İçeriğe geç

SANRILARIN YANSIMASI

Bölüm 14 · 4 dk okuma

SANRILARIN YANSIMASI

Bölüm 14

BULUTSU

“Gözlerinin kenarında bir bulutsu.”

“Sizi parçalara ayırıp yalnızlaştırmak istiyorduk fakat bu kadar hızlı ve kolay olacağını biz de tahmin etmemiştik. Burada bir cinayet işlendi ve katil odanızdan biri. Alin Salan öldürüldü. Parçalanıp daha da dağılmanız için katili sizin bulmanızı istiyorum. Bol şans.” Anons her zamanki mekanik sesle kapandı, ölüm haberini verirken bile hiçbir duygu kırıntısı taşımayan bu ses, bir insana ait olamayacak kadar duygusuzdu. “Şimdi de dedektiflik mi yapacağız cidden?” diye söylendi Merida. Haklıydı, buraya bu sebeple gelmemiştik. Buraya dağılmaya değil bir olmaya, yeniden bilinçli ve sorgulayıcı bir toplum yaratmaya gelmiştik. En azından ben ve birkaç kişi bu amaçla gelmişti. Kimi buraya gelme amacını çoktan geldiği yerde bırakmıştı kimiyse bırakmak için en ufak bir kıvılcım bekliyordu.

Kuzey her olayda ön plana çıkıp olayları düzeltmek için uğraşırdı fakat bu olayda ses çıkarmamayı seçiyordu. Birincil şüpheliler ben ve Saye olduğumuz için konuşmak zorunda hissettim. “Arkadaşlar, dün bu gülü yastığımın altında buldum. Saye de güle bakmak için yanıma geldi. Bildiğimiz tek şey bu.” Karşımdakileri ikna etmek için sözlerimi bastırarak ve kendinden emin bir şekilde söylüyordum. Ayaz yine öfkelenerek homurdandı. “Öyleyse sen yaptın, Saye de suçunu örtmeye çalıştı.” diye kendince çıkarımda bulundu. “Bizim yaptığımıza dair bir kanıtın var mı? Bu gül bizim yanımızda bulundu fakat katilin bu gülü herhangi birinin yanına koyabileceğini düşünmüyor musunuz? Ve sen Ayaz, nedense bu cinayet en çok seni öfkelendirmişe benziyor. Neden aşırı tepkiler veriyorsun?” diye karşı çıktı Saye. Doğru noktalara değiniyordu, bunu sevmiştim. Saye, nedense bana açılmamış bir tomurcuk gibi geliyordu. İçinin güzelliğini çoktan bildiğim, güzel tomurcuk.

İlay kendini hatırlatarak “Arkadaşlar elinizde kayda değer bir kanıt olmadan kimseyi suçlayamazsınız. Buraya ne için geldiniz? Kendinizden vazgeçtiniz, belki de burada tutulan ve sizler gibi olan herkesi kurtarmak istediniz, belki de bazı şeyleri değiştirmek istediniz. Her ne amaçla olursa olsun değişim sizden başlar. Her biriniz tek tek değiştiğinizde bir toplum değişir. Anlıyor musunuz?” diye kararlı bir tonda konuştu. Söylediklerini düşünecek çok kişi vardı ama eminim ki birkaç kişi bu sözlere zırva diyecek ve umursamayacaktı.

*

Herkes kendilerine en yakın olan kişilerle konuşmaya dalmışken odanın kapısı aralandı. Ben, Saye ve Raya hariç bunu kimse fark etmemişti. Robot odaya yaklaştıkça konuşmalar fısıltılara dönüştü, çok geçmeden oda koca bir sessizliğe büründü. Uzun bir bekleyişe rağmen robot öylece durmaya devam etti. Işığı yanıp sönüyor fakat hareket etmiyordu. Robota yaklaştıkça ekranında duran bulutsuları fark ettim. Renkleri karışıktı ve bulut kümelerinden oluşuyordu. Bildiğime göre bulutsular, gaz veya tozdan oluşan ve evrende düşündüğümüzden daha çok yer kaplayan bulutlardı. İlay robota yaklaşıp incelemeye başladı. “Sanırım otomatik pilota alınmış. dedi. “Biraz uğraşırsak belki herhangi bir bilgi edinebiliriz.” diye ekledi. “Tel tokası olan var mı ya da onun gibi bir şeyi?” diye sordu. Sanırım kimsede yoktu, bu yüzden başka bir yol denemek zorundaydı. “Başka bir şey olmaz mı?” diye sordum ve hemen ardından etrafta işe yarayacak bir şeyler aramaya başladık. Odada sadece yataklar ve giyinme yerleri vardı. Kutu? Evet, odaya ilk geldiğimde bir kutu vardı. Tabii ya, o kutuyu bu odada görmemiştim ki! “Yatağın içinde işe yarayacak herhangi bir şey bulamaz mıyız?” diye sordu Merida. Ardından herkes yatağının yanına gidip bazayı kaldırdı. Yatağımın altında böcek vardı, elime aldığımda bunun dinleme cihazı olduğunu anladım. Haber yaptığım çoğu olayda bu cihazdan görmüştüm. Şahsen şaşırmamıştım, bizi öylece kendi halimize bırakacak halleri yoktu.

Yatağın bazasını yerine indirirken kenarı yırtıldı. İçindeki birkaç pamuk ve tel gözüme çarpmıştı. “Bazanın içindeki teller, işimize yarayabilir sanırım.” dedim. İlay yanıma geldi, başını salladı. “Evet, yarayabilir. Nasıl çıkartacağız oradan?” diye sorduğunda Kuzey, Çağın ve Cesur da yanıma gelmişti. “Elimizde hiç alet yok, nasıl yapacağız?” diye sordu İlay. Haklıydı, teller çok sertti. İnsan gücüyle kesmeyi başaramazdık. Başka bir yol bulmalıydık ama ne olabilirdi? “Belki bu işinize yarayabilir?” diye tiz bir ses çıktı, ardından sesin sahibi elinde çiviyle bize yaklaştı. “Bunu nereden buldun Azelya?” diye sordu Cesur. “Bahçedeyken, çeşmenin içindeydi.” dedi ve çiviyi İlay’a verdi. İlay robota yaklaştı ve bazı kenarların içine çiviyi soktu. Çivi çok büyüktü, robottaki hiçbir bağlantıyla uyuşmuyordu. “Belki robotun altında uyan bir yer buluruz.” diye sordu Azelya. “Denemekten zarar gelmez.” dedi İlay ve robotu kaldırmaya çalıştı. Robot yerinden oynamadı bile, görünüşe göre birkaç kişiye daha ihtiyacı vardı. Saye, Cesur, Kuzey ve ben robotu bir uçtan tutup yere yatırdık. Robotun altında büyük bir giriş yeri vardı fakat kapağı hiçbir şekilde korunmamıştı. Alin kapağı açtığında içinden USB bellek çıktı. Belleği eline aldığında üzerinde 0351 yazıyordu. İlay sesli bir şekilde sayıyı okuduğunda Raya “Bu benim oda numaramdı.” dedi ve ürkekçe İlay’a yaklaştı. İlay robotun kapağını kapadı ve bizden robotu doğrultmamız için yardım istedi. Robotu eski konumuna getirdiğimizde belleği robotun giriş yerine soktu. Ardından Raya’nın yüzü dehşet içinde ekrana yansıdı. Ekranın sağ üst kısmında bir çocuğun resmi vardı. Üzerindeki şort ıslaktı, ince bluzu tenine yapışmıştı. Saçlarından akan sular yüzünü ıslatmıştı fakat yine de gözleri umutla ışıldıyordu.

*

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.