Pazar gününün kavurucu sıcağı tüm köyü etkisi altına alırken tövbe etmek için Şapele gelen yaşlı bir emekli öğretmen kapının henüz açılmadığını ve kapı önüne koyulmuş gazete ve sütün Peder tarafından alınmadığını fark etmişti. Bunun üzerine birkaç dakika kapıda Pedere seslenmiş ses seda alamayınca da Şapelin yan duvarındaki büyük renkli pencereden içeriyi gözlemişti. Yaşlı adamın gözleri Pederin yerde yatan cansız bedenini gördüğünde dışarı fırlarcasına açılmış en sonunda da bir yaygara kopartmıştı. Çok geçmeden etrafa soran gözlerle toplanan köylüler yaşlı adamın gösterdiği camdan içeri bakıp Pederi onlarda görünce köyde çığlık kıyamet daha da artmıştı. Kısa bir süre sonunda polisler gelip Şapelin kapısını zorla kırarak açtılar. Yerde yüz üstü yatan Pederin ağzından ve karnından süzülen kanlar beyaz seramiklerde kurumuş adeta şarap lekesini andırır olmuştu. Yarım saat içinde karakoldan takviye ekipler gelmiş, bir kısmı Pederin cesedi başında not alırken bir kısmı dışarıdaki kalabalıkla konuşmaya başlamıştı. O sırada saçı başı birbirine karışmış, elbisesinin kumaşı yırtılmış sağ elinde 5 yaşlarında bir çocuğu tutan ve kucağında kundaktaki bebeğini taşıyan bir kadın çıka geldi.
"Memur Bey! Memur Bey! Ben dün akşam ne olduğunu gördüm! Her şeyi gördüm, her şeyi hem de!"
Kalabalığın tüm dikkati kadının üstünde toplanırken polisler de kadının yanına gelmişti.
"Sen kimsin ve Peder'e ne olduğunu nereden biliyorsun?"
Kadın kucağındaki bebeği zıplatıp sallamaya başladı. Gözleriyle çevresine bakıp ardından önünde duran polisi süzdü.
"Tabii biliyorum! Dün gece her şeyi duyup gördüm çünkü!"
Kalabalığın içinden yüksek bir 'Aaa!!' sesi duyuldu. Polis şüpheli bakışları ile kadının etrafında bir tur atarak elini beline koydu.
"O halde anlatın bakalım ne olduğunu!"
Kadın, polisi uzunca bir süre süzüp dudağını büktü. Belli ki konuşmanın karşılığında polislerden birkaç demir para kopartacağını düşünüyordu. Ancak Polis bunu anlamış olacak ki sinirli bir şekilde kadının üzerine yürüyüp burnundan soludu. Kadın ise parayı alamayacağının farkına varıp burun kıvırdı.
"Dün gece bebeği emzirmek için uyandığım bir vakitte Pederin bağırış seslerini işittim. Şu çirkin Bahçıvan gene alkol içmiş üstüne üstlük Şapele girmişti! Pederin onu sinirli bir halde kovduğunu gördüm. Bahçıvanın yüzü çok korkunçtu!"
"Evet, evet doğru söylüyor ben de duydum!"
Kalabalığın arasından çıkan yaşlı bir adam ortaya ilerledi.
"Dün gece Pederin 'Ayyaş adam defol git buradan bir daha geri gelme!' dediğini bizzat işittim!"
Polis başını sallayıp etrafa göz gezdirdi. Bahçıvanı bugün köyde gören kimse olmamıştı. Bunun üzerine polisler başta evi olmak üzere tüm köyü aramaya başladı. Bahçıvanın evine gittiklerinde karısının sinirden köpürdüğüne de şahit oldular.
"Ayyaş Herif ayyaş! Dün gece eve bile gelmedi aç kaldık o domuz yüzünden! Bulursanız ilk bana getirin ki onu sopayla döve döve ben öldüreyim!"
Polis eli boş şekilde evden ayrılırken az sonra Bahçıvanın bulunduğu haberi tüm köye yayılmıştı. Elindeki içki dolu sepetle birlikte derenin ilerisindeki kayanın ucunda horul horul uyuyormuş. Polisler hemen kayanın başına gidip bizim Bahçıvanı yakaladılar. Ne olduğunu anlamayan Bahçıvan ise soran gözler ile etrafına bakıyor sonra da içkilerini unuttuğunu hatırlayıp debeleniyordu.
Polisler onu karakola götürüp bir odaya tıkmışlardı. En kısa zamanda mahkeme kurulacak ve bizim Bahçıvan yargılanacaktı. Eğer ki jüriler aleyhinde karar verirlerse din adamını öldürmek ve cinayetten müebbet yiyecekti. Olayı yeni yeni sindiren Bahçıvan oturduğu yerden kalkmış yalvararak kapılara vuruyordu. Ancak bir saatin sonunda bunun bir işe yaramadığını fark edip odanın köşesine geçip olduğu yere sinmişti.
O sırada köy içinde hayatı kararan başka bir adam daha vardı. Eskiden soylu bir aile olarak tanınan ve diliyle nam salmış 45 yaşındaki bir avukattı bu kişi. Son yıllarda kumara kendisini öyle bir kaptırmıştı ki elinin altındaki şöhreti dahil her şeyi kaybedip birkaç demir paraya şükreder hale düşmüştü. Avukatın Karısı ise olanlardan sonra kocasıyla ters düşmüş, yüzüne bakmaz olmuştu. Bizim Kumarbaz Avukat elleri cebinde yoldaki taşları tekmeleye tekmeleye ilerlerken yanından geçen iki köylünün konuşmasına kulak kabarttı.
"Hergeleye bak hele! Cebindeki son parayı da içkiye yatırmış. Karısına üzüldüm vallahi iş midir bu herifin yaptığı? Evde çocukları aç bıraktığı yetmez gibi Şapelin içine de alkol sokmuş. Bu dinsizler kim bilir başımıza daha ne işler açacaklar!"
"Doğru söylüyorsun kardeş. Zavallı Peder sırf acıdığı için almıştı o herifi yanına. Şu işe bir bak utanmaz herif Peder gibi mülayim bir insanın canına kıyacak kadar kafirin teki çıktı!"
"Yarın mahkeme olacak diye bir söylenti var. Çulsuz herifin avukat tutacak parası bile yok. Direkt yargılanıp içeri atılacak kesin."
"Atılsın, atılsın! Az bile ona az bile!"
Konuşmaları büyük bir iştah kabartıp dinleyen avukat hızlı adımlarla eve koşup sevinçli bir şekilde üstüne en güzel takımını geçirdi. Soran gözlerle avukatı süzen karısı 'Ah delirdi bu, en sonunda delirdi!' diye geçirdi içinden. Avukat hiç zaman kaybetmeden köye inip Bahçıvanın evini öğrendiği gibi kapısında bitmişti. Kapı çalınıp birkaç dakika sonunda sinirle açılmış ve Bahçıvanın Karısı avukatı süzüp kaşlarını çatmıştı.
"Hanımefendi beni tanırsınız. Köyün eski avukatıyımdır. Kocanızın başına gelen üzücü durumu öğrendim ve hemen yardım etmek için buraya geldim!"
Adamın heyecandan kıvrılan dudakları adeta titriyordu. Kadın, Kumarbaz Avukatı baştan aşağı süzmüş sonrasında kapıyı sonuna kadar açıp evini göstermişti.
"O pis domuzun bize layık gördüğü evi görmediniz sanırım Avukat Bey! Bizim bırakın avukat tutacak parayı ekmek getirip karnımızı doyuracak zar zor paramız oluyor!"
Kumarbaz Avukat gözlerini evin içinde hızla gezdirip yeniden kadına döndü.
"Olur mu efendim öyle şey? Ben yalnızca yardımcı olmak istiyorum. Sizden para falan alacağım yok yani! Sizin domuzu.. pardon yani kocanızın başına gelen olay beni öyle çok etkiledi ki anlatamam! En çok da size ve çocuklarınıza üzüldüm tabii. Sizin gibi genç, güzel ve kuvvetli bir hanımefendinin böyle bir olaya maruz kalması çok acı olur. Söz veriyorum tek kuruş dahi almayacağım sizden!"
Kadın şüpheli bir şekilde avukatı süzmüş en sonunda adamın kendisini övdüğü kelimeler tüylerini kabartmış olacak ki teklifini kabul etmişti. Kocasından bıkıp usanmış olsa dahi yine de Pederi onun öldürdüğüne inanmıyordu çünkü. Ayyaştı, tembeldi, sorumsuzdu ancak bir katil değildi, olamazdı! Kadın, Kumarbaz Avukatı içeriye alıp uzun uzun konuştu. Hatta o kadar uzun muhabbet etmişlerdi ki hava çoktan kararmış, sokaklar boş kalmıştı. Bahçıvanın Karısı, avukatı baştan ayağı süzüp birkaç kez iç geçirince bizim Kumarbaz Avukatın gururu okşanmış azıcık da hoşuna gitmişti. Bir yarım saatin daha sonunda Kumarbaz Avukat ayaklanmış birkaç güzel söz ithaf edip evden ayrılmıştı.