“Kayıp geçmişin, bulunmuş geleceğe söyleyeceği şeyler vardı.”
20 Yıl Önce
Şimşekler bir öncekiyle yarışırcasına çakmaya ve benim korkudan yatağın altından çıkmak istemememe sebep olduğunda annemin yanımda olmasını diledim. Anneme seslenip olduğum yere gelmesini beklerken şimşekler çakmaya ve odamın içini aydınlatmaya devam ediyordu. Tekrar odam şimşeklerin ışığıyla aydınlandığında karşımda dikilen bir siluet gördüğümde sevindim. Annem sonunda gelmişti. Siluet bir süre orada dikildi sonra birden ortadan kayboldu. Annem nereye gitmişti öyle? Yoksa beni göremeyip başka yerde mi aramaya başlamıştı beni? Tedirgin olmaya başlamıştım, cesaretimi toplayıp yatağın altından çıktım. Annemin odasına giden koridorda yürürken çakan şimşeklerin sesini duymamak için içimden şarkı mırıldanmaya başladım. Sonunda annemin odasının kapısı görünüyordu, kurtuluşa çok az kalmıştı. Kapıdan içeriye adım attığım an annemin kollarına bastığımı fark ettim. Hızla bacağımı kaldırıp anneme baktım, yüzü kanlar içindeydi. Yerler de kan gölüne dönmüştü. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu, göz yaşım yere değdiğinde şimşek çakmaya başlıyordu. Şimşeklerin de benimle ağladığına inanmak istemiştim o an. Pencereye gözlerimi çevirdiğimde karanlık siluet yine oradaydı. Odama giren karanlık siluetle aynıydı. Annem aslında odama hiç gelmemişti ve benim karanlıklarla tanışmam işte böyle olmuştu.
*
“İyi misin?” “Uyanıyor galiba.” ”Kendine gelmesini bekleyelim.”
Etrafımda konuşan insanların söyledikleriydi bunlar. Benden mi bahsediyorlardı yoksa bir rüyanın içinde yan karakter miydim bilmiyordum. Bunu öğrenmenin tek yolu vardı. “Bana mı diyorsunuz?” diye sordum. Kendimi bir rüyanın içinde olmaya o kadar inandırmıştım ki gelen cevap kalbime oturmuş, beni sarsmaya yetmişti. “Evet, daha iyi misin?” diyordu sesi narin bir kumaş kadar yumuşak ve ince olan kız. Yüzüne baktığımda konuşanın karamel saçlı kız olduğunu gördüm. Bu kıza baktığımda hem gitmek hem kalmak istiyordum, hem ölmek hem yaşamak ve hem bakmak hem kaçmak istiyordum. Bu kız tehlikeli hissettiriyordu, nedenini bilmiyordum ama bu kızdan uzak durmak istiyordum. “Madem herkes iyi, artık tanışıp neden burada toplandığımızı düşünebiliriz.” diyordu kaşları çatık ama yüzü çok masum göründüğünden kızgın görünemeyen adam. Çatık kaşlarının birinde belli belirsiz çizik vardı. Saçlarını geriye atıp kolundaki sarı tokayla saçlarını bağladı. Kahverengi gözleri hepimizin üzerinde biraz gezdikten sonra boş duvara bakarak “Ben Ayaz ve buraya hepimizin geldiği tek neden yüzünden geldim. Bazı şeyleri değiştirmek için.” yutkundu ve kendinden emin bir tavırla “Yer bilimciyim, buraya gelme nedenim aslında tam olarak bu sebep sayılabilir. Bir gün devasa kayaların olduğu ıssız bir yerdeydim. Etrafı keşfederken bir kayanın üzerinde kırmızı renkli ve değişik bir sıvıyla yazılan bir yazı gördüm. Yazıda ‘Ben çocuğum.’ yazıyordu. Bu yazıyı bir çocuk yazmıştı, yazısından bunu tahmin etmek o kadar zor değildi. Etrafa baktım, başka bir yazı ya da herhangi bir şey bulma ümidiyle bakabileceğim her yere baktım. Kayaların suyla buluştuğu yerde küçük bir beden vardı. Hareketsizdi ama suyun dalgaları bedeni hareket ettirmeyi başarıyordu. Bu küçük beden neden oradaydı, neden bununla karşılaşmıştım bilmiyordum ama bu olayın hemen ardından buraya gelmeyi kabul ettim.” dedi ve küçük beden dediği her an konuştuğunda ağzını kesen bir bıçak darbesi yemiş gibiydi. “O zaman sıra bende.” dedi burada olduğunu daha yeni fark ettiğim bir yüz. Hiç tanıdık hissettirmiyordu, aksine o kadar yabancıydı ki sanki bu dünyaya ait değildi. “Ben Kuzey, aslında benim uzun uzun anlatacak bir olayım yok. Evlenmek istemediğim için buraya gelmeyi kabul ettim.” dedi. Halinden memnun gibiydi, saçları üç numaraya vurulmuştu ve bu yüzünü daha da öne çıkarmıştı. Saçlarıyla yüzünün buluştuğu yerler keskin bir çizgiyle belirginleşmiş gibiydi. Kusursuz görünüyordu. Kuzey’in ne iş yaptığını merak ediyordum. Tahmin etmem gerekseydi ya cio ya da pilot diyebilirdim. Kimse sormadığı için ben sormak zorunda kaldım. “Ne iş yapıyorsun?” Sorduğum soruya alaylı bir gülüşle cevap verdi. “İşsizim.” Odadaki herkesin yüzündeki şaşkınlığı görebiliyordum. Buna ben de dahildim.
*
“Mum sembolündeki odada kalanlar, toplanma yerlerine gelin.” Anons geldiği an herkes tek tek odadan çıkmaya başladı. Toplanma yerindeyken saçları kazınmış kız kendi kendine söyleniyordu. “Abi neden toplanıp duruyoruz, neden buraya geldim ki, neden buradayım...” Bu tür soruları hızla tekrarlıyor ve birinin cevap vermesiyle her şeyin çözüleceğini umduğunu tahmin ediyordum. Çünkü umut yokken bile vardır. Bu sözü anlatamayacak kadar tecrübesiz olduğumun farkındaydım ama yine de böyle düşünmeyi bırakamıyordum. “İkişer gruplara ayrılacaksınız ve size söylenen araca bineceksiniz. Gideceğiniz yerde size bilgi verilecek.” Ses çok ciddiydi ve her anonsta aynı ses yüksekliğinde söylüyordu fakat kayıt ses olamayacak kadar da gerçekçiydi. Yeşil ışıklı robotlar her birimizin eline tahtadan oyulmuş ve üzerlerinde semboller olan bir kum saati verdi. Benim saatimin üzerinde korkmuş bir surat ifadesi vardı. Robot, mekanik sesiyle “Herkesin elindeki semboller gideceği kişiyi belirliyor.” dedi ve yanımızdan ayrıldı. O kişiyi biz mi bulacaktık? Ama bu nasıl olacaktı? Nasıl bir oyun oynuyorlardı bize? Kafamda çok fazla soru işareti vardı ve ben düşünüp uzaklara dalmaktan kafayı yiyecek noktaya gelmek üzereydim. “Herkes elindeki sembolü söylesin, belki de bizi neye göre ayırdıklarını anlayabiliriz.” dedi ve gözlerinin önüne düşen saçlarını eliyle çekti. Kaşları gürdü, saçlarının önleri uzundu, uzun ve düzgün kesilmiş saç tutamları bir gözünü kapatıyordu. “Ben Çağın, benim elimdeki sembolde kitap resmi var.” dedi. Hemen yanında duran karamel saçlı kız “Ben Saye, benimkinde de soru işareti sembolü var.” dedi. Sırasıyla herkes tek tek söylemeye başladı. “Ben Merida, benimkinin üzerinde sarı leke var.” “Ben Cesur, benimkinde yüksek bir bina var.” “Ben Azelya, benimkinde kahve çekirdeği var.” “Ben Kuzey, benimkinde ilaç sembolü var.” “Ben Ayaz, benimkinde cadı sembolü var.” “Ben Raya, benimkinde bir anneyle çocuk sembolü var.” Ve nihayet sıra bana gelmişti. “Ben de Arın, benimkinde de korku ifadesi var.” Cesur kafasını kaşıyıp “Peki bu bize neyi çağrıştırmalı?” diye sordu. Kuzey bilmiş tavrını takınıp “Bence herkes kendiyle uyuşan sembolü düşünmeli. Önce kendimizinkini bulursak daha kolay çözebiliriz.” dedi. Diğerleri de onayladı. Ben çoktan bulmuştum, o anne dediği an anlamıştım kime çıktığımı. “Ben Raya’ya çıktım.” dedim atılarak. Raya da benden cesaret alıp hemen “Ben de sana çıktım.” dedi.
*