İçeriğe geç

SANRILARIN YANSIMASI

Bölüm 7 · 5 dk okuma

SANRILARIN YANSIMASI

Bölüm 7

DÜŞÜNEN CESETLER

“Kurumuş cesetler, çaresiz dirilere özeniyordu.”

Düşünen cesetler görüyordum; hareketsizdiler, yalnızca boşluğa bakıp düşünüyorlardı. Düşünmek bir eylem değildi, harekete geçiş değildi, adım atmak değildi. Bu yüzden artık düşünen bir ceset olmaktan çıkıp hareket edecektim.

Raya; uzun boyluydu, kibar olduğunu düşünüyordum ve bütün geceyi içine hapsetmiş gibi simsiyah gözleri vardı. O, bulunduğumuz karanlığın yansımasıydı. Sarı kıvırcık saçları özenle kıvrılmış gibiydi, belki önyargı olacaktı ama bana göre dayanıksız bir kızdı. Buraya psikolojisinin dayanacağını düşünmüyordum tabii bu benim görüşümdü. Tanıdıkça öğrenecektim.

*

Robotlar bize inmemizi söylediğinde dediklerini yaptık. “Buraya kadar, gerisi sizde. Yıldızlar size yol gösterecekler.” dedi yeşil ışıklı robot ve arkasını dönüp gitti. Raya’yla birbirimize baktık ve ikimizin de aklında tek soru vardı. Biz ne yapacaktık? Etrafımız sık ağaçlarla çevriliydi, önümüzde uzun bir köprü ve köprünün kenarlarında tahtadan kırılmış ve kırılmak üzere olan çitler vardı. Köprü sağlam duruyordu ama çitler öyle değildi. O yüzden Raya’ya “Ortadan gidelim, çitler hiç güven vermiyor.” dedim. Raya başını salladı ama gözleri boş bakıyordu. Bedeni buradaydı fakat ruhu birçok soruyla cebelleşiyor gibiydi. Yerler taşlıydı ve ayaklarımızın bastığı her taş canımızı acıtacak büyüklükteydi. Raya yürümekte epey zorlanıyordu, ona yardım etmek için yanına daha da yaklaştım. Elimi koluna doğru uzatıp “İstersen yardım edeyim.” dedim. Kolumu uzattığım an ürperip benden uzaklaştı, gözlerinde korkuyu görebiliyordum. “Gerek yok teşekkür ederim.” dedi ve yürümeye devam etti. Israr etmedim ve yürümeye devam ettim. Yine de ne olur ne olmaz diye Raya’ya yakın yürümeye çalıştım. Köprünün bitimine geldiğimizde köprüyle orman arasında büyükçe bir bataklık olduğunu fark ettim. Raya adımı attığı an kolundan tutup onu durdurmayı başardım. “Dikkat et, bataklık var.” dedim heyecanla. Bataklığa bakıp gerçekten doğruyu söylediğimi anladığında “Çok teşekkür ederim.” dedi ve gülümsedi. Gülümsemesine karşılık verdim ve karşıya nasıl geçeceğimizi düşünmeye başladım. Etrafıma baktım, işimize yarar bir şeyler bulmaya çalıştım ama köprünün çitleri hariç hiçbir şey yoktu burada. Raya çitlerin yanına yürüdü ve kırık bir çiti alıp bataklığa attı. Kısa bir süre sonra bataklığın çiti yuttuğunu gördük. “Bütün çitleri atabilirsek bataklığın yüzeyine kadar çıkabilirler ve böylece biz de çitlerin üzerinde yürüyüp karşıya geçebiliriz.” dedim Raya’ya. Umarım planım işe yarardı çünkü b planım yoktu. Raya soldaki çitleri kırarken ben de sağdakileri kırıyordum. Dikkat etmemiz gerekiyordu çünkü eğer dengemizi kaybedersek aşağıdaki nehre düşebilirdik ve sanki nehir cayır cayır yanan cehennem gibi birinin düşmesini bekliyordu. Çitlerin hepsini kırdıktan sonra kucağıma alıp bataklığa fırlattım. Arkamı döndüğümde Raya’nın bütün çitleri kucaklamaya çalıştığını fark ettiğimde ona yardım etmek için yanına yürüdüm. Raya yerdeki diğer çiti de almaya çalışırken kucağındaki çitler yere düşmüştü ve Raya düşen çitleri tutmaya çalışırken elini yaralamıştı. “İyi misin, yaran derin mi?” diye sordum telaşla. Eline baktığımda avucunun içinin kocaman bir çizikle kaplı olduğunu gördüm ve çizikten akan kanlar köprüyü kırmızıya çeviriyordu. Yanımda herhangi bir eşya olmadığı için mecburen tulumumun içine giydiğim tişörtü yırtıp avucunun içini sıkıca sardım. Ardından tulumumu tekrar giyinip yerdeki çitlere baktım. Nasıl bu kadar derin kesebilir diye düşünürken çitin üzerindeki kocaman sivri çivileri fark ettim. Çiviler sırayla dizilmişti ve çok sivriydiler. Bu çitleri bataklığa atıp yürüyemezdik, çiviler çoklardı ve ayağımıza kesinlikle batabilirlerdi. Bunu göze alamazdık, bizim gücümüzü kaybetmememiz lazımdı. Onların istediğini veremezdik.

*

Oturup düşündüm, düşündüm, düşündüm. Aklıma hiçbir şey gelmiyordu, buradan karşıya geçmenin hiçbir yolu yoktu. Burnuma damlayan su damlacıkları yağmurun çiselediğini söylüyordu ve belki de burada donarak ölecektik. Hava soğuktu, köprüde oturuyorduk, bizden başka kimse yoktu ve karşıya geçmemiz imkansızdı. Kısacası burada bekleyerek ölecektik. Bunun için miydi her şey? Aptal bir bataklık mı bizi durduracaktı? Evet, şu an öyle görünüyordu. “Orada sallanan şeye bak!” dedi Raya bağırarak. İşaret parmağıyla gösterdiği yere baktığımda gerçekten sallanan bir şey gördüm ama o kadar uzaktı ki ne olduğunu anlayamıyordum. Yağmurun yağması görmemi daha da zorlaştırıyordu. Raya kalkıp etrafa bakmaya başladı, akan sulardan ve bizden başka ne bulabilirdi ki? Ona da hak veriyordum, beklemek ağır bir işkenceydi. Ama çaresizce beklemek en ağırıydı. Yavaş yavaş ve sinsice yok oluyordunuz, bunu siz dahil kimse fark etmiyordu. Raya bağırarak “Yardım et, çabuk.” dediğinde gerçekliğe dönüp hemen yanına koştum. Kocaman kesilmiş ağaç gövdesi bize doğru geliyordu, eğer bunu yakalayabilirsek buradan kurtulabilirdik. Ağaç gövdesi yaklaştığında kalbimin derinlerden yüzüp yüzeye kadar çıktığını hissettim. Çok gergindim ama bunu Raya’ya belli etmeyecektim. Yaklaştıkça kalbim daha da hızlı atıyor ve beni ölmeye meyilli hale getirmeye çalışıyordu. Gövdeyi sıkıca tuttum, Raya da bana yardım etti ancak nehrin akıntısından gelen başka bir ağaç dalı gövdeye sert bir şekilde çarpınca ellerimizden kayıp köprünün altından gitmeye başladı. Koşarak köprünün diğer ucuna gittik ve gövdenin gelmesini bekledik. Eğer yakalayamazsak bu bittiğimizin habercisiydi. Gövde gözlerimizin önünde belirdiğinde ikimiz de hızla tutup kucakladık. O kadar ağırdı ki az kalsın ellerimden kayacaktı fakat kaymadı ve yarısını köprünün üstüne çıkarmayı başardık. Yarısı hala nehirdeydi ve eğer acele etmezsek belki de nehrin akıntısına kapılmış başka bir şey gövdeyi bizden alıp götürecekti. Buna izin veremezdik. “Tüm gücünle çek.” diye bağırdım Raya’ya ve o da dediğimi yaptı. Gövde artık köprünün üstündeydi. “Bunu kucaklayıp bataklığa atmalıyız. Umarım batmaz, yoksa ne yapacağız hiç bilmiyorum.” dedim Raya’ya. Normalde hislerimi belli edip onu korkutmak istemiyordum ama şu an gerçekten kafayı yemek üzereydim ve bunu birine söylemek zorundaydım. “Merak etme, başaracağız.” dedi Raya ve ardından sımsıcak gülümsedi. Gerçekten iyi gelmişti ve fark ettim ki başarmanın başka yolları da vardı. Her şeyi tek yapmak zorunda değildim, insan insana her zaman muhtaçtı.

Gövdeyi taşıyıp bataklığın üzerine doğru attık, bir süre bekledik ve hala bataklığın yüzeyde olduğunu görünce sevinçle gülümsedik. Önce Raya karşıya geçmeliydi, o benden zayıftı. Eğer ben önce geçersem batabilirdik ve ikimiz de burada kalırdık ama eğer o geçebilirse bana da geçmem için yardım edebilirdi. Raya tereddütle ayağını gövdeye attı, kolları titriyordu. “Yapabilirsin bir sorun olmayacak. Bana güven.” dedim tüm içtenliğimle fakat o bana donuk bir şekilde baktı ve “Güvenmek mi? Ben bu dünyada hiçbir canlıya güvenmiyorum, güvenmem de.” dedi. Diğer ayağını da gövdeye atıp koşarak karşıya geçti. Çok geçmeden gövde bataklığın içine doğru batmaya başladı. Ama en azından birimiz karşıdaydı ve bana yardım edebilirdi. “Raya, benim de karşıya geçmem için bir şeyler bulabilir misin?” dedim çekinerek. Az önceki verdiği tepkiden sonra cümlelerimi seçerek söylüyordum. “Bulamam, orada kal ve kimseye güvenmemen gerektiğini kabullen. Bunu benim sana bir armağanım olarak gör lütfen. Herkes bu kadar dürüst olmuyor sonuçta.” dedi gülerek ve arkasını dönüp gitmeye başladı. Köprüde bir başıma kalmış ve ihanete uğramış olarak orada durdum ve olanları sindirmek için bekledim. Akan nehrin sesini yeni fark ediyordum, gerçekten huzur verici bir sesti fakat bende etki etmiyordu.

*

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.