizsiniz. Neredeyse bütün davranışlarınız aynı." dedi gülerek.

Onlar sohbetlerine devam ederken benim aklımda hâlâ Miray'ın yaptığı bu saçmalık vardı. Şuan değildi; ama içimden bir ses benimle çok uğraşacağını söylüyordu.

Bugün yeni insanlarla tanışmıştım ve buraya alışmaya başlamıştım. Ben yeni hayatımın ilk adımını atmıştım...

~ Eveettt, nasılsınız? Ben çok iyiyim. Bu bölüm baya uzun oldu, umarım sizi şimdilik idare eder. Bu bölümde birazcık içsesi de okuduk Vee bence bir çoğunuz şimdi çok sevmiştir içsesi; fakat ilerideki bölümlerde severmisiniz bilemem :)

12.11.2024

Görüşmek üzere benimle kalın...

Bölüm sonu

3 yorum