İçeriğe geç

savas bxb

Bölüm 2 · 4 dk okuma

savas bxb

Bölüm 2

ÇAKMAK

Sabah sayımından nefret ediyordu. Hem koğuştakilerin "uyuşturucu mu içiyosun" sorularından,hem de gereksiz salaklığımdan. Sabah sarhosuydum kısaca.

Sırayla sayım yaparken bugün çok yorulacağımı hissediyordum. Yavaştan soğumaya başlayan havaya baktım.

"ASKER!" Yine o. Hala aynı derecede korkunç. Aynı derece de sinirliydi.

"SERHAT GÜZELBABA! ERZURUM KOMUTANIM!"

Ne yapmıştım acaba?

"Çavuşun konuşurken nasıl başka bir şeye odaklanırsın sen?!Kendine gel asker eğitim yeri burası!" Haklı isyanına kaşlarımı çattım.

HAKLISINIZ KOMUTANIM! KUSURUMA BAKMAYIN! Yeşil gözlerimle gözlerine bakamıyordum. Yakasına kilitlemiştim gözlerimi.

"Çavuşum! Bu askeri her eğitimden iki kere geçirin! Yere yığılırsa da akşam yemek falan vermeyin!" Henüz kuralları bilmediğimden bunu normal karşıladım. Aksini yapsam nolurdu sanki. Canavara karşı çıkarsam?

Çavuş onaylayıp beni sıranın başına çekti. Hissettiğimi söylemiştim.

***

Küfrederek yemekhaneye gittim. Tam anlamıyla anam sikilmişti. Yemekhane de adını bilmediğim abinin yanına oturdum. Bana acıyan gözlerle bakıp çorbasını uzattı.

"Al aslanım. Doymazsın sen." Abiye mor gözlerle baktım.

"Estafurullah abi,yemekler zaten kötü. Bir de bana verme." Kesinliğimi belli eden bir şekilde çorbayı geri onun önüne ittim. Adam bana baksa da bir şey demedi. Ben de yemeğime odaklandım.

Yemekten sonra yorgunluğumu atmak için banyo yapmaya gittim. Havlumu ve kıyafetlerimi alıp dolaba koydum ve duş bölmesine gittim.

Saçımı sabunlarken uzun boylu bir çocuğun bana ters ters baktığını fark ettim. İrdelemedim ama kendine kendine söylendiği kelimeler sinirimi bozdu.

"İbnelerle aynı yerde duş alıyoruz amına koyayım."

Acele etmeden banyomu yapıp eşyalarımı topladım. Koğuşta üstümü giyip kirlileri çamaşırhaneye götürdüm. sinirliydim. Her zamankinden de daha sessizdim. Gökuğ'un dikkatini çekmiş olacakki çamaşırları koyarken içeri damladı.

"Paşama da hanımcılık ne yakışırmış?"bu öylesine söylenmiş bir şeydi ama olayı bildiğini sandım bi an.

"Ne!?-"

"ASKER! AKŞAM SAYIMI."

Çavuşun sesiyle son çamaşırı da atıp koğuşun önüne gittim.Göktuğ arkamdaydı.

Sanki koğuşun içinden değil de dışından biri beni itiyormuş gibi hissediyordum. Sıraya geçerken herkesin yüzü aynıydı; yorgun, boş ve hızlıca bitmesini isteyen ifadeler.

Ama benim aklım hâlâ banyodaydı.

O çocuk...amına soktuğum.

Söylediği cümle tam olarak net değildi ama tonunu unutamıyordum. Burada herkes sertti ama bu farklıydı. Daha... bilinçli bir aşağılamaydı.

"Serhat Güzelbaba!"

Başımı kaldırdım.

Çavuş önümdeydi. Gözleri kısa bir an üzerimde kaldı, sonra deftere döndü.

"Sorun yok."

"Yok komutanım."

Ama sesim otomatik çıkmıştı. İçim aynı şeyi söylemiyordu.

Sayım bittiğinde herkes dağıldı. Ama ben yerimden hemen kıpırdamadım. Birkaç saniye daha öylece durdum.

Sonra dönüp koğuşa yürüdüm.

İçeri girdiğimde ortam yine aynıydı. Kimi yatakta uzanmıştı, kimi sessizce kıyafetlerini katlıyordu. Her şey normal görünüyordu.

Ama benim gözüm o pala bıyıklı çocuğu aradı.

Yoktu.

Yatağı boştu.

Bir an durdum.

Sonra çamaşırhaneye doğru baktım.

Gökuğ da yoktu.

O an içimde net bir şey oluşmadı ama bir şeyin yanlış olduğunu hissettim. Tam adı konamayan bir huzursuzluk gibi.

Dolabımı açtım. Eşyalarımı yerleştirirken arkadan bir ses geldi.

"Bugün sinirlisin."Ona baktım.

"Evet.hem şu ceza hem insanlar...sikicem artık sinirimi bozuyorlar. Çamaşırhanede bir an sertçe sordum kanka kusura bakma bu arada."

Göktüğ sorun yok şeklinde kafasını salladı. Ben arkamı dönüp dolabımı düzenlemeye başladım. Normalde çok titiz biri değildim ama askeriyeydi burası. Ya paran ya ellerin gidecekti.

İşim bitince yatağa uzandım. Göktuğ da yanımda ki ranzanya uzandı.

Vücudumun yorgunluğuyla Göktuğ'un Hatay'da ki sevgilisini bile dinleyemeden uyudum.

Sabah çavuşun rampaya vurmasıyla kaşlarımı çatarak uyandım. Banyoya gidip yüzümü yıkayıp dişimi fırcaladım. Havlumu ve fırçamı tekrar dolaba koyarken kimseden fazla ses çıkmıyordu.

Askeri formayı giyip herkesten önce yeni doğan güneşi izlemek için dışarı çıktım. İnsanlar yavaş yavaş toplanırken yine komutanı gördüm,hala korkunçtu. Çavuş bize bakarken mesajı anlayıp sıraya geçtik.

Sayım yapılırken bu sefer dikkatim çavuştaydı. Bugun de iki kere eğitim yapamazdım.

Sayım bittiğinde "paydos" sesi geldi.

Tam o an Göktuğ yanımda bitti.

"Kanka kafeye gidiyoruz. Yakın olanına. Biraz takılırız."

"Bugün çarşı izni var zaten, değil mi?" dedim.

"Var var, hazırlan gel."

⸻

Üzerime bol bir pantolon ve kahverengi bir tişört geçirdim. Üstüme serin tutacak bir ceket aldım.

"Kanka hazır mısın?"

Göktuğ başını salladı.

"Hazırım, çıkalım."

***

Kafeye geçtiğimizde ikimiz yalnızdık. En azından masada. Bir sürü asker vardı aynı kışladan. Herkes kendi kafasındaydı. Kimse bizimle ilgilenmiyordu. Çok işime gelmişti.

Cam kenarı bir masaya oturduk.garson tatlı bir kız geldi hemen.

Göktuğ çay söylerken ben de etrafa bakıyordum.garson kız gidince Göktuğ bana yaklaştı karşıdan.

"Ee senin hayatındaki delikanlılar nasıl?"

Afalladım. Yeşil gözleri mle ona bakıp durumu tartmaya çalıştım.

"Sen-ne?!"

"Merak etme lan.fobik değilim ama öyle değilsen şu an çok utanırım be."

"Nerden anladın amk?" Gözlerine bakıyordum.

"Anlarım ben" havalı havalı göz kırptı bana.

Saka gibiydi. Askerde en fazka vakit geçirdiğim insanın iyi biri olması"

Göktuğ bana baktı. "Yav buluruz bir şeyler sana merak etme. İki gündür yüzünden düşen bin parça."

"Doğru diyorsun. Bana sarışın mı yok sanki?"

Asıl olay sevgilim olmaması değildi ama yine de öyleymiş gibi yapmak zorunda olduğumu hissettim.

"Kimin kardeşi be!" Biz abuk subuk konuşmaya devam ederken kafamı bir anda göktuğun arkasında oturan adama yönlendirdim. Refleksti sadece ama onun da gözler benimle buluşunca gözümü kaçıramadım. Adam benden çok büyük durmuyordu ama bıraktığı sakalı ona "adam" dememe itiyordu. Bana sırıttı ve kendi masasına odaklandı. Etkilenmiştim. Yakışıklı olsun canımı yesin kafasındaydım her zaman ama bunu böyle bir ortamdan almak garip gelmişti. Hem de Amasya'nın ortasında.

Hesabı ödeyip çarşı da dolaşmaya karar verdik. Tam çıkarken birinin bana seslendiğini duydum.

"Pardon!"

Arkamı dönünce az önce bakıştığım "adam" olduğunu fark ettim.

"Buyrun?"

"Bunu masanızda unutmuşsunuz." Sigaramı ve çakmağımı bana uzattı. Mahcubiyetle kafamı kaldırıp ona baktım.

Ama o bana bakmıyordu. Askeri künyeme odaklamıştı kendini. Okumaya çalıştığını herkes anlayabilirdi. Ama o an anlamamıştım. Anca otobüste Göktuğ tekrar sevgilisiyle evlenme hayallerini bahsederken idrak edebilmiştim...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.