Bu karargâhta bir yılım dolmuştu. Hâlâ kimseyle konuşmuyor, kendime ördüğüm zırhı koruyordum. Öğlen, yemekhaneye gittim ve her zamanki gibi boş bir yere oturdum. Askerler fısıldaşıyordu. "Komutanım, acaba Sanrı Komutanı da mı çağırsak?" Baybars'ın sesi geldi: "Gelmek istemiyorsa gelmez." "Abi, neden böyle yapıyor acaba?" "Bilmiyorum, küçükken bir şeyler yaşamış olmalı." Tam o sırada, nöbetçi asker telaşla yanıma geldi ve selam verdi. "Komutanım, dışarıda bir adam var, sizi görmek istiyor." "Kim?" "Adını söylemedi. Yüzünde yanık izi var." Yanık izi mi? Yetimhane müdürü olamazdı, o ölmüştü. Peki, kimdi? Ayağa kalktım. Kalbim hızla çarpıyordu. Dışarı çıktığımda, gördüğüm yüzle beynimden vurulmuşa döndüm. "Nasıl olur? Ama o ölmüştü!" Demir'di. Yüzünün bir kısmı, benim yaktığım barın alevlerinden kalma korkunç yanık izleriyle kaplıydı. Yanına sinirle yürüdüm. Gülümsüyordu. Bu, beni daha da sinirlendirdi. "Sen..." "Öldüm, değil mi?" dedi. "Hayır, ölmedim, Sanrı. Beceremedin." "Neden geldin? Ne istiyorsun? Hayatımı daha yeni düzene soktum!" diye bağırdım, sesim titriyordu. "Neden ölmedin?" "Öldürmeyen Allah öldürmez. Beni öldürmeyi beceremedin, Fırtına." "Ne istiyorsun?" "Konuşmak." "Seninle konuşacak hiçbir şeyim yok." "Eğer biraz hatrım varsa, konuşalım." "Kısa kes." Bir yere gidip oturduk. Yüzüne baktım. Yanık izleri, benim yaptığım vahşetin kalıcı bir imzasıydı. Fark etmiş olacak ki, gülümseyerek yüzünün bir kısmını kapattı. "Kötü görünüyor, değil mi?" "Hoşuma gitti. Benden sana bir hatıra." Demir, derin bir nefes aldı. Gözleri, pişmanlık ve sevgiyle doluydu. "Bak, ben eskiden evliydim. Sevdiğim bir karım vardı. Ama ailen onu öldürdü." "Yalan söylüyorsun! Onlar öyle bir şey yap—" "Dinlemeyi öğren, Sanrı!" Sesi aniden yükseldi, beni susturdu. "Bir kızımız vardı. Çok güzeldi, öyle masumdu ki... Hayatıma yakışıyordu. Bir gün baban, bana tuzak kurdu ve beni hapse attırdı. Sen, onların öz kızı değilsin. Seni benden çaldılar. Hapisten çıktığımda seni çok aradım ama öldü dediler. Çok sinirlendim. Kendime, herkese..." Dünyam, bir kez daha başıma yıkıldı. Gözlerim faltaşı gibi açılmıştı. Vücudumdaki tüm kan çekilmiş gibi hissettim. "İnanmıyorum... Sen benim babam değilsin. Annem ve babam beni çok severdi!" "Beni ne kadar inkâr etsen de, ben senin öz babanım." "Kabul etmiyorum!" "Sanrı... Benim soyadımı taşıyorsun," dedi, yorgunlukla. "Biraz kafa dinlemem, düşünmem gerek," dedim, güçlükle ayağa kalkarak. Demir'in gözleri doldu. "Kızım, beni affet. Seni gerçekten seviyorum." "Düşüneceğim." Demir gitti. Öylece kalakaldım. Nasıl olur? Yıllarca annem ve babam, bunu benden nasıl saklarlar? Demir, benim öz babam mıydı? O zaman, intikam aldığım kişi... annemin katili değil miydi? Hayatım, bir yalandan ibaretti. Baybars, dışarı çıktı. Deminden beri konuşmamızı izliyordu. Yanıma geldi. "İyi misin?" "Evet," dedim, yalan söyledim. "O adam kimdi?" "Komutanım, bu benim özel hayatım," dedim, hemen zırhımı kuşanarak. Baybars geri çekildi. "Üzgünüm. Haklısın." "Ben üzgünüm. Kafam dalgın," dedim. İlk kez, ona karşı savunmasız bir anımı paylaşmıştım. "Sorun yok. Eğer bir şey olursa, bana haber ver. Benimle konuşabilirsin." "Teşekkür ederim," dedim. Baybars gitti. Sanrı, bir yanda öz babasının katilinin kızı olduğu gerçeğiyle, diğer yanda öz babasının annesini öldüren adam olduğu gerçeğiyle baş başa kalmıştı. Bu intikam döngüsü, onu sadece bir asker değil, kaderin en trajik kurbanı yapmıştı.
Bölüm 26
BÖLÜM 26
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.