Mesela ben, dedi, her canlının yaşam hakkının olması gerektiğini savunuyorum. Bu iç savaşlar, dış savaşlar, ufağından aile kavgaları. Bir canlının başka bir canlının yaşamına son vermesi, sağlığını etkilemesi çok canice. Namus kavgaları, mal mülk kavgaları. Din savaşları, ülke dışı, ülke içi savaşlar hepsi bana saçma geliyor.
Daha kendilerini yetiştirmeden, kendilerine bakamadan çocuk sahibi oluyorlar. Kendini yetiştiremeyen bir insan, bir çocuğa nasıl baksın. Karın doyurmakla yetiştirilmiyor maalesef. Yaşadıkları bu çekilmez hayata, hiçbir şeyden haberi olmayan, çocukları sokuyorlar. Bununla da kalmayıp kendilerinin taşıyamadığı sorumlulukları bu çocukların üzerine yıkıyorlar. Ben bazen ciddi anlamda bu tarz insanlar yüzünden, soyumuzun tükenmesi gerektiğini düşünüyorum.
Öfkeleniyorum.
Ve insanlar hayatları boyunca kendilerini diğer canlılardan ayıran özelliğini övüp durur, düşünmek. Ama iyice bir baksanız hiçbiri bunu kullanmaz, kendini geliştirmez, içgüdüleri ile bir hayvandan farksız yaşarlar.
Ölüm kapılarını çalana dek.
Din ve ahlak ile övünüp dururlar. Bir dine mensup olsalar da insanlıkları onları terk etmiştir. Ahlakları terk etmiştir.
Yani benim demek istediğim, sizin cevap almak istediğiniz şey; bu adamı ben öldürmedim. Bu düşüncelere sahip bir insan nasıl bir insana, insanı bırakın bir canlıya nasıl zarar verebilir? Başta kendime yedirmem bunu. Böyle bir şey yapsam sizin bana ceza vermenize gerek kalmaz, kendi vicdanım beni yaşatmaz.
Misal ben bu adamı öldürdüm. Kimse de öğrenmedi, hiçbir kanıt da yok. Yakalanma ihtimalim sıfır. Ölen kişi ne kadar kötü olursa olsun, ailesi var ya da yok. Bir canlının yaşamına son vermişim. Öldüğü an ki görüntüsü silinir mi hafızadan? Acı çekişi, yalvarışı. Unutulmaz. İçten içe yer bitirir insanı. Geri de dönülmez bu davranıştan. Sizin ceza vermenize kalmadan kendim veririm o cezayı, kendime.
Memur hanım,
Ben gayet aklı başında bir insan olarak söyleyeceklerimi söyledim. Sizin beni sabahın yedisinden beri bu soğuk odada daha fazla tutmaya hakkınız olmadığını düşünüyorum. Yanlış mıyım?
Bir yanlışınız yok, dedi kadın, düşünceli ve söylenenlerden bir o kadar etkilenmiş bir tavırla oturduğu demir sandalyeden kalkarken. Ardından ekledi, arkadaşlara söyleyeyim çıkışınızı onaylasınlar. Cinayetler o kadar hafife alınabilecek bir konu değil sizin de bildiğiniz gibi. Ondan bu kadar durmanız. Hâlâ araştırma aşamasında olduğumuz için bir süre giriş çıkışlarınız izlenebilir, bu konuda bilgilendireyim sizi.
Kapıyı yavaşça açtı, soğuk bunaltıcı odadan çıktı.
Şüpheli kadın hâlâ bulunduğu yerden kalkmamış, iki avucunun arasına koymuştu kafasını. Şiddetli baş ağrısıyla başa çıkmasının bir yolu yoktu. Kendi kafasını söküp atmak istiyor, sonrasında üzerine basarak ezmek istiyordu. Hayatı boyunca şiddetlenen baş ağrılarını ne ilaçlar kesebilmişti ne de doktorlar bir anlam verebilmişti. Kendisi bunun aşırı düşünmekten olduğunu düşünüyordu.
Kendi beyninin içindeki solucan gibiydi, sürünüp gidiyordu.









