Babam bana bir asker gönderiyordu. Üsteğmen Sanrı Karahan. Bir de kızı bana emanet etmişti. Zaten kendi askerlerimle zor uğraşıyordum; bir de bu kız çıktı başıma. Kesin babam uğraşamadı, başından attı ve benim üstüme yıkıyor.Aklımdan hemen bir plan geçirdim: Kıza eziyet edip, buradaki zorlukları kaldıramayacağını gösterip onu hemen geri göndermeyi düşünüyorum. Kesin çıtkırıldım bir kızdır. O kadar ağır görevlere dayanamaz, ölmekten korkuyordur. Askerliği, hava olsun diye seçmiştir.Yerimden kalktım ve askerlerin oturduğu ortak salona gittim. Herkes ayağa kalktı ve bana hazır olda durdu."Rahat.""Aramıza yeni bir asker katılacak: Üsteğmen Sanrı Karahan."Yusuf kaşlarını çattı. "Komutanım, yıllardır buraya üst rütbeden kimse gelmiyordu. Cezalı mı?""Bilmiyorum. Albay bizzat gönderdi.""O zaman kesin bir haltlar karıştırmıştır," diye fısıldadı Selim."Bela bir üsteğmen istemiyorum. O yüzden hemen onu buradan göndermem lazım," dedim, sesim kararlıydı.Mert'in yerine gelen yeni teğmen, çekinerek konuştu: "Komutanım, haddime değil ama daha üsteğmeni tanımıyoruz. Ön yargılı olmasak?"Gözlerimi devirdim. "Unuttunuz herhalde. Buraya gelen askerlerin hepsi bela tipti. Ya disiplinsiz ya da görevde hata yapmış.""Haklısınız, Komutanım."Tam o sırada, kapıya baktım ve Rüya'yı gördüm. Yüzüm anında yumuşadı. Gülümserim. Elinde bir tepsi börek vardı."Meşgul müsün, Baybars?""Hayır, değilim, canım.""Size börek getirdim," dedi, sevecenlikle."Oooo! Eline sağlık, Rüya bacım!" Askerler de sevinçle karşıladı.Rüya yanıma geldi ve sarıldı. Kafasını öptüm.Tam o anda, kapı gürültüyle açıldı.Kapıda, sert görünümlü, alnının yanından tek gözüne doğru inen belli belirsiz bir yara izi olan, ama inanılmaz derecede keskin ve güzel bir kadın duruyordu. Kıyafeti düzgündü ama duruşu, teğmenleri bile kıskandıracak kadar güçlü ve tehditkârdı.Göz göze geldik. Yok artık! Bu o mu?Ben, üsteğmeni sevimli, masum, kolayca korkutup gönderebileceğim çıtkırıldım bir tip sanmıştım. Bu, bildiğin sert yüzlü, soğuk bakan, hayat görmüş, tehlikeli bir kadındı."Birine mi baktınız?" diye sordu, sesi tiz değil, tok ve askerceydi."Beni beklemiyor musunuz?"Ortamdaki hava bir anda buz kesti. Rüya, şaşkınlıkla hemen kızın yanına gitti ve sıcak bir gülümsemeyle elini uzattı, kendini tanıtmaya çalıştı."Ben Rüya."Sanrı sadece soğuk soğuk eline baktı. Elini uzatmayınca, Rüya utançla elini geri çekti.Sanrı, adeta bize bir görev raporu verir gibi konuştu. "Sanrı Karahan.""Ben de bu timin komutanıyım, Baybars," dedim, otoritemi belli etmeye çalışarak.Sanrı beni görmezden geldi. "Yorgunum."Doğru, kız yoldan gelmişti. Ama bir anlık gözlemimle, neden böğrünü tuttuğunu fark ettim. Yaralı mıydı? Kimseyle tanışmak istemediği, yüzünden ve o boş, derin bakışlarından belli oluyordu. Gözlerinde ne bir korku ne de bir sevgi vardı; sadece ateşin külleri."Gel, sana lojmanını göstereyim," dedim, sesim emir ve yardım karışımıydı."Tarif edin, ben giderim.""Bulamazsın. Daha yenisin burada.""İyi," dedi, umursamazca.Benimle nasıl böyle konuşur?! Karşısında Komutanı olduğunu unutuyordu. Sinirle nefes aldım."Tamam. Yarın antrenman var. Geç kalma."Yüzünde ilk kez bir ifade belirdi; keskin bir sırıtış."Geç kalmayı sevmem. Kalanı da sevmem."Geri döndü ve tek başına yürümeye başladı.Yüzümde istemsiz bir sırıtma belirdi. Bu kız, tam benim kafadan! Ama neden gözleri bu kadar boş bakıyordu? Babamın onu boşuna göndermediğini anlamıştım. Bu kız, sadece bela değil, aynı zamanda ilginç bir bilmeceydi.Sabah saat tam 03:00'tü. Karargâh, çölün soğuk ve keskin sessizliğine gömülmüştü. Baybars, erken bir nöbet kontrolü için avluya çıkmıştı. Amacı, Sanrı'nın yerleşip yerleşmediğini kontrol etmekti.Avluya adım attığında gördüğü manzara, onu şok etti ve olduğu yerde mıhladı.Ortada, soğuk havaya rağmen, üzerinde sadece yeşil sporcu atleti ve asker pantolonuyla, Sanrı Karahan duruyordu. Soğuğun keskinliği teninde hissediliyor olmalıydı ama o, sanki çevresindeki her şeyden izole edilmiş gibiydi. Antrenmanına odaklanmıştı.Sanrı, kendi ağırlığıyla yaptığı zorlayıcı hareketleri, inanılmaz bir disiplin ve kolaylıkla gerçekleştiriyordu.Baybars, dudaklarını araladı ama tek kelime edemedi. Gözleri, Sanrı’nın vücudundaki detaylara kaydı:Kol kası: Demir gibi sert, belirgin ve kusursuzdu.Karın kası: Çelik gibi dümdüz, her biri ayrı ayrı şekillenmişti. İşkence izleri, bu kasların arasına, sertliğine tezat oluşturacak şekilde kazınmıştı.Sırt kası: Hareketi esnasında kanat gibi yayılıyor, yılların ağırlık ve dövüş eğitiminin izlerini taşıyordu.Kalça kası: Asker pantolonunun altından bile belli olan, güçlü ve atletik bir yapıdaydı.Bu kız, sadece güçlü görünmüyordu; doğanın bir gücüydü. Baybars, çıtkırıldım sandığı bu kızın, kendi timindeki çoğu erkekten daha fit ve kaslı olduğunu fark etti.Baybars'ın ayak seslerini duyan birkaç asker de avluya çıktı. Onlar da, bu soğukta, neredeyse çıplak denebilecek şekilde antrenman yapan bu kadını görünce şaşkınlıkla durakladılar.Sanrı, omuz silkme hareketini yaparken Baybars'a baktı. Gözlerinde ne bir utanma ne de bir meydan okuma vardı; sadece, işini yapan bir askerin odaklanmışlığı vardı.Baybars, sesindeki şaşkınlığı bastırmaya çalışarak, buz gibi havaya rağmen terlemeye başladığını hissetti.Babama 'fırtına' dediğinde şaka yaptığını sanmıştım. diye düşündü. Bu kız, gerçekten de esip gürleyecek.Sanrı, yere bir şınav çekti. Baybars'ın timi, gözlerini ondan alamıyordu. Bir kız, sabahın 3'ünde, bu soğukta, bu disiplinle çalışıyorsa, onu hor görmenin bedeli ağır olacaktı.Baybars, boğazını temizledi. "Üsteğmen Karahan!" diye seslendi, sesinin emir verici çıkmasına özen göstererek.Sanrı, hareketini bitirdi. Ağır ağır ayağa kalktı. Kasları, yorgunluğun aksine, çelik gibi gergindi."Emret, Komutanım!"
Bölüm 23
BÖLÜM 23
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.