Hastaneden çıkmıştım. Albay, karargâha değil, beni otogara getirmişti. Artık sadece dikiş izleri değil, işkenceden kalma, böğrümde kestiği yerde korkunç bir bıçak izi vardı. Otobüs durağında, insanlar bana tuhaf tuhaf bakıyordu. Farkındaydım; her halimle bir hikâye fısıldıyordum. Elimle izi kapattım. Albay, omzuma dokundu. Babacan sesi, ruhumu teselli ediyordu. "Bakma kimseye, Sanrı. Sen her halinle güzelsin. Sen bir kahraman askersin." "Ben artık gideyim," dedim, sesim minnetle doluydu. "Seni özleyeceğim, Sanrı." "Ben de, Albayım." Hafifçe kaşlarını çattı. "Sanrı, şu anda karargâhta değiliz. Benimle normal konuş." "Alışmışım," dedim. Hayatım, sadece emirler ve itaat üzerine kuruluydu. Albay'ın gözlerinde, tıpkı Demir'de gördüğüm gibi bir hüzün vardı. "Keşke senin gibi bir gelinim olsa. Çok güçlü, çok cesur bir kızsın." Gülümsedim. Bu, Demir'le aramızdaki o tehlikeli, eski şakalaşmaları hatırlatıyordu. "Aşık olup evlenmekte gözüm yok benim." "Bakarsın, birine aşık olursun. Yaraların kabuk bağlar." "O zor biraz. Benim hayatım, aşk için fazla karanlık." "Bunu zaman gösterir," dedi, beni bırakarak. Otobüse bindim. Camdan dışarı baktım. Komutanım, dışarıda gülümseyerek el sallıyordu. O, bu karmaşık dünyadaki son sağlam direğimdi. Otobüs kalktı. Kulaklığımı taktım ve göz bandımı kapattım. Yedi saattir yoldaydım, oturmaktan kalçam ağrımıştı. "Bu otobüs ne rahatsız edici," diye mırıldandım, eski konforuma duyduğum özlemle. Sonunda, Irak sınırındaki transfer noktasına geldik. Otobüsten indim. Yanıma valiz almamıştım, sırtımda sadece askeri çantam vardı. Kulaklığımı taktım ve yürümeye başladım. Ancak hemen orada, iki erkeğin bir kızı sıkıştırdığını gördüm. "Lütfen, bırakın beni!" "Hadi güzelim, bize numaranı ver," diye sırıttı adamlardan biri. Daha fazla izlemeye dayanamadım. Yetimhane ve Aslı'nın çığlıkları, kulaklarımda yankılanıyordu. Artık kimse ezilmeyecekti. Hızla yaklaştım ve kıza dokunan adama, yaralı bacağıma aldırmadan, sert bir tekme attım. Adam yere düştü. "Sen..." "Duymadın mı? Kızı rahat bırakmanızı istedi!" dedim, sesim askeri bir emir gibiydi. "Sen kim olduğunu sanıyorsun, lan?" diye bağırdı diğeri. "Söylememi ister misin?" dedim, gözlerimi kısmış, alay ediyordum. "Şimdi sana gününü göstereceğim, kadın!" "Hadi ya! Çok korktum," dedim, alayımı sürdürerek. Adam bana yumruk attığı an, Demir'in öğrettiği refleksle, yumruğundan sıyrıldım. Kolunu yakaladım, ters çevirdim ve kulağını tutup çektim. Acıdan kıvranıyordu. "Kaç yaşındasın lan sen?" "Abla, lütfen yapma!" diye yalvarmaya başladı. "Kaç yaşındasın dedim sana!" "On yedi, abla..." "On yedi yaşındasın ama okumuyorsun öyle mi? Böyle serserilik yapıyorsun, kadınları taciz ediyorsun!" dedim, sesim öfkeyle titriyordu. "Abla, bir daha yapmayacağım, söz veriyorum!" Eğildim. Gözlerine baktım. "Eğer bir daha yaparsan, duyar ya da görürsem, gelip seni bulurum. O kulaklarını keserim." "Söz veriyorum, abla, bir daha olmayacak! Bırak beni!" "Defol!" Çocuk koşarak kaçtı. Kurtardığım kız, minnetle yanıma gelecekti ki, hızla yürüyüp uzaklaştım. Teşekkürler, yeni bağlar, duygusal yakınlık... Bunlar benim için tehlikeliydi. Arkamdan bir ses duydum: "Bu o kız! Buldum seni, havalı kız." Durmadım, ama o sesi duymuştum. O an, Albay'ın oğlu Baybars'ın yeni bir oyunun başladığını anlamamıştım. Yeni görevim, eski acılarım ve yeni düşmanlarım, Irak'ın tozlu yollarında beni bekliyordu.
Bölüm 22
BÖLÜM 22
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.