Galiba ben ilk defa aşık olmuştum. Kime mi? Komutanıma. Yüzbaşı Baybars’a. Onu gördüğümde o çelikten zırhım paramparça oluyor, kalbim göğüs kafesimi zorluyordu. Ben bu değildim; liseli aşıklar gibi saçma sapan davranıyordum. Bu hisler, savaşın ve intikamın ortasında, benim için tamamen yeni ve korkutucuydu. Acaba o da bana karşı bir şeyler hissediyor muydu? Bilmiyordum ama Suriye görevi öncesi, bu duygusal yükle hareket edemezdim. Söylemem gerekiyordu. Baybars'ın odasına gittim. Masasında oturuyor, dosyaya bakıyordu. Kapıyı iki kere çaldım ve içeri girdim. "Konuşabilir miyiz?" Baybars başını kaldırdı. "Ne oldu, Üsteğmen? Bir sorun mu var?" "Şey... Bunu nasıl konuşacağımı pek bilmiyorum ama içimde tutarsam çıldırırım." Alaycı bir gülümseme yaktı dudaklarında. "Şaşırtıcı. Sen hiç lafı gevelemezsin." "İşte ben de anlamadım. Ben... ben değilim," dedim, ellerim titriyordu. "Anlamadım." "Ben de anlamadım." Baybars sabırsızlandı. "Ne diyorsun, Sanrı? Anlamıyorum." "Tamam, söyleyeceğim." Elimle şakağımı ovuşturup derin bir nefes aldım. Yapacağım çılgınlığı biliyordum. Masaya yaklaştım, ellerimi masanın üstüne koydum ve ona doğru eğildim. Baybars, gözlerini kısıp gerginlikle sordu: "Ne oluyor?" Gözlerinin içine baktım. Korkuyu bir kenara fırlattım. "Sana aşığım. Sevgilim olur musun?" Baybars şaşkına döndü. Bu, beklediği son şey bile değildi. Ben de beklemiyordum; direkt, bir emir gibi söylemiştim. "Hemen cevap verme," diye ekledim, sesim titremeyi bırakmıştı. Baybars, tek kelime etmeden hızla oturduğu yerden kalktı. Beni yakamdan tutup sertçe kendine çekti ve dudaklarıma yapıştı. Bu, benim ilk öpücüğümdü. Dünya durdu. Demir'den, intikamdan, kayıplardan arınmış, sadece Baybars'ın dudaklarının sıcaklığını hissettiğim bir andı. Kısa ama tutkuluydu. Geri çekildiğinde nefes nefese kalmıştım. "Bu ne demek?" diye fısıldadım. Yüzünde o kibirli, ama bu kez tutkuyla dolu gülümseme vardı. "Aslında bunu benim söylemem lazımdı." "Fark etmez," dedim, kollarımı boynuna doladım. "Kabul ediyorum demek, Üsteğmenim. Ama şimdilik kimseye söylemeyelim." "Neden?" "Daha hazır değilim. İki sert komutanın gizli aşkı..." "Peki, güzelim," dedim, onun yumuşaklığına teslim olarak. Baybars, beni kendine çekti. Sesi, Komutan otoritesiyle sevgi arasında gidip geliyordu. "Güzelim, görevde dikkatli ol. Başına buyruk davranma." "Söz veremem." "Ceza veririm. Göreve gidemezsin." Gözlerine meydan okurcasına baktım. "Gidebileceğimi biliyorsun, değil mi? Ben Fırtına'yım." "Biliyorum. Ama önce seninle işim var." Gülümsedim. "Ne gibi?" "Bir de o kızdan uzak dur," dedi, aniden ciddileşerek. "Hangi kız?" "Sude midir nedir. Doktor olan." Alaycı bir şekilde ona yaklaştım. "Sen beni kıskanıyor musun, Yüzbaşı?" "Ben mi? Ne kıskanacağım? Saçmalama!" "Öyle mi?" dedim, yüzümde yaramaz bir ifadeyle. "Öyle!" "Yani beni kıskanmazsın?" "Hayır!" Omuz silktim. "Sen öyle diyorsan öyledir, güzelim." Baybars, teslim olmayı reddetti. Beni omzumdan tuttu. "Sen yine de uzak dur. Beni çileden çıkarma." "Peki, güzelim," dedim, içim rahatlamış bir şekilde. "Zaten ona hiç öyle bir gözle bakmadım. Tek sevdiğim kadın sensin." Baybars'ın yüzündeki gerginlik yerini huzura bıraktı. İlk kez, hayatımın kontrolü benden çıkmış, ama bu, en güzel teslimiyetti. Artık görevden dönmek için, sadece intikam değil, bir aşk sebebi de vardı.
Bölüm 27
BÖLÜM 27
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.