Açlıktan ölmek üzere olan bir çocuğa yiyecek sunar mıydın?
Dilsize şefkatli bir söz sunar mıydın?
Felçli birine bir adım öne geçmeyi teklif eder miydin?
Uykusuzluk hastası bir hastaya yatak sunar mıydın?
Kör bir insana maviyi ve gökyüzünü anlatır mıydın?
Dediklerim elbette saçma geliyor kulağına.
Sık sık kafamızı uçurmak için, kendimizi zorlamak için, gerçeklerden kaçmak için bir şeyler arıyoruz.
Bir hareketi fazla düşünmektense, rol yapmak yahut olamamış gibi davranmak daha iyidir, der çoğu.
Geçmişteki iç içe geçmiş anılarınızı, birbirine girmiş bir düzine karışık ipten farklı sanamazsınız. Birçok kişi ipi açmayı denemez, denese de pes eder ve en sonunda ipleri keserek tekrardan birleştirmeye çalışır.
Pişmanlıklarından herhangi birini yeniden değerlendirirken umursamaz görünen bir zihniyete sahip biri gibi görünmeye çalışıyorsun.
Sana sırada ne olduğunu söyleyeyim: sana açlıktan ölmek üzere olan bir çocuk teklif ediyorum, sen de onları iyice doyurusun, sonra yardım ve bilgiye bir daha asla aç kalmasınlar, dersin.
İnsanları olduğundan değerli görürsün.
Zaman zaman bilirsin ki karıncalardan farksızdırlar. Yine de hep denersin, insanlara denediğini gösterirsin.
Oysa odana çekilip gölgelerin ardına saklandığında hiçbirinden umudun olmaz, kendinden bile. Ertesi sabaha kalkma lüksünün olmadığını bilmene rağmen kalkıp birbirine benzeyen hayatları izlemeye, o hayatlardan biri olmaya bir adım daha yaklaşırsın. Gündüzleri sahtedir senin için, geceleri gerçek. Gecelerinin karanlığına gömülü anların.
Şimdi,
bir gölge teklif et bana,
karanlıkta kaybettiklerinin karanlık köşelerine ışık tutayım?
Seansın bitmesine son beş dakika kalmıştı, doktor geçen bir saat boyunca ağzını açmamış ve beş dakikaya bunları sığdırmıştı. Karşısındaki bu yorgun kadın ile, etrafı bomboş koyu gri duvarlarla örtülü bu odada bir saat boyunca sustuğu da olmuştu. Kadın ince bileğine büyük gelen saate bakarak gitme saatinin geldiğini gördü.
Bazenleri zamanın nasıl bu kadar çabuk aktığını anlamıyor, bazenleri içinde bulunduğu dünyada her şeyin insanların bir uydurması olduğunu düşünüyor, zaman kavramını insanların yarattığını ve aslında oldukları yerde saydıklarını düşlüyordu. Bu düşünceleri aynı saniyeler içinde beyninin içinden geçip gidiyor ve kendine eklenerek bir daha gün yüzüne çıkmıyordu. Gitmeden önce çantasından çıkardığı zarfı minik bir gülümsemeyle doktoruna uzattı. Ardından koyu gri duvarlarla örtülü bu boğucu odadan çıktı.
Doktor evine geçtiğinde, kafası sakinleştiğinde kadından aldığı zarfı çıkardı. Çalışma odasına geçti, bomboş bembeyaz bir oda, kapıyı açtığınız an sizi içine çekiyordu. Huzurlu ama ürkütücü bir havası da vardı. yalnızca beyaz bir masa ve beyaz bir sandalyeden ibaretti. Elindeki zarfla beraber sandalyesine oturdu adam, elindeki bu zarfın ve hastası olan bu pejmürde kadının gizemini merak ediyordu. İki aydır hastası olan kadını iki haftada bir kez görmesine rağmen etkilenmişti, derin bir gizem hissediyor ve yardım etmek istiyordu.
Zarfı dikkatlice açtı. İçinden çıkan bir düzine kağıdı görünce sendeledi. Bir şeyler olduğunu hissediyordu ve bunları okumaya hazır değildi. Yine de geç kalmak istemedi, tüm gecesini alacak olsa da yavaş yavaş okumaya başladı:


