“Düşünmekten yoksun olanın, adı önemli değildi.”
Düştüğüm çamurdan çıkmama yardım eden Kuzey, düştüğüm yerde duran çamur birikintisine bakmamızı söyledi. Göz ucuyla baktığımda parlayan altın renkli bir şey gördüm. Oradaki herkes ne olduğuna meraklı gözlerle bakmaya çalışırken Raya yanıma geldi, eliyle üzerimdeki çamurları silmeye çalıştı. “İyi misin? Bir yerin acıyor mu?” diye sordu. Flört etmeyle alakası olmayan bir soruydu bu, sesi bir annenin yaralanan çocuğuna ilgi ve şefkatle yaklaşmasıyla aynı tondaydı. Bana anne şefkatiyle yaklaşmasına biraz bozulsam da hemen kendimi toparladım. “İyiyim.” dedim düz bir sesle ve bir kenara geçip oturdum. Raya verdiğim tepkiye biraz afallasa da belli etmemeye çalıştı. Kuzey ve diğerlerinin de yardımıyla çamurdan çıkardıkları kutuyu hiç zorlanmadan açtıklarında içinde iki zarf vardı. Kuzey atılarak eline aldığı ilk zarfı açtı ve sesli bir şekilde okumaya başladı. ‘Senin seçimin, sen ve buradaki tüm insanların kaderini belirleyecek deselerdi ne yapardın? Dur tahmin edeyim, aklına gelen ilk seçenek kaçmak olurdu, değil mi? Ya da en iyi seçenek ne ise, ne pahasına olursa olsun onu seçmek; peki ya seçeneklerden ikisi de birbirinden kötüyse?’ Kuzey durup mektuba bakarken Ayaz onu dürttü ve “Diğerini de açsana!” diye sesini yükselterek onu kendine getirdi. Kuzey titreyen elleriyle zarfı açtı ve kısılmış sesiyle yazılanı okudu. ‘İki seçenekten birincisi; yaşamınız boyunca tanıdığınız tüm insanların sizi ilelebet unutması ve onlarla yaşadığınız her anı rüya olarak bile anımsamaması. Hiç yokmuşsunuz gibi bilecekler, zaten yok olan hiçbir şey düşünülemez değil mi? Kimlikleriniz, adresleriniz, şu ana kadar yaşam belirtisi verdiğiniz her an; kameralara yansıyan görüntüleriniz, insanlarla çekildiğiniz fotoğraflar, aşık olduğunuz ve size aşık olan kişiler, anneniz, babanız, evcil hayvanınız, sizi var bilen her şeyde silineceksiniz. Öyle bir siliniş ki bu, değil izi tüm evrende varlığınız kalmayacak. Önemli bir not da ekleyelim, sizin sayenizde var olan her şey ya yok olacak ya da bir başkasının olacak. Eğer bu seçeneği seçerseniz var olmadığınız için kurtarılma ihtimaliniz sıfıra inecek. İkinci seçenekse en sevdikleriniz tarafından yaşarken ölmüş gibi görülmek; sizden öylesine nefret edecekler ki burada olmanıza sevinir hale gelecekler, e sonuçta en karanlık sırlarınızı öğrenecekler.’ Kuzey kaşlarını çattı ve mırıldanarak küfür savurdu. Sonrasında okumaya devam etti. ‘Seçimi yapacak kişi ise bu kutuyu bulmanızı sağlayan kişi. Bol şanslar, ha bir de seçim yaptığınız zaman geri dönüşü ya da seçim değiştirme olmayacak. İyi düşünün!’
Kutuyu bulmamızı sağlayan kişi, ben miydim? Ama, Kuzey görmüştü kutuyu? Herkes gözleriyle beni sarsıyordu ve bu yüzden derin bir suçluluk duymama engel olamıyordum. Kuzey bana dönerek korumacı bir tavırla “Arın, ne karar verirsen arkandayım. Kendini suçlu hissetme, kutuyu bulan kişi aramızdan herhangi biri de olabilirdi değil mi?” dedi. Kuzey’e cevap veremeden birisi bana bakanların arasından geçip tam önümde durdu ve inanılmaz kalın ve ürkütücü sesiyle “Bu saçmalık! Nereden bilebilir orada çukur olduğunu, hem de tam deliğin üstünde oturdu. Orada çukur olduğunu zaten biliyordun, bilerek oturdun ve seçimi sen yapmak istedin.” dedi. Saçları bir gözünü kapatsa da diğer gözünden ne kadar sinirli olduğunu görebiliyordum. Gözlerinden ateş çıkıyor ve bu ateşin dumanları içimi yakıyordu. Neyle karşı karşıyaydım ben? “Arkadaşlar saçmalıyorsunuz. Aramızdan herhangi biri de oraya oturabilirdi, bu onu suçlama hakkını bize vermez.” diye beni savundu Raya, sesinde otoriter bir tını vardı ve kendinden emindi. Belki de onun hakkında yanılmıştım; o zayıf değildi, onun gözlerinde kendi zayıflığımı görüyordum. “Tam da tahmin ettiğim gibi, grubundaki kız hemen savunmaya geçiyor. Sen de bu işin içindesin!” diye öfkeyle Raya’nın üzerine yürüdü. “Orada dur!” diye bağırdım. İçimde korkuya dair en ufak bir kırıntı bile kalmamıştı. “Onun hiçbir suçu yok, eğer birine bağırıp öfkeni kusmak istiyorsan o kişi benim.” dedim ve ekledim. “Senin öfkeni yere gömecek kadar büyük öfkem var, merak etme.” Tam üzerime doğru yürüyecekken Kuzey onu tuttu ve “Yeter Çağın, bir suçlu arıyorsan o da bizi buraya tıkan kişi. Öfkeni buradakilerden çıkarman kimsenin yararına olmaz. Eğer dağılırsak toparlanamayız ve dağınık bir grubun tamamen yok olması çok da uzun sürmez.” Bana yaklaştı, “Arın, istersen seçim yapmana yardım edebiliriz.” dedi. Gözlerinde ve sözlerinde zerre kötülük görmüyordum. Anlayışla başımı salladım ve “Çok isterim. Hepimizin ortak kararıyla seçim yapmak doğru olur.” dedim. Gözleri yeşil olmasına rağmen göz kenarlarının ve kirpiklerinin siyahlığından dolayı ormanın derinliklerini andıran gözleriyle beni süzdükten sonra “Yarın seçim yapsak daha doğru olur, hepimiz çok yorgunuz ve iyi düşünemeyebiliriz. Sabah daha doğru kararlar veririz.” dedi Merida. Saçlarını açıp iki yana salık bıraktığı için kazınan yer görünmüyordu. Bu görünüşüyle uysal ve tatlı liseli kızları andırıyordu. “Haklısın, dinlenmek iyi fikir.” dedim gülümsemeye çalışarak. O kadar yorgundum ki değil konuşacak, düşünecek halim bile yoktu. Sakince oturup bacaklarımı kendime çektim ve gözlerimi kapattığım an tüm bedenim bunu bekliyormuşçasına hızla uyku denizine atladım.
*