İçeriğe geç

SANRILARIN YANSIMASI

Bölüm 17 · 4 dk okuma

SANRILARIN YANSIMASI

Bölüm 17

SENİ SEVİYORUM

“Seni her evrende seviyorum.”

Tıpkı sıcak bir ateşe dokunmuş gibi birbirimizden hızla uzaklaştık. Ses inanılmaz yakından gelmişti fakat sesin yakınlığı eminim ki ikimizin de şu an umurunda değildi. Biz, nasıl kardeş olabilirdik ki? Bu nasıl mümkün olabilirdi? Etrafımızın aydınlanmasıyla Raya’nın siyah gözlerindeki umutsuzlukla karışık şaşkınlığı gördüm. Aydınlığı sağlayan, Kira adındaki robottu. “Kendinize gelmeniz uzun sürmemeli. Size birkaç bilgi daha vermek zorundayım.” dedi ve devam etti. “Annen, seni seçti. Raya’yı terk etmek zorundaydı.” Bir yandan Raya’ya bakıyor, bir yandan da oyuğun tavanına yansıyan ekranda çıkan annemin ve kucağında bir çocuğun olduğu resme bakıyordum. Bu çocuk, bu siyah gözler, Raya’ydı. Gerçekten, o’ydu. Annemin bulunduğu yerde sarı çürümüş boyalı binalar vardı. O binaların önünde çekilmişti bu fotoğraf. Ekran kaybolduğunda daha fazla ayrıntı yakalayamadım, zaten bir önemi de yoktu. Arkamızda bulunan ve taş tığını sandığımız dev robot öne doğru yürüdü ve ardında kalanların yolunu açtı. İlay, Kuzey ve Saye yanımıza geldiler. “İnanmıyorum, siz cidden kardeş misiniz?” diye sordu İlay. Raya yüzüme bakmıyordu, kimsenin yüzüne bakmıyordu. Benimle kardeş olmaktan utanıyor muydu? Peki ya ben, ben neden bu kadar erken alışmıştım bu duruma?

Dev robot önümüzde durdu, çok geniş omuzları vardı ve boyutu tüm oyuğu ve yolu kapatacak büyüklükteydi. Üzerinde yüzlerce kablo vardı ve bu kablolar onun ışık saçmasına neden oluyordu. Gözleri mekanik bir seste açılıp kapanıyordu. Ritmik bir şekilde açılıp kapanan gözleri tıpkı saatin her saniyede çıkan sesine benziyordu. “Size bir bilmece soracağım. Bilirseniz yolunuzdan çekileceğim, bilemezseniz geri döneceksiniz.” dedi. Sesi anonstaki sese benziyordu, gram duygu yoktu. “Zehriyle ölümü, deri değiştirerek ölümsüzlüğü bulur.” dedi ve önümüzde dikilmeye devam etti. Hepimiz birbirimize bakıyor, bazılarımız sesli düşünüp soruyu çözmeye çalışıyordu. Ne olabilirdi bu? Zehriyle ölümü, mmm demek ki bu zehirli bir şeydi ve deri değiştiriyordu. “Yılan. Bilmecenin cevabı yılan!” diye bağırdı Kuzey. Dev robot yolumuzdan çekildi ve karanlık yolda ilerleyip yolumuza ışık tuttu. “Neden bu kadar kolay bir soru sordu?” diye sordu Saye. İlay atılarak “Bence gideceğimiz yolda bizi bekleyen bir tuzak var.” dedi ve ardından Raya “Belki de onların bize yardım ettiğini düşünmemizi istiyorlar.” diye ekledi. Beni es geçerek aramızdan herkese öylece bir bakmıştı.

Yolun sonuna kadar ıslak çamur sesleriyle beraber yürüdük, yol boyunca kimse sesini çıkartmamıştı, nefes alışlarımızı duyabiliyorduk. Yolun sonuna geldiğimizde artık başladığımız noktadaydık. “Çıkış yolu sandığımız şey labirentten farksız.” diye sitem etti Kuzey. İçimi derin bir umutsuzluk kaplamıştı, umutların yenilemesi kolay değildi ve sanırım yeni bir umut uzun zaman alacağa benziyordu. “Hayallerim kırıldı.” dedi Raya. Sesi kırılgandı, yumurtadan çıkmaya çalışan yavru kuşlar kadar umut dolu fakat aynı zamanda da korkaktı.

Ne yapacağımızı bilemez vaziyette odanın içinde dönüp duruyor, amaçsızca yürüyorduk. Bize yol gösterecek ne bir pusula ne de herhangi bir işaret vardı. Sıkışıp kaldığımız daracık bir yerde boğulacaktık. Birbirimizin nefesinden başka nefes alabileceğimiz hiçbir şey yoktu. Odanın kapısı açıldı ve bizi öylece bırakıp gidenler odaya geri döndü. Cesur, kızgın bir yüz ifadesini takınmıştı ve asla yumuşamıyordu. Azelya, Cesur’un çatılmış kaşlarını biraz olsun indirme umuduyla ona iyice yaklaştı. Artık burunları birbirine değecek kadar yakınlardı. “Sakin ol lütfen, bak bana.” dedi ve Cesur’un gözlerini narin bir dokunuşla kendi gözleriyle buluşturdu. Yeşil gözleri dolmuştu. “Ne konuşmuştuk biz?” diye devam etti. “Kendini kaybetmemelisin, yoksa seninle beraber ben de kaybolurum.” dedi. Cesur’un yüzü nihayet yumuşamıştı, artık gözlerinde sadece yorgunluk vardı. Dökmemeye çalıştığı karahindibalar gibi nazik ve yavaşça Azelya’nın ellerini tuttu ve kızın başını göğsüne yaslayıp saçlarını okşadı.

Odadaki kasvetli hava dağılmaya başlamıştı. Kira adındaki robot yine tüm huzuru bozmak için kendini göstermişti. “Katili öğrenmek istemiyor musunuz?” diye kocaman harflerle ekranı kaplayan yazı hepimizi endişelendirmeyi başarmıştı. Katili merak ediyordum ama ondan daha önemlisi bu cinayet neden ve nasıl işlenmişti? Ekrandaki yazı yavaş yavaş kayboldu, ardından odanın yapay penceresi aralandı ve karşımıza Alin’in görüntüsü çıktı. Saçları yine sıkı bir şekilde topluydu, yüzünde korkunç bir ifade vardı. Hayatını alt üst edecek bir şey öğrenmiş gibi etrafta korkak ve ne yapacağını bilemez bir şekilde yürüyordu. Ardından karşısına Ayaz çıktı. Ayaz’ın üzerindeki tulumun kemer kısmında çeşitli kesici silahlar ve bıçaklar bulunuyordu. Alin, Ayaz’ı gördüğü an duraksadı ve o anda yapay pencere eski haline geri döndü. Ayaz şüpheyle etrafına bakındı. “Benim yaptığımı düşünmüyorsunuz herhalde!” diye hemen savunmaya geçti. Cesur’un beyaz tenindeki damarlar belirginleşti, sinirleri yine yükselmişti. Azelya bunu görür görmez bağırarak “Seni seviyorum!” dedi ve Cesur anında Azelya’ya baktı. Damarları gevşemişti, emin olmak ister gibi Azelya’ya bakmaya devam etti. Azelya’ysa kendini açıklamak istercesine “Sevmek ne demek bilmiyorum. Belki de sevmek haykırarak sevdiğini söylemektir.” dedi ardından şu sözleri söyledi.

Bazen

Seni seviyorum demek

Sevmek istemektir

*

Bazen

Seni seviyorum demek

Yanında kalacağım demektir

*

Bazen

Seni seviyorum demek

Gitmeyi bilememektir

*

Bazen

Seni seviyorum demek

Senden başka kimsem yok demektir

“Evet Cesur, seni seviyorum. Burada, bu halde, yaşadığımız onca saçmalığa, belirsizliğe, endişeye ve korkuya rağmen, sana ve bana rağmen, seni seviyorum.” Cesur bir an duraklasa da Azelya’ya yaklaştı ve kulağına bir şeyler fısıldayıp sarıldı.

*

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.