İçeriğe geç

SANRI

Bölüm 25 · 4 dk okuma

SANRI

Bölüm 25

BÖLÜM 25

Karargâha geleli bir hafta olmuştu. Odadan çıkmıyor, sürekli dosyaları inceliyordum. Komutan Baybars beni buradan göndermek için elinden geleni yapıyordu ama ben kolay pes eden biri değildim. Kimseyle konuşmaz, yakınlaşmazdım. Kapı birden açıldı. Güney, kapıyı çalmadan girdi. Dosyadan kafamı kaldırıp ona sinirle baktım. "Komutanım, sana çay getirdim." "Burası han geçen yolu mu? Neden kapıyı çalmıyorsun?" "Üzgünüm, Komutanım." "Çık! Çay içmeyeceğim." Güney çıktı. Tekrar dosyalara döndüm. Kısa süre sonra, kapı tekrar açıldı. Kafamı kaldırmadan küfrettim. "Sıçarım şimdi kapıya, ha! Şu siktiğimin kapısını çalın!" Kapıdaki Barlas, şaşkınlıkla içeri girdi. "Oha, Üsteğmenim! Bu nasıl küfür?" Baybars'ın sesi arkadan geldi: "Bir şey mi oldu, Komutanım?" "Akşam çocuklarla dışarıda yemek yiyeceğiz, sen de gel." "Olmaz." "Rica etmedim, gel dedim. Bu bir emirdir." "Bana böyle şeylerde emir veremezsin," dedim, dosyalara bakmaya devam ederek. "Ben senin Komutanınım, saygılı ol!" "Gerekirse olurum ama gerek görmüyorum." "Eğer gelmezsen, seni evinden sürükleyerek getiririm." "Sıkıyorsa! Ben senin bildiğin süs kızlarına benzemem." Baybars gülümsedi. "Biliyorum. Sen çok farklısın." "Anlamadım?" "Akşam geliyorsun, o kadar." Bir şey dememe kalmadan odadan çıktı. Akşam oldu. Bütün gün odada olduğum için sıkılmıştım. Hava almak için dışarı çıktım. Sonra eve gidip hazırlandım. "Neden gelmek zorundayım? Komutan diye her şeyi yapabilecek sanıyor kibirli öküz," diye homurdandım. Konum attığı yere geldim. İçeri girdim ve onları aramaya başladım. Yanımdan geçen bir kız omzuma çarptı. "Yavaş ol lan!" "Olmazsam?" Gözlerimi kıstım. "Kaşınma. Hiç sivil dönmedim, ilk sen olursun." Kız umursamadan gitti. Bizimkileri buldum. Yanlarına yürüdüm. O kibirli, kıskanç kadını, Yüzbaşı'nın yanında otururken gördüm: Sude. "Sude, kalkar mısın?" "Neden? Bir şey mi oldu?" dedi, kaşları çatıldı. "Üsteğmen oturacak." Sude, bana sinirle baktı. Bu kız, o gün revirde Baybars'a baktığı için gözlerinden nefret okunan doktordu. Ayağa kalktı, başka yere oturdu. Ben de Baybars'ın yanına baktım. "Ne bakıyorsunuz, Üsteğmenim? Oturun." Baybars'ın yanına oturdum. Sürekli bana bakıp duruyordu. Ben de gözümü ona diktim. "Ne bakıyorsun?" Baybars, kıkırdadı. "Kızım, az kibar ol. Kız ol biraz." "Beğenmiyorsan, oğluna almazsın." Sude araya girdi: "Ne?! Sen Komutanınla nasıl konuşuyorsun?! Hiç mi terbiyen yok?" Gözlerimden ateş fışkırdı. "Kadın, sen sus! O ağzını dikerim!" Askerler güldü: "Oooo! Buralar alev aldı!" "Komutanım, beni niye çağırdınız?" dedim, konuyu dağıtarak. "Kaynaşalım diye." "Düne kadar beni göndermek için elinizden geleni yapıyordunuz." Baybars, dürüstçe gülümsedi. "Sana ne kadar gıcık kaptıysam da, sen iyi bir askersin. Erkeklerden bin kat cesursun." Baybars, gözümdeki bıçak yarasına baktı, sonra elini uzatıp yavaşça okşamaya başladı. Gözümü kapattım. Bana dokunulmasından nefret ederdim ama neden onun dokunmasına izin veriyordum? Sude, bize nefretle bakıyordu. "Buraya ne oldu?" "Sanane?" "Düzgünce soruyorum. Cevap versen ölür müsün?" "Teröristler yaptı. İki yıl ellerinde kaldım." Askerler şaşkınlıkla fısıldaştı: "Oha! İki yıl mı? Nasıl dayandınız?" "Daha fazla kaldığım oldu. O, benim için hiçbir şey." Sude, sinsi bir ifadeyle sordu: "Neden buraya geldin? Yoksa Komutanın ceza mı verdi?" "Sanane, kızım!" dedim. Kolumu göğsümde bağlayıp gözümü ona diktim. Bakışlarımdan korktu. "Komutanım, eğer rica etsek bize anlatır mısınız? Nasıl yakalandınız?" diye sordu bir asker. Sanrı, o anları yeniden yaşar gibi, ifadesiz bir sesle anlatmaya başladı: "Askerlerimle Suriye'ye göreve gittik. Baskın yaptılar. Bazı askerlerim orada can verdi. Bir ben, bir de teğmen kaldık. Bizi yakaladılar. Teğmenle birlikte çok acı çektik ama o dayanamadı, öldü. Onu bir yere attılar. Bir gün benim de öldüğümü sanıp onun yanına attılar. Ama ben yaşadım. Keşke onlarla birlikte ben de şehit olsaydım. Teğmenin karısı yeni doğum yapmıştı. Ailesine şehit haberini vermek çok zordu." "O boynundaki ikinci künye...?" "Evet, onun. Ondan kalan tek hatıra. İkimiz aynı asker okulundaydık. Tim kurduğumda ilk onu aldım. Keşke almasaydım." Askerler sessizdi. "O yüzden mi bize yakın olmak istemiyorsun?" "Ben kimseye yakın olmam, güvenmem." Baybars, ilk kez ciddi bir şekilde konuştu: "Güvenmeden, sırtını birine yaslayamazsın." "Kimseye yaslanmak istemiyorum. Kendi başıma yeterim." "Sevdiğiniz yok mu?" diye sordu Rüya. "Vatandan başka aşkım yok." Tam o sırada, masaya genç bir kız geldi, Baybars'a sarıldı ve yanına oturdu. Baybars, omzuna kolunu attı. "Nasılsın, güzelim?" "İyiyim, abi." Gözlerim şaşkınlıkla açıldı. "Oha!" "Ne oldu?" dedi Baybars. "Sensin!" Kız bana döndü, heyecanla baktı. "Anlamadım?" "Beni hatırladın mı?" "Hayır." "Bir hafta önce beni serserilerin elinden kurtardın! Ama aslında ben seni çok önceden tanıyorum!" "Lisede gizemli kahramanım," diye fısıldadı kız. "Senin gizemli kahramanın Üsteğmen mi?" diye sordu Baybars. "Evet! Beni o gün zorba kızlardan kurtardı!" Bu kadar duygusal konuşmaya dayanamadım. "Ben bir lavaboya gideceğim." Lavaboya giderken, Sude, kıskançlıkla dolu gözlerle içeceğime gizlice içki kattı. Geri döndüm ve yerime oturdum. Susadığım için içeceğimi bir dikişte bitirdim. "Bunun tadı biraz değişik. İçki mi bu?" diye sordum. Sude, masumca gülümsedi. "Hayır, normal içecek." Ama tadı garipti. Başım dönmeye, midem bulanmaya başladı. Tek böbreğim olmadığı için içki bana yasaktı. "Ben gidiyorum," dedim, sesim kesik kesikti. "Bir şey mi oldu?" diye sordu Baybars. "Kendimi iyi hissetmiyorum." Masadan tutunarak kalktım ama iki adım sonra dengemi kaybettim ve yere yığıldım. Gözlerim karardı. "Üsteğmenim! Kendinize gelin!" Baybars, beni kucağına aldı ve hızla dışarı çıkardı. Beni hastaneye getirdiler. Doktorlar beni muayene ederken, Baybars dışarıda bekliyordu. "Ne oldu şimdi ona?" diye sordu şaşkınlıkla. "Bilmiyorum." Tam o sırada Baybars'ın telefonu çaldı. Babası arıyordu. Kesin beni soracaktı. "Efendim?" "Oğlum, orada durumlar nasıl?" "Sanrı nasıl?" "Baba, Sanrı bayıldı, hastanedeyiz." Albay'ın sesi buz kesti. "Bayıldı mı? O durduk yere bayılmaz! Bir şey mi içti? Yoksa içki mi verdiniz?!" "Neden içki içemiyor?" "Ona içki yasak!" "Neden yasak?" Albay'ın cevabı, Baybars'ı şok etti: "Tek böbreğini aldılar! İçki içerse ölür!" "Kim aldı? Bağış mı yaptı?" "Hayır... Teröristler zorla aldı." Baybars, öğrendiği bu korkunç gerçekle sarsıldı. Bu kız, sadece asi ya da deli değildi; o, hayatta kalmak için savaşmış, parçalanmış bir kahramandı. Ve o, bu kızın canını tehlikeye atmıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.