Dünün yaşattığı heyecanla bu sabah kalkarken neredeyse hiç sorun yaşamadım. Sıraya geçerken çavuşun gününde olduğu belliydi. Umarım Barış komutan değildir. Göktuğun dediklerine göre onun özel gününde yaptıkları işkenceden farksızmış.
Biz sırada sayım yaparken heybetli boyuyla bu tarafa doğru yürüyen komutanla göz göze geldim. Bayadır görmemiş gibi hissediyordum. Devam etmemiş olmaması üzdü.
Sinirli bakışlarını benden aldı ve çavuşun az önce kızdığı elemanı bir anda yere itti ve
"ASKER SAY! 200 ŞINAV.!" Diye bağırdı. Cocuk ne yapcağını bilemez halde şınav çekmeye başladı. Güneş yeşil gözlermi parlatırken çocuk 50.şınavı çekerken kolları titredi.
"BAŞTAN! 1-2-3..."
O an anladım. Bu adamın acıması yoktu. Ve özel günündeydi. Daha fazla bakmadan önüme döndüm ve ikili sıra halinde eğitim alanına doğru ilerledik.
***
Eğitimin sonlarındayken ve komutan da bize katılmışken arkamdaki benim yaşlarımda ki çocuk götüme vurup
"Hadi serhatcım.hızlı biraz." Ona tekme atıp sürünme alanından çıkarken ensemde güçlü bir el beni yukarı kaldırdı.
Tam küfredecektim ki. Benim gözlerimi yansıtan kahve gözleri görmemle dilim içime kaçtı. Orman yanmıyordu şu an. Sadece toprak kalmıştı. Çiğ,kuru toprak.
"OYUN ALANI Mİ BURASI?!" Emin arkamdan çıktı. O da çok korkmuştu. Hala parmak uçlarımda duruyordum.
"AĞZINIZA SIÇARIM SİZİN!EL KOL ŞAKALARI NE LAN LİSEDE MİSİNİZ?" TERBİYESİZ PUŞTLAR!"
Beni bıraktı. Bir anda düşünce dengemi bulamadım. Tökezleyerek komutanın yakasını tuttum. Sanki kızgın demire dokunmuşum gibi elimi çektim hemen. Komutan hala bağırıyordu.
"KOŞ ASKERYENİN ÇEVRESİNDE. NE YEMEK VAR NE DE SU! SİKEYİM ÇIRANIZI İTOĞLUİTLER!"
"Çavuşum dediğimi yapsınlar. Zekasız veletler amk."
Giderken arkasından bakakaldım. Ne zaman duracağımızı söylememişti.
***
Saat 19.00'dı. Hala durmamıştım. Aptal bedenim Emin'in ki gibi bayılmıyordu. Delirecektim artık. Tökezleyerek yere düştüm. Karanlık hava da taşa çarpmıştım.
Arkamdan ses gelince irkildim.
"Koş asker."
"e-öhhü-emredersiniz...komutanım."
Tam ayağa kalkmış tekrar koşacakken tekrar seslendi. "Gel buraya."
Paytak adımlarla arkamı dönüp yanına gittim.
"İbne misin sen?"
Gelen soruyla yutkundum.
"Estafurullah komutanım."
"Değilsin yani...iyi...olma. Sakın olma asker."
Sesinde öfke vardı.ama ayrıca sanki...avutma?
İyice saçmaladığımı farkedince kızarmış gözlerimi onun yüzüne çıkardım. Komutanın göz bebekleri büyüdü. Zaten son hatırladığım şey de oydu. Sonrasında kendimi onun üzerine atarak bayılmışım.
Revirde uyandığımda (kendi karnımın gürültüsüyle) etrafda kimse yoktu. Revirin hemşiresi Ayşe abla yaşını göstermeyen vücudu ve yüzüyle yanıma serumla geldi.
"Ayhh senin de şundan farkın yok ki?"
"Ben ne ara bayıldım?"
Ayşe abla bir anda sırıttı.
"Komutanın kucağında bayılmışsın. Seni getirdi bi tane asker. Hiç utanmadın mı? Hem emirlerinden çıkmışsın hem de bayılmışsın karşısında."
"Abla niye bilerek yapayım ya?"
Kadın inanmadığını belli eden şekilde kafasını salladı ve damar yolumu açtı.
Serum bitince koğuşa gittim. Göktuğ hemen yanıma geldi
"Lan, revire gitmişsin? Yan koğuştaki Alperen taşımış seni? Oğlum iyi misin şu an?
"İyiyim iyiyim. Merak etme. Bayağı iyiyim hem de. Ayşe abla yemekte verdi gizlice. Miss gibiyim."
Göktuğ inanmadığını belli etti ama üzerinde durmadı. Ben pijamalarımı giyerken içer nöbetçi asker girdi.
"Arkadaşlar! Aranızda bilgisayar ya da yazılım mezunu olan var mı?"
Ona daha net bakmak için eğildim." Ben varım.noldu ki?"
"Barış komutan istedi! Gel.sivil gel bir şey olmaz."
Tekrar pantolonuma uzanınca eklemişti bir şey olmaz diye.
Onun arkasından mavi terliklerimle ilerlerken hala kışla da olan askerler pijamalı halime bakıp gülmüştü. Umursamadan kapıya gelince nöbetçi kenara çekildi.
"Geç."
Kapıyı çaldım. İçerden sert bir "gir!I komutu duyunca derin bir nefes alıp içer girdim.
"SERHAT GÜZELABABA!ERZURUM KOMUTANIM!"
Asker selamı verip ona baktım.
"Bilgisayar için gelen sen misin?"
"Evet komutanım" beni süzdü. Yırtıcıymış gibi.
"Revirde değil miydin sen? Neden geldin buraya?"
Tanımasak endişelendi sancaz.
"İyi oldum komutanım. Koğuşta başka mühendis yoktu. Ben geldim."
Yeşillerime baktı. Bu sefer sabahki gibi kuru değildi. Ama sakin de sayılmazdı.
"Ne mezunusun sen?"
"Yapay zeka komutanım."
"İyi, bak şu bilgisaraya. Ben anlamıyorum pek. Uygulama takıldı kaldı yüklenmiyor."
Hemen masanın karşı tarafına geçtim. Eğilip incelerken dudaklarımda ufak ıbir tebessüm oluştu.
"Ne sırıtıyorsun asker? Noldu?"
"Sırıtmadım komutanım. Kusura bakmayın.bu reklam sadece. Uygulama falan değil yani.izniniz varsa sileyim."
İzni beklemeden tek bacağımı onu bacak ve masa arasında kalan yerine koydum ve eğildim. Reklamı silip. Ona baktım.
"Bakı-"
O bilgisayara değil. Temas eden bacağıma çatık kaşlarla bakıyordu.
Hemen geriledim. O da kendine geldi. Sinirli olmaya çalışıyordu ama sadece afallamıştı.
"Tamam asker. Dışarı şimdi."
"Emredersiniz komutanım"
Tam masanın yanından uzaklaşırken bileğimden tuttu.
"Bi daha böyle bacaklarını sıkan şeyler giyme asker. İlk gününde dediğimi de unutma."
sinirlenmistim. Zenne iması yaptığı günden bahsediyordu.
"Pijamamda sorun yok komutanım."
Kaşları kalktı.
"Ben diyorsam var asker. İnatlaşma."
Elimi bıraktı. Ben de geri bir şey demeden geri çekildim.
"Pişt!karı gibi trip atma sikerm ecdadını senin. Duydun mu?"
"E-estafurullah...komutanım. Bir anda oldu.kusura bakmayın." E korkmuştum. Korkulmayacak gibi değildi ki.
"Kusura bakmayınmış. Ağzın kelime öğrensin artık." Defol şimdi.
Tekrar selam veririm ve çıktım.
***
Ertesi sabah eğitimden sonra telefon dağıtılıcaktı. Bu dün yaşanan olaydan sorna kafamı dağıtmak için mükemmeldi. Herkes çok heyecanlıydı. Hele ki Göktuğ. Cocuk sevgilim sevgilim diye geziyordu. Çok iyi gelecekti bu.
Ben telefonu elime alınca açıp ilk başta annemlere yazdım. Daha sonra instagrama girip arkadaşlarıma döndüm. Telefonda konuşmayı sevmezdim. Bildirimleri kontrol ederken bir istek gözüme çarptı.
arda_sever06 sizi takip etmek istiyor.
Adamın profile tıklayınca kafede çakmağımı veren kişi olduğunu anladım. Fotoğraflarda daha yakışıklıydı. Geri takip yapıp ablamın üstten gelen mesajını yanıtladım.
Ve Göktuğun sevgilisine. Yani yengeme baktım. Israrla gösteriyordu her fotoğrafını. Telefonu bırakıp ona odaklandım tamamen.
Kızın fotoğraflarına baktıkça anlamdıramadığım bir şey hissettim. Kız güzeldi. İnkar edemezdim ama...aması vardı işte. Çavuş "Telefon!" Diye bağırınca telefonu gidip elinde ki kutuya koydum.
***
Yemekhanede yemek yerken adım seslenince kapıya baktım.
"SERHAT GÜZELBABA!BARIŞ KOMUTAN SENİ EMRETTİ!"
Oflayarak çatalımdaki patatesi ve çatalımı bıraltım. Göktuğlar komutana küfrederken ben odasına doğru yol aldım.
Kapıyı çalıp içeri gir komutunu duyunca içeri girdim.
"SERHAT GUZRLBABA!ERZURUM KOMUTANIM!"
"Gel asker gel...sana dedim zamanında. Yalan konuşma dedim. Değil mi?"
"B-ben anlamadım komutanım?" Sesi çok tehlikeliydi. Öfkenin başka bir boyutuydu. Kuru çöller geri gelmişti.
"Telefonun asker,açık kalmış."
O an anladım. Telefonumun otomatik ekran kapama süresi yoktu. Ben kapatmadıkça kapanmıyordu. Nasıl böyle bir eşeklik yaptım?
Kafamı komutana çevirdim.
"Kusura bakmayın komutanım. Özür dilerim unutmuşum."
"Unuttuğun için özür diliyorsun yani. Kimlerle yazıştığından kimlerle güldüğünden. Hiç utanmıyorsun. İbne oğlu ibne seni."
Beynim durmuştu. Ne ara bu hale geldik? Adamın özel hayatıma saygısı yok muydu?
"B-ben, komutanım-"
ÇAT
Telefonu yanımda ki duvara fırlatmıştı. Dört adımda yanıma geldi ve boğazımı sıktı.elini tutup bir anda yaşaran gözlerle ona baktım.
Acıyordu,bana değil. Bundan emindim. O zaman neye acıyordu?
Beni bıraktı
"Yapma.Yapma asker. Hastalık yapma."
Sesi acizmiş gibi çıkıyordu. Bu beni o sert sesten daha fazla etkiledi.
"Çık. Sen beni, ben de seni öldürmeden çık."
Hizla arkama bakmadan çıktım.
Amk noluyordu amk?