“Güven, anlamını bilmediğim kelime havuzundan eklenen kelimelerden sadece birisi.”
“Neden o buldu sanıyorsun! Çünkü bu baştan beri belliydi, her şey planlı anlasana.”
“Sessiz ol, hiçbir şeyden emin değilsin.”
“Size bunu kanıtlayacağım!”
Boğuk bir gürültüden dolayı uyanmış ve sadece bu konuşmaları duymuştum. Öncesi var mıydı, varsa neler konuşuldu bilmiyordum ki zaten bilmek de istemiyordum. Benden şüpheleniyorlardı, eminim sadece bir kişi değildi, içten içe birçok kişi benden şüpheleniyordu. Kendimi nasıl aklayacaktım bilmiyordum ama yeni güne uyanıp artık bazı şeylerin sonucuna katlanmak zorundaydım. Belki benim elimde olan bir şey değildi ama yine de sonunda ne olursa olsun kaderin bana çizdiği yolu yürümek istiyordum.
Biraz boşluğa bakıp düşündükten sonra kendimi açıklama ihtiyacı hissettim. Arkamı dönerken yerdeki tahtaların gıcırdaması tüm dikkati üzerime topladı. Tahtaya minnettar bir şekilde gülümsemek istesem de şu an hiç uygun zaman değildi. Boğazımı temizledim ve kimseyi şüpheye düşürmeyecek bir ses tonuyla konuşmaya, anlaşılmak için anlatmaya başladım. “Arkadaşlar, biz barakanın burada olduğunu bile bilmiyorduk. Alin, Ayaz siz şahitsiniz. Bizi buraya siz getirdiniz.” Hevesli gözlerle kabul etmelerini beklesem de büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Hiçbir tepki vermiyorlardı. “Hem mantıklı düşünürsek eğer, bu kutunun bulunması istenseydi, böyle gizlenmezdi, aksine herkesin bulabileceği bir yere koyarlardı.” Devam edecekken Ayaz homurdanarak lafa atıldı. “Yanılıyorsun!
Evet, bulunmasını istiyorlardı fakat herkesin görebileceği bir yerde onu önemsemezdik hatta fark edebileceğimizi bile sanmıyorum. Zor bir yere sakladılar çünkü içimizden herhangi biri bulamayacak ve sen kolayca bulup seçim yapabilecektin. Aynen öyle de oldu.” Kahverengi gözleri, kahvenin en acı tonuna bürünmüştü. Onu ilk gördüğümde sinirlendiği bu kadar belli olmuyordu fakat şu an tüm bedeni derin bir öfkeyle doluydu. Ya şimdiye kadar biriktirdiği tüm öfkesini bana kusuyordu ya da suçlu psikolojisinde olduğundan kendini korumak için beni ateşe atıyordu.
Tartışmanın hiçbir anlamı yoktu. Birbirimizi suçlayarak hiçbir yere varamıyor, aksine daha da geriye, bizi buraya tıkanların tarafına yaklaşıyorduk. Kendimden emin bir şekilde başımı kaldırdım ve gözlerimi Ayaz’dan ayırmadan kararlı bir ses tonuyla “İster benim suçum olsun, ister senin, ya da aramızdan herhangi birinin, sonuç olarak artık seçim yapmak zorundayız. Sizin de fikirlerinizi almak zorundayım; bu karar sadece beni değil, sizi ve hayatınızdaki insanları hatta farkında bile olmadan hayatına dokunduğumuz yüzlerce insanı da etkileyecek. Kavga etmenin hiçbir anlamı yok, en azından şu an.” dedim. Haklıydım ve Ayaz da bunun farkındaydı. “O zaman seçim yapmanın zamanı geldi mi?” diye ürkek bir şekilde sordu Raya ve sesini oldukça kısarak bakışlarını üzerime dikti. “Bilmiyorum Raya, inan hiç bilmiyorum.” dedim ve bir süre daha bana yorgun gözlerle bakan Raya’ya bakmaya devam ettim.
Soğuk ve gergin bir bekleyişten sonra ince bir ses tüm gözleri üzerine topladı. “Oylama yapalım.” dedi ve kaşındaki piercingi kaşıdı. Yeşil gözleri hızlı ve temkinli bir şekilde herkesin üzerinde dolaştı. Gözlerinin içinde henüz dikilmiş bir fidan vardı, kirpiklerinin ve gözlerinin kenarındaki doğal siyahlık fidanın büyümeyeceğini hatta çoktan şiddetli bir rüzgarla yerle bir olduğunu anımsatıyordu fakat öyle büyülü bir yeşildi ki başka fidanlara minnetle yer açabilirdi. Saçları kısaydı ve katlıydı. Aslan yelesini andırıyordu ve çok tatlıydı. Kuzey onaylayarak “Evet, hadi yapalım.” dedi heyecanla. Nedense bu seçim onun kaderini etkilemeyecek gibi mutluydu. Anlayamıyordum. “İlkini seçenler el kaldırsın.” dedi ve anında kendi elini de kaldırdı.
Seçimi yapmıştık, hepimiz vefat etmiştik ama ölümü bulamamıştık. Bu gerçekliğe alışmak, bunu kabullenmek hiç kolay olmayacaktı. Sevdiklerimiz, fotoğraf karelerindeki gülümsemelerimiz, ilk aşkımız, yaşadığımız ev... Artık tüm bunlar koca bir boşluğa karışıp sonsuza dek yok olmuştu. Hepimiz dünyaya gelirken tertemizdik ve günah ne demek bilmiyorduk, buraya gelmeden önceki yaşadıklarımız sanki bir güne sıkıştırılmıştı ve diğer gün, doğduğumuz günden hemen sonra, günaha bulanmıştık. Hepimiz birer kurbandık, sanki koca bir kaya batmak için kendini bize bağlamıştı, böylesine karmaşık ve suçlu hissediyordum. Bundan sonrası koca bir belirsizlikti. Artık adımız, soyumuz yoktu, bizi dünyaya bağlayan hiçbir şey yoktu, olamayacaktı da. Bu dünyadan değildik, olduğumuz yerden de değildik, hiçbir yerde bulunan hiçbir şeydik.
Barakadan dışarıya çıktığımızda bizi bekleyen bir robotla karşılaştık. Bizi gördüğünde yanımıza geldi, bana daha da yaklaşarak “Ben Kira, seçiminizi bana söylemelisiniz.” dedi. “Biz, ilk seçeneği seçtik.” dedim ve bu sözlerin ardından kaderimizin yarısını barakanın önünde bırakarak bizi götürecek olan araca doğru yürüdüm. Ellerim titriyordu, ayaklarımın bedenimi taşıyacak hali kalmamıştı. Sırtımı yaslayacak bir yer bulup gözlerimi kapadım. Gözlerimi kapayarak rüyaya uyanmayı, buraya hiç gelmemiş olmayı ve annemin ölmemiş olmasını diledim.
*
Düşüncelerimde kaybolurken öğürme sesleri gerçek hayata dönmemi sağladı. Hiç istemesem de gözlerimi açtım ardından sesin nedenini öğrenmek için etrafa bakındım. Alin’den geliyordu bu ses, kusuyordu. Ayaz kusan kızın belini sıvazlıyor, diğerleri de etrafında toplanmış ve kızın yalnız hissetmemesini sağlamaya çalışıyorlardı. Kusmayı bıraktığında doğruldu ve araca doğru yavaşça yürümeye başladı. Ayaz kızın kolundan tutup ona destek veriyor, ardındakiler de tek tek araca biniyorlardı. Sanırım gitme vakti gelmişti. Buraya geldiğimiz kişiyle döndüğümüz kişi aynı değildi. Gelirken bir adımız, ailemiz, bizi bu dünyayı yaşadığımıza inandıran bağlantılarımız vardı fakat artık tüm bunlar koca bir karanlığa karıştı.
*
“Yani artık ailemiz bile bizim var olduğumuzu bilmeyecek mi?” diye sordu Merida, bu sayede odadaki tüm gözleri üzerine topladı. “Evet, öyle görünüyor ama buna inanmakta zorlanıyorum. Böyle bir şeyi yapamazlar ki.” diye cevap verdi Kuzey. Söylediklerinden emin değildi, yine de sakinliğini korumaya çalışıyordu. “Hem bizi maddi olarak hayattan silseler bile manevi olarak kalplerine girebildiğimiz kişilerde silemezler. Kalplerine dokunamazlar.” diye devam etti. “Peki kalplerine dokunamasalar bile beyinlerinden bizi sildiklerinde kalplerinde hala kalabilir miyiz?” Ayaz sert bir bakış attığında içimden düşündüğümü sandığım bu soruyu sesli söylediğimi fark ettim. “Sen!” dedi ve üzerime doğru yürüdü. “Senin suçun. Hala soru soruyorsun bilmiyormuş gibi. Her şeyden haberin var. Her şeyden.” Siniri hala tazeydi, uzun bir süre de böyle olmaya devam edecek gibi görünüyordu. “Sizden fazla bildiğim bir şey yok. Beni suçlamayı kes.” diye hafif yüksek sesle cevap verdim.
*
Yeni bir anonsla beraber toplanma yerine gitmiş, ardından kısa bir süre sonra geri odamıza dönmemizi söylemişlerdi. “Madem hiçbir şey yapmayacaktık, neden toplanma yerine çağırdılar?” diye sordu Alin. Yüzü hala solgundu, beyaz teni gitgide sarıya dönüyordu. “Bilmiyorum ama yakında öğreniriz.” dedi Kuzey. Çok geçmeden robotlardan biri odaya geldi, bu robot diğer robotlardan farklıydı. Gövdesinde büyükçe bir ekran vardı, ekranın üzerinde her birimizin isimleri yazılıydı. İsmi en üstte olan kişinin, yani Kuzey’in yanına gitti. Orada öylece durmaya devam etti. Hiçbir şey söylemiyor sadece duruyordu. “Ne istiyor benden?” diye sordu Kuzey. Ardından ekrana rastgele basmaya başladı. Ekrandan birden bir soru belirdi ve on saniye süreyle cevap verilmeliydi. Kuzey şaşırsa da hızla cevap verdi. Ardından robot Kuzey’in hemen altında olan kişiye, yani Raya’ya yaklaştı. Raya cevaplayınca sırayla Alin, Saye, ben, Ayaz, Çağın Cesur, Merida ve Azelya da sorularını cevapladı. Ardından robot arkasını dönerek odayı terk etti. Herkes birbirine soru soran gözlerle bakıyordu ancak kimsenin cevap verebilecek kadar bilgisi yoktu. “İsimlerini saydığım kişiler toplanma yerlerine, diğerleri odalarında kalsın.” dedi anons ve ardından isimleri saymaya başladı. Her ismin sonunda tiz bir hoparlör sesi geliyor ardından diğer isim okunuyordu. “Ayaz, Çağın, Cesur, Merida, Azelya.”
*