“Saklanacak sır varsa, gizlemeyi iyi bilen de oradadır.”
“İnanmıyorum. Bir katille aynı odadayız.” diye fısıltıyla sitem etti Merida fakat sesi beklediğinden yüksek çıktığından utançla kızaran yüzünü gizlemeye çalıştı. Ardından başını dikleştirdi, kendinden emin ve cesur bir ses tonuyla “Hayır ya, utanması gereken biz değiliz. Katil olmak senin seçimindi.” dedi. Ayaz sinirle tısladı, kahverengi gözleri ölümü çevreleyen toprak kadar koyulaştı. “Ben yapmadım!” dedi, ardından aklına bir şey gelmiş gibi hızla ekledi. “Kanıtınız var mı? Onu benim öldürdüğüme dair bir kanıtınız var mı?” Merida söylediklerinden emin bir şekilde cevapladı. “Var. Cinayet aletleri üzerinde, üstelik tam karşında Alin duruyordu. Başka kanıta gerek var mı geri zekâlı?” Onun bu sözleri Ayaz’ı daha da öfkelendirdi. Araya girmenin zamanı gelmişti. Tam söze atılacakken Saye benden önce davrandı. “Tartışmanın faydası yok, bundan sonra ne yapacağımıza bakmalıyız.” dedi. Çağın tüm bu olanlara karşı kayıtsız gibi görünüyordu. Ona baktığımı fark ettiğinde kaşlarını çattı, bir şey söyleyecekmiş gibi ağzını araladı fakat sonra kapadı ve başını başka tarafa çevirdi. Kuzey yatağına doğru yürüdü, uzanıp başının altına kollarını koyarken umarsızca “Bugünlük bu kadar olay yeterli. Dinlenelim, yarın bakarız ne yapacağımıza.” dedi ve gözlerini kapadı.
Yatağıma uzanmış bugün olanları düşünürken gözlerimin önüne Raya’nın bakışları geldi. Ne anlama geldiğini bilmediğim, derin bakışları. Kardeşim, gerçekten de kardeşim miydi? Kafamda bir sürü soru vardı, beynimin içi rastgele karalamalarla doluydu. Bir yeri sildiğim an ardına yenileri ekleniyordu. Yorgundum, çok yorgundum. Gözlerimi kapadım, gözlerim o kadar çok ağrıyordu ki geri açmak zorunda kaldım. Dinlenemiyordum, bedenim buna izin vermiyordu. Hava almak istiyordum, temiz havayı solumak istiyordum. Yapamıyordum. Bu odada mahsur kalmıştım ve kaçamıyordum. Uzandığım yerden doğrulup etrafıma bakındım, herkes çoktan uyumuştu. Bir hareketlenme hissettiğim için başımı sağa çevirdim, Raya’nın ağlamış ve kurumak bilmeyen gözleriyle karşı karşıya kaldım. Bakışlarını benden çevirmedi, gözlerinden bir damla yaş yastığına düştü. Bakışları, aynı anneminkiler gibiydi. Kalkıp ona sarılmak istedim, gözyaşlarını parmaklarımla silmek ve her şeyin güzel olacağını söylemek istedim. Yapmadım, çünkü buna ben de inanmıyordum.
Gürültülü bir anonsla yeni bir güne uyandım. Anonsta ne söylenmişti bilmiyordum bu yüzden odadakileri takip ettim. Toplanma yeri her zamankinden farklıydı; etrafta büyük, kalın ve tozlanmış ciltli kitaplar vardı. Her kitabın üzerinde simgeler vardı, bu simgeler daha önce gördüğümüz simgelerdi. Gözlerim kendi simgemi aramaya başladı, sondan üçüncü kitabın üzerinde bulmayı başarmıştım. Diğerleri de sırayla kendi simgesini aradı. Sadece Azelya ve İlay kalmıştı. “Siz neden öylece duruyorsunuz?” diye sordum İlay’a bakarak. Azelya “Sanırım benimki üzerinde beherglas olan kitap.” dedi ve kitaba doğru yürüdü ve yürürken “Ben kimya mühendisiyim de.” diye mırıldandı. İlay’a da yüksek bina sembollü kitap kalmıştı. “Bu sembol, Alin’in sembolüydü.” diye atıldı Ayaz. Cesur yeniden sinirlenmeye müsait bir durumdaydı ve bu onu çoktan sinirlendirmişe benziyordu. “O zaman doğru kitap.” dedi İlay. Hepimiz şaşırarak İlay’a baktığımız için kendini açıklamak zorunda hissetti. “Arkadaşlar, ben Alin’in ablasıyım.”
Hepimiz kitaplarımızın önündeyken ve kitaplar açılmak için çırpınırken, tanıdık bir robot yanımızda belirdi. Kira “Üzerinde kitap sembolü olan kişi, kitabını açabilirsin.” dedi ve bunun ardından Kuzey, kitabının kapağını yavaşça sola çevirdi. Kitap o kadar tozluydu ki üzerindeki tozlardan sayfada ne olduğu belli olmuyordu. Elinin tersiyle yavaşça tozları silkeledi, kitabın üzerindeki tozlar havaya karışınca burnunu kaşıdı ve hemen ardından kitaba son kez var gücüyle üfledi. Artık kitabın üzerinde ne olduğu görünüyordu. Sesli bir şekilde okudu. “Korkularımdan şarkı yaptım.” Kitabın üst kısmında büyükçe harflerle ÖNSÖZ yazıyordu. Kuzey, kitabın sayfalarını çevirdikçe gözlerindeki şaşkınlık artıyordu. Kitap bir süre sonra çevrilmeyecek hale gelmişti, sayfalar sanki sert bir yapıştırıcıyla yapıştırılmış gibiydi, birbirinden ayrılmıyordu. Robot, her zamanki mekanik sesinden daha gür bir şekilde “Bu kitaplar sizin yaşam boyu başınıza gelenler ve sizin bu olaylara karşı tavrınızdan oluşuyor. Hayatınıza giren, girmek isteyen, sizin dünyanıza biraz olsun değen ya da teğet geçen herkes orada yer alıyor. Kitap bir süre sonra çevrilmiyor, çünkü henüz ölmediniz.” dedi ve ekledi. “Bu kitapların her birinde gizlenmiş sırlar mevcut. Sonuna kadar okuyup sırrı bulmalısınız. Sırrı bulan kişi, buradan çıkabilecek.” Hepimizin dikkatini çeken elbette ki son cümlesi olmuştu.
*