İçeriğe geç

Sarmasarışık

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Sarmasarışık

Bölüm 3

II

Unutulmuş onlarca zamanların birinde bir fotoğraf çekiniyoruz. Tanıdıklarımızla, sahte gülümsemelerle, nadir de olsa tüm samimiyetimizle.

Geçmişten bir fotoğraf var elimde. Güneş lekeleriyle detaylanmış yıllar geçtikçe. Küçük bir kız çocuğu, önünde duran pastaya bakıyor korkuyla. Gözleri kameranın fenerinden parlak kırmızımsı bir halde olan, zoraki bir gülümsemeyle kızını seyreden bir adam var yanında. Kızın ağzı korkuyla bir şey diyecekmiş gibi açılmış, fotoğrafın çekilecek zamanı bu anı bulmuş.

Yıllar geçti. Düşünüyorum da o an ne diyordu bu küçük kız, neyden bu kadar korkmuştu? Hatırlamıyorum. Hayatımızın en önemli anlarını sonraları hatırlamak için kayıt ediyoruz. Ama görüntüler yanıltıcıdır, bizim yaptığımız da anılarımızın hislerini yanıltmak. O anlar ne dediğimizi, ne düşündüğümüzü, ne gibi duygular beslediğimizi unuturuz saatler geçtikçe. Samimiyetsiz gülüşler kalır ardında. Düşünüyorum da bu durumdan rahatsız olan sadece ben miyim?

Küçükken yatağının altında canavar olduğuna inanan bir çocuk gibi korkutuyor beni bu tarz fotoğraflara bakmak.

Ne düşündüğümü hatırlamıyorum, hislerimi hatırlamıyorum, kendimi hatırlamıyorum, mutsuzluktan hasta olabilecek olsam bile resimlerdeki gülümsemeler unutturuyor sanki mutsuzluğu zaman geçtikçe.

Ne büyük bir kandırmaca.

Fotoğrafların ölüleri yaşıyormuşçasına içinde barındırması hep çok garip ve ürkünç gelmiştir bana. Üstelik çerçevetilmiş olan, büyük geniş fotoğraflar. içine çekiyor insanı, sanki, ben ölmedim burada yaşamaya devam ediyorum, diyor. Dik dik bakıyor bir köşeden. Bedeni yok olmaya yüz tutsa bile varlığını hissettiriyor bir yerden. Canınızdan çok sevdiğiniz biri bile olsa resimdeki insan, baktıkça ürkünç gelmeye başlıyor, zamanla bir kenara kaldırılmış, tozlanmış hâle geliyor. Sonra lanetler okuyor olduğu yerden. Vicdan azabı çektiriyor, yiyip bitiriyor insanı, en sonunda tekrar eskiden olduğu, istediği yerini buluyor. Bu sefer de göz göze gelmemek için uzaklaşırlar bu gerginliği hisseden insanlar. Göz ucuyla bakıp önlerine dönerler, esir olmamak için o gözlere. Ölü insanların kalan fotoğrafları sanki başka bir yere açılıyor, daima davetkâr bir hâlde duruyorlar.

Bir de fotoğrafın içinde siz de varsanız, bir zamanlar yaşayan o insanın kendinize temas ettiğini gördüğünüzde, bir ürperti kaplıyor içinizi. Dokunuşunu hissettiriyor sanki tüm bedeninizde.

Babam öleli yirmi yılı geçti ama zoraki çekilmiş bu fotoğrafın içinde yaşıyor. Bana bakıyor, gülümsüyor. Zorla gülümsediğini hissediyorum. Benden iğrendiğini hissediyorum, bana olan sinirini hissediyorum. Yedi yaşında bir kız çocuğu en fazla ne yapmış olabilir?

Fotoğrafın çekildiği günden beş gün sonra öldü babam.

Annesi ve babası bana iyi davranmaya çalışırlardı her zaman. Beş yaşıma geldiğimde babam benimle ilgilenmeyi tamamen kesmişti. Dikkatini çekmek için türlü türlü şeyler yapıyor olurdum gün boyu. Yüzüme bile bakmazdı. Ne yaparsam yapayım kızmazdı bile bana. Babamın hiç kızdığını ya da hiç güldüğünü görmemiştim o yaşıma kadar. Büyükbabam söylemişti, bir gün kahvaltı yaparken sormuşum;

Babam neden hiç yüzünü oynatmıyor, yüzünü kullanmayı mı bilmiyor? Babamı hiç gülerken görmedim gülmeyi mi bilmiyor? Sanırım sarılmayı da bilmiyor. Ona öğretsem olur mu?

Büyükbabam, oğlunu çok severek yetiştirmiş. Oğlunun, öz kızına böyle davranması canını yakıyordu.

Bu soruma karşı büyükbabamın gülümsediğini ve beni reddetmediğini hatırlıyorum. Çok soru soran bir çocukmuşum, meraklıymışım. Özellikle konu babam olunca.

Çok heyecanlanmıştım. Biz kahvaltı yaparken babam hep uyuyor olurdu. O gün yemeğimi bırakıp sevinçle kalkmıştım, yanına gitmiştim.

Tek kişilik yatakta bir eli başının altında, sırt üstü yatıyordu. Odaya girdiğimde , çok ses çıkardığımdan olacak ki gözü açıktı. Göz ucuyla beni seyrediyordu. Kapıdan koşarak girip üstüne zıplamıştım kollarımı açarak. Bir yandan, baba, sana sarılmayı öğretiyorum, diye bağırmıştım. Atladığım gibi kalmıştım babamın üstünde, ne hareket etmişti ne de geri sarılmıştı. Beni üstünden indirip tokat atmıştı bana. Odanın kapısından izliyordu büyükbabam. Olanı gördükten sonra koşup sarılmıştı bana. Ağlıyordum, ama gülümsüyordum da. Hıçkırıklarımın arasından, sarılmayı öğretemedim ama kızmayı öğrettim, sanırım sarılmayı sevmiyor babam, demiştim.

O günden sonra babam eve geç girip erken çıkar olmuştu. Ben uyuduğumda geliyor, uyandığımda gidiyordu.

Babam dışında köydeki herkes seviyordu beni.

Daha doğrusu acıyorlardı bana.

Şimdilerde ben de acıyorum bana.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

4. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

5 yorum