İçeriğe geç

Sarı Çıyan (BL)

Bölüm 6 · 6 dk okuma

Sarı Çıyan (BL)

Bölüm 6

Duvarlar

Akşamüstü rüzgarı açık otoparkta hafifçe uğuldarken, arabanın kaputunda yan yana oturuyorduk. Aramızdaki o birkaç santimlik mesafeden Mert’in teninin sıcaklığını hissedebiliyordum. Yüzündeki morluklar ve kaşındaki yarık, batan güneşin turuncu ışığı altında daha da belirginleşmişti ama o tüm hırpalanmışlığına rağmen o kadar dingin duruyordu ki, içimdeki çekingenlik yavaş yavaş dağılmaya başladı. Kendimi ilk kez onun serseri aurasının ötesini, aslında olduğu adamı merak ederken buldum.

"Mert," dedim, ellerimi hırkamın ceplerine iyice gömerek. Gözlerimi karşıdaki boş otoparka dikmiştim. "Bir şey soracağım. Diğer derslerini seviyor musun? Yani... neden bilgisayar mühendisliği? Ve neden bu okul?"

Mert hafifçe başını arkaya atıp sırtını arabanın ön camına yasladı. Simsiyah düz saçları rüzgarda hafifçe dağıldı. O boğuk, pürüzlü sesiyle hafifçe güldü. "Bulut hocam benim akademik kariyerimi mi merak ediyor?" dedi, ama sesinde o eski alaycı tondan ziyade samimi bir esneklik vardı. "Derslerim fena değildir, bölüm üçüncüsü olduğumu tahmin ediyorum. Sadece şu İngilizceye kafam basmıyor, daha doğrusu uğraşasım gelmiyor. Kod yazmayı çocukluğumdan beri seviyorum. Ekranın başında saatlerce oturup sıfırdan bir dünya kurmak... o bana göre işte."

"Peki ailen?" diye sordum, sesimin fazla meraklı çıkmamasına özen göstererek. "Burada mı yaşıyorlar?"

Mert’in yüzündeki o gevşek ifade bir anlığına ciddileşti. Bakışlarını uzaklara, kampüsün dışındaki binalara çevirdi.

"Annemi hiç tanımadım," dedi düz bir sesle. İçinde öfke ya da isyan barındırmayan, sadece kabullenilmiş bir gerçeklikle konuşuyordu. "Ben ve kardeşim çok küçükken babamı da beni de terk edip gitmiş. Bir daha da haber almadık."

Duyduğum şeyle içim acıdı. Bakışlarımı çaktırmadan ona doğru çevirdim ama o hala uzaklara bakıyordu.

"Babam..." diye devam etti, dudaklarının kenarı bu kez buruk ama şefkatli bir gülüşle kıvrıldı. "Çok iyi bir adamdır. Ama askerdi. Operasyonlar, görevler derken ben büyüyene kadar sürekli şehir dışındaydı, benimle çok ilgilenemezdi. Şimdilerde anca emekli oldu işte. Küçük bir erkek kardeşim var, onunla beraber şehrin biraz daha dışındaki evimizde yaşıyorlar."

Şaşkınlıktan dudaklarım hafifçe aralandı. Karşımda duran okulun tekinsiz ve olabildiğine soğuk duran adamı, ailesinden bahsederken o kadar bağlı, o kadar sevgi dolu konuşuyordu ki... Onun o sert, hırçın bakışlarının aptal kabuktan ibaret olduğunu hissettim.

"Şaşırdın mı?" dedi Mert, bakışlarını aniden bana çevirerek. O koyu renk gözleri tam gözlerimin içine kilitlendi. "Beni böyle bir aileye yakıştıramadın herhalde?"

"Hayır," dedim aceleyle, gergin bir gülüş bırakmaktan alıkoyamadım kendimi. "Sadece... onlara çok bağlı olduğunu hissettim. Bu çok güzel bir şey."

Mert sessizce beni izledi, ardından sargılı elini kaputun üzerine koyup bana doğru hafifçe eğildi. "Peki ya senin ailen, Bulut? Onlar nerede, ne yapıyorlar?"

Derin bir nefes alıp bakışlarımı pastel yeşil, çantamla uyumlu ayakkabılarıma indirdim. Benim hikayem onunkine tezattı. Maddi açıdan hiç eksiğim olmamıştı ama dilediğim sıcaklığı bulamamıştım.

"Benim ailemle... inişli çıkışlı, garip bir ilişkim var," dedim, hırkamın kollarını çekiştirerek. "Aslında sırf onlardan uzaklaşmak, kendi başıma kalabilmek için bu şehre geldim. Şu an tamamen ayrı yaşıyorum."

"Neden?" diye sordu Mert, ses tonu bu kez ondan beklenmeyecek kadar dikkatli ve yumuşaktı.

"Annemle babam beraber ortak bir tekstil firması işletiyorlar," diye anlattım, sesimdeki kırgınlığı gizleyemeyerek. "Yani maddi açıdan hiçbir sorunumuz yok. Beni başka bir şehre tek başıma yollayabilecek, evimi tutabilecek durumdalar, nitekim yaptılar da. Ama... konservatuvar okumama, piyano çalmama hiçbir zaman sıcak bakmadılar. Onlara göre bu bir meslek değil, sadece boş bir hobiydi. İşin başına geçmemi direkt dile getirmeseler de ima edip durdular."

Mert sessizce beni dinliyordu. Rüzgar sarı buklelerimi yüzüme savururken devam ettim.

"Çok direttim. Ailemle aramın bozulma riskini, beni tamamen silmelerini göze alarak konservatuvar sınavlarına girdim. Sonunda kazandığımı ve azmimi görünce mecburiyetten kabul ettiler, maddi desteği kesmediler ama... o günden beri aramız eskisi gibi değil. Çok mesafeliyiz. Aramızda aşamayacağımız duvarlar var gibi artık."

Sözlerim bittiğinde otoparka bir sessizlik çöktü. Başımı kaldırdığımda Mert’in o simsiyah düz saçlarının altından bana çok tuhaf, adeta içimi okumak ister gibi baktığını gördüm. O umursamaz ve gevşek çocuk gitmiş; yerine beni anlayan, yalnızlığımı hisseden biri gelmişti.

Mert elini çok hafifçe kaputun üzerinde kaydırıp benim elimin hemen yanına bıraktı. "Duvarlar iyidir Bulut," dedi, sesi o kadar boğuk ve derinden geldi ki içim titredi. "Seni dışarıdaki sert dünyadan korurlar. Ama bazen... doğru insanın o duvarları yıkmasına izin vermek gerekir."

Yutkundum. Arabanın kaputunda, esen akşam rüzgarının altında, onun bu sözleriyle içimdeki o inatçı inkâr duvarından koca bir parça daha kopup düştü.

Otoparkın girişinden gelen motor gürültüsü ve takibinde keskin bir fren sesi büyüleyici anı anında böldü. Kafamızı o yöne çevirdiğimizde Kaan'ın arabasını gördük. Direksiyonda Kaan değil, Mert'in kafedeki o rahat tavırlı arkadaşı Cenk vardı.

Cenk arabayı hemen önümüzde durdurup camı indirdi. "Abi kusura bakma geciktim ya ders bitmek bilmedi, Kaan da daha gecikmeyelim diye anahtarı bana pasladı," dedi. Gözleri kaputun üzerinde yan yana oturduğumuz o mesafeye ve benim rüzgarda dağılan sarı buklelerime kayınca yüzünde muzip bir gülümseme belirdi. "Ooo, rahatınızı da bozduk ama..."

Mert, Cenk’in bu takılmasına karşılık sertçe öksürdü. O serseri tavrı anında geri gelmişti. "Bi sus amına koyayım da in yardım et, kök saldım burada." diye homurdandı. Sol bacağına dikkat ederek kaputtan aşağı yavaşça kaydı.

Tam arabaya doğru adım atacakken durdu ve bana döndü. O simsiyah düz saçlarının altındaki koyu renk gözleri, akşamın loş ışığında parlıyordu.

"Benimle beklediğin için teşekkür ederim Bulut." dedi. İsmimle teşekkür edince gergince gülümsedim.

"Acele bir işin yoksa seni de eve bırakalım. Seni otobüs duraklarına kadar yürütmüş olmayayım."

Bir an için duraksadım. Mesafe koymam, onun dünyasından uzak durmam gerekiyordu belki de. Ama otoparktaki o rüzgar, arabanın kaputunda bana anlattığı o küçük ev ve babası... Hepsi içimdeki o defansı susturmuştu.

"Tamam," dedim, serinlemeye başladığından hırkamın kollarını hafifçe çekiştirerek. "Olur."

Cenk öne, sürücü koltuğuna geçerken ben istemeyerek diğer ön kapıyı açıp oturdum. Mert de hemen arkamdan gelip, sol bacağını rahat ettirecek şekilde arkaya yerleşti. Arka koltuktaki o dar alanda, onun o yapılı gövdesi ve temiz, erkeksi kokusu tüm arabayı kaplamıştı. Yol boyunca Cenk önde hafif bir müzik açtı, dikiz aynasından ara sıra bize baksı da çok fazla konuşmadı. Mert ise başını arkaya yaslamış, gözlerini kapatmıştı; yüzündeki morluklar canını yakıyor olmalıydı ama yine de varlığı yanımda koca bir güven duvarı gibi yükseliyordu.

"Şuradan sağa döneceksiniz," dedim Cenk’e yolu tarif ederek.

Bizim sakin, ağaçlıklı sokağa girdiğimizde arabayı benim kaldığım sitenin önünde durdurdu. Emniyet kemerimi çözüp kapıyı açarken Mert’e döndüm. Gözlerini açmış, dikkatle dışarıyı, oturduğum siteyi inceliyordu.

"Görüşürüz," dedim kısık bir sesle.

"Dikkat et sarı çıyan." dedi Mert, dudaklarının kenarı o çok iyi bildiğim alaycı kıvrımla yukarı kalkarken. Adımı kullanmayı yine bırakmıştı ama bu sefer sesinde tuhaf bir sıcaklık vardı.

Arabadan indim, onlar sokağın sonundan dönüp gözden kaybolana kadar arkalarından baktım.

Evime girdiğimde, ailemin benim için tuttuğu o sessiz, geniş daire beni karşıladı. Hırkamı çıkarıp kenara attım, kendime sıcak bir bitki çayı hazırlayıp dijital, duvara yaslı piyanomun başına geçtim. Ama bu akşam tuşlara basasım gelmiyordu. Kafamın içi çok gürültülüydü. Mert’in annesiz büyümesi, babasına olan saygısı, benim ailemle olan o aşılmaz mesafelerim... Hepsi birbirine karışmıştı. Sakin, gürültüsüz bir akşam geçirmek için yatağıma uzandım, tavanı izledim.

Tam tatlı bir akşamüstü uykusuna dalmak üzereydim ki, komodinin üzerindeki telefonum titredi. Ekrandaki bildirimi görmemle kalbimin ritmi otoparktaki hızına geri döndü.

Gönderen: Mert

Yaralı yaralı kütüphaneye gidip gelmek çok zor be sarı çıyan, bundan sonraki dersleri evde mi yapsak? ;)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.