İçeriğe geç

SANRILARIN YANSIMASI

Bölüm 19 · 4 dk okuma

SANRILARIN YANSIMASI

Bölüm 19

BAZI GELİŞMELER

“Anılarını benimle paylaşır mısın? Anın, anımız olsun.”

Kitabı kaldırmak imkansızdı, robotlar bunu bildiğinden her birimizin kitabını odaya götürmemize yardımcı oldu. Odada artık yataklarımız, biz ve kitaplarımız vardı. Kitabımı henüz açmamıştım, şahsen açmaya da niyetim yoktu. Nedense kitap kapağının hemen altında, kitabın sayfalarında, okudukça nefesimi tüketen şeyler var gibi hissediyordum ve henüz nefesim ve ben buna hazır değildik. Kaybolduk, bulunmaza doğru yokuş aşağı yuvarlandık. Korktuk, sırf bu yüzden benliğimiz yok oldu. Şimdi çok uzak ve bulunamayacak bir yerde, var olduğumuzu sanıp yaşıyoruz.

İlay, kitabının sayfalarını karıştırırken Kuzey yanına doğru yürüdü, kitaba bakıyor gibi görünmemek için dev kitabın kapağının arkasına geçti. “İlay, Alin’in kardeşin olduğunu nereden biliyorsun ki? Biz seçim yapmıştık, bu yüzden Alin dahil hepimiz dünyadan silindik.” dedi. Cevabı hepimiz merakla bekliyorduk, gerçekten de Kuzey sorduğu soruda haklıydı. Bence Kuzey, buradakiler arasında en zeki kişiydi ve lider bir kişiliği vardı. Çoğu şeyi bizden iyi tahmin ediyordu ve bu bende biraz şüphe uyandırmıştı. Ya gerçekte çok zekiydi ya da burada başka şeyler dönüyordu. Şu anki düşüncelerimi rafa kaldırıp İlay’ın cevabına odaklandım. Kitabının sayfalarından gözünü kaldırmadan “Çünkü siz daha seçim yapmadan buraya gelmiştim.” dedi ve ardından Ayaz’a duygusuz bir bakış attı. “Her şeyin farkındayım.” Yeniden bakışları kitabın sayfalarını buldu.

Herkes kitaplarıyla ilgilenirken kendime yapacak bir şeyler bulma umuduyla etrafa göz gezdirdim. Hiçbir şey yapmadan durmak işkenceden beterdi. Beni bu durumdan kurtaran bir melekmişçesine yanıma yaklaşan Raya, kitabıma baktıktan sonra yüzünü bana çevirip çekingen bir tavırla “Arın, annemiz hakkında daha fazla şey bilmek istiyorum. Seninle beraber kitabını okuyabilir miyim? Merak etme, istemediğin hiçbir yeri okumayacağım.” dedi. Reddetmek istemiyordum, ve annemin ölümü... Sanırım kabul edecektim, buna mecburdum.

Annem yaralanan dizime nazikçe üfleyerek ve gülümseyerek “Şimdi geçti mi?” diye sordu. “Evet, geçti.” demiştim fakat aslında hala acıyordu. Beni kucağına aldı ve saçlarımı okşamaya başladı. “Babanla nasıl tanıştığımızı biliyor musun Arın?” diye sordu bana. İlgili gözlerle beni izliyordu. “Hayır anne, nasıl tanıştınız lütfen anlat!” diye heyecanla anlatmasını bekledim. Dizimin ağrısını çoktan unutmuştum. “O günün hayatımı tamamen değiştireceğini nereden bilebilirdim ki, ah eski günler.” diye hayıflanmıştı annem ve derin bir iç çekerek anlatmaya başladı. “İşe çok gecikmiştim ve üstüne üstlük yağmur da yağıyordu. Otobüs gelmek bilmiyordu, sırılsıklam olmuştum. O gün, önemli bir toplantımız vardı ve belki de terfi alacaktım. Sinirlerim iyice bozulmuştu. Otobüsün geldiğini görünce heyecanla yola yaklaşmaya başladım, otobüs yanımdan geçti ve yolun kenarında biriken tüm suları üzerime püskürttü. Zaten ıslanmıştım bu yüzden fazla tepki vermedim fakat yine de sinirlenmiştim. Yoldan uzaklaşarak tekrar kaldırıma çıktığım sırada küçük bir çocuk ağlaması duydum. Etrafıma baktığımda kaldırımın hemen aşağısında dizini tutup ağlayan bir kız çocuğu gördüm. Gözleri dolu doluydu, bulutların tüm nefretini içinde toplamış siyah gözleri durmadan yaş akıtıyordu. Kızın elini tutup “Ağlama lütfen, gel yanıma.” dedim ve sarıldım. Ardından baban geldi, sinirle kıza bağırdı. Ayağa kalkıp ona haddini bildirecekken kızın üzerine düştüm. İşin iyi yanı, kız artık gülüyordu. Babası da bıyık altından gülmeye başlamıştı, ona bakınca sert yüzünü takınıp “Hanımefendi, iyi misiniz?” diye sordu. Ona cevap vermeyip kızı yerden kaldırdım. Kolumdaki bilekliğime baktığını fark ettiğimde nazikçe kolumdan çıkarıp ona uzattım. “Senin olmasını ister misin?” diye sordum. Sorum bitmeden hızla bilekliği elimden aldı.

Raya elindeki bilekliği göstererek “Bu bileklik, evet bu o!” diye heyecanla yerinde kıpırdandı, bir an tereddüt ettiğini hissetsem de kollarını açıp bana sarıldı. “Teşekkür ederim. Annen olmadan yaşamak ne demek biliyorum, çok zor.” Bana bakarak anlayışla “Babasız da yaşamak zordur eminim.” dedi ve devam etti. “Annesiz yaşam, sanki kalbim olmadan hayata devam ediyor gibiyim.

Anlatabilirim belki ama hissettiremem sana bu duyguyu.” “Özür dilerim Raya, çok özür dilerim.” dedim birden. Afallamıştı, kaşlarını çattı. “Neden özür diliyorsun, bu senin suçun değil Arın. Bu kimsenin suçu değil, böyle olması gerekiyordu ve oldu. Hepsi bu.” Bilmiyordu, artık annesini istese de göremeyecekti ve bunun benim yüzümden olduğunu bilmiyordu. “Peki biyolojik annen, ona ne oldu?” Bu soruyu sormadan önce yüz kere düşünmem gerektiğini unutmuştum. Yüzü düşmüştü, rengi gitgide soluyordu. “O, ona şey oldu...” Düşünüyordu, gözlerini kaçırıyor, elleriyle oynuyordu. “O, o şey...” Biraz daha bekledikten sonra “Gitti, evet gitti.” Sonra gözlerini üzerime dikti. “Bir daha onu sormamalısın.” Fevri davrandığını anlamış olacak ki yumuşadı. “Lütfen, bir daha bu konuyu açma.” dedi. Anlayışla başımı salladım. Rahatsız olduğu hiçbir şey yapmak istemiyordum.

İlay, Ayaz’ın yakasını sıkıca tutup kendine çekti. Fısıldayarak ona bir şey söyledi ve ardından yakasını sertçe bıraktı. Ayaz sendelese de dengesini korumayı başardı. Başını salladı ve İlay’ın elini sıktı. Bir anlaşma mı yapmışlardı yoksa bana mı öyle gelmişti? Bilmiyordum, hiç bir şey bilmiyordum. Artık kitabımı incelemenin zamanı gelmişti. İçinde her türlü kusurlarımın, çirkin günahlarımın, umutsuzluğumun, yıpranışlarımın ve daha sayamadığım bir sürü şeyin bulunduğu kitabı okumalıydım.

*

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

20. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.