İçeriğe geç

SANRI

Bölüm 10 · 5 dk okuma

SANRI

Bölüm 10

BÖLÜM 10

Hazırlıklar bitmişti. Demir, beni "yeraltı"nın en ünlü kafes dövüşü organizasyonlarından birine sokmuştu. Rakibim, benden yaşça büyük, iri yarı ve namı kötü bir kadındı: "Demir Leydi" lakaplı Katerina.Soyunma odasında, siyah, basit bir spor sütyeni ve şortumla duruyordum. Sol kolumdaki yanık izi, şimdi kaslarımın arasında bir onur nişanı gibi parlıyordu. Yüzümde ne korku, ne heyecan vardı; sadece buz gibi bir kararlılık.Demir yanıma geldi. İlk kez, gözlerinde bir endişe parıltısı gördüm."Hazır mısın, Sanrı?""Hazırım, Babalık. Söz verdiğim gibi," dedim, "Kazanacağım."Kapı açıldı. Yüksek sesli müzik ve yüzlerce insanın uğultusu içeri doldu. Kafese doğru yürüdüğümde, etrafımdaki karanlık gözler beni süzüyordu. Sanki herkes, benim yetimhaneden kaçan küçük kız olduğumu biliyor gibiydi.Ringin köşesinde Katerina'yı gördüm. Korkutucuydu.Hakemin talimatları bitti. Geri çekildik. Kalabalık coşuyordu. Zil çaldı.1. Tur:Katerina, isminin hakkını vererek üzerime bir demir leydi gibi yürüdü. Hantal ama güçlüydü. İlk yumruğu, başımın hemen üzerinden ıslık çalarak geçti. Yetimhaneden öğrendiğim ders buydu: Vur ve kaç.Etrafında fır dönüyordum. Katerina öfkeyle sallıyordu ama beni yakalayamıyordu. Ne zaman yaklaşsa, ona sert ve hızlı tekmelerimle karşılık veriyordum. Bir anlık boşluğunda, yüzüne sert bir yumruk attım. O kadar şaşırdı ki, bana dik dik bakakaldı. Bu, sadece bir dövüş değil, onların kurallarını reddedişimdi.2. Tur:Katerina sinirlenmişti. Beni köşeye sıkıştırmayı başardı. Vücuduma inen ilk yumruk, midemi kasıp kavurdu. Yetimhanede bodrumda yediğim darbelerden daha güçlüydü. Dizlerim büküldü.Tam o an, gözüm kapı aralığında hayal meyal Melek'in yüzünü gördü. Uyan, Sanrı. Onlar için dayan.Acı, beni çökertmek yerine, bir enerji kaynağına dönüştü. Hızla geri çekildim ve Katerina'nın çenesine dönerek sert bir tekme indirdim. Vücudu sarsıldı. Dengesi bozuldu.3. Tur:Artık yorulmuştu. Nefesleri kesikti. Benim nefesim de ciğerlerimi yakıyordu ama intikam hırsı, yorgunluğu bastırıyordu.Katerina, son bir hamleyle beni yere indirmeyi başardı. Üstüme çıktı ve yüzüme yumruk atmaya başladı. Gözlerim kararıyordu. Her darbe, müdürün kırbacı gibiydi.Son bir kuvvetle, bacaklarımı onun beline doladım ve Kaya'nın öğrettiği en zor tekniklerden biri olan üçgen kilit pozisyonuna geçtim. Katerina debelendi. Nefesi kesilmeye başladı.Acı ve öfke dolu gözlerle bana baktı. Ben ise ona boş, duygusuz bir ifadeyle baktım. Yetimhanede bana acıyan kimse olmamıştı. Ben de ona acımayacaktım.Sonunda... kaptırma vuruşu geldi. Katerina, can havliyle yere vurdu.Zil çaldı.Hakem beni kaldırdı. Kolumu havaya kaldırdı. Kalabalık çıldırıyordu. Kazandım.Kan, ter ve zafer. Gözümden tek bir damla yaş gelmedi. Başım dönüyordu ama ayaklarım yere sağlam basıyordu. Ringin köşesine yürüdüm. Demir, ciddi bir ifadeyle bana baktı ama gözleri gururla parlıyordu."İyi iş, Sanrı Karahan," dedi.O an, yedi yaşındaki Sanrı'nın intikam yolculuğu, bu kafes dövüşünün kanlı ringinde resmen başlamıştı. Sanrı Karahan, artık yeraltı dünyasının bir parçasıydı.Gecenin geç saatleriydi. Barda, aynı zamanda yeraltı işlerimi yönettiğim loş ofisimde oturuyordum. Masamda duran tek malt viski kadehi, loş ışıkta parlıyordu. Etraftaki gürültü, benim zihnimdeki keskin sessizliği bozmuyordu. O sırada kapım açıldı ve en güvendiğim adamlarımdan biri telaşla içeri girdi."Abi, o... o herif," diye kekeledi. Kafes dövüşlerinde benim için dövüşen adamlardan biriydi. "Sana ihanet etmiş. Rakip kulübe bizim sırrımızı sızdırmış."İhanet. Bu kelime, kanımı beynime sıçratmaya yeterdi. Benim dünyamda, kurallar basitti: Sana sadık olana sadık kalırsın. Arkadan vuranı ise doğduğuna pişman edersin.Yüzümdeki tüm ifade silindi. Sakinleşmek için kadehimi masaya bıraktım. "O adamı bulun. Bana getirin. Onu, yaptığının bedelini son nefesine kadar ödeteceğim."Yarım saat sonra, şehrin arka sokaklarındaki eski, rutubetli depodaydım. Adamlarım, benden önce iyi bir "ön hazırlık" yapmışlardı. İhanet eden adam, sandalyeye bağlanmış, yüzü şişmiş ve kanlar içindeydi. Gözleri korku ve acıyla doluydu.Onun karşısına, metal zeminde gıcırdayan bir sandalye çekip oturdum. Ayaklarımdan yayılan otorite, odanın havasını buz kestirmişti."Kaç yıldır yanımda çalışıyorsun, Yusuf?" Sesim, kış rüzgarı gibi soğuktu.Yusuf, hıçkırarak yalvarmaya çalıştı. "Beş, abi! Lütfen, hata yaptım! Affet beni! Bir daha olmaz!"Gözlerimi kısıp, ona baktım. "Beş yıl. Bütün o yıllar boyunca, sana bir tek şeyi öğretemedim mi? Kimseyi affetmediğimi bilmiyor musun? İhanetten nefret ettiğimi bilmiyor musun?"Yusuf'un yüzü kireç gibiydi. Ağzı kurumuştu. "Abi... Para lazımdı. Lütfen...""Şimdi sana ne yapayım?" diye sordum, sanki basit bir karar veriyormuşum gibi."Abi lütfen, acı bana..."Başımı yana eğdim. Dudaklarımda alaycı bir gülümseme belirdi. "Acımak mı? Komik bir kelime. Benim lügatimde karşılığı yok."Ceketimin iç cebinden, özel olarak hazırladığım küçük, parlak kerpeteni çıkardım. Yusuf'un gözleri dehşetle büyüdü.Yusuf'un yanına yaklaştım. İlk önce elini tuttum. O an, bir polis sireninin sesi gibi Yusuf'un ağzından kulakları sağır eden bir çığlık yükseldi. Tüm tırnaklarını, tek tek, yavaşça ve acımasızca söktüm. Yusuf, sandalyede debeleniyor, bağırıyor, ayaklarının altından sıcak bir sıvı süzülüyordu.Gülümsemem genişledi. "Kocaman adamsın, Yusuf. Hâlâ çişini tutamıyor musun?"Bunu takiben devam ettim. Çığlıkları depoda yankılanırken, iki parmağını kestim. Acı, nihayet beynini uyuşturdu. Yusuf, başı yana düşerek bayıldı."Uyandırın şunu!" diye bağırdım, sesimde bir sinir vardı. "Böyle hiç zevki çıkmıyor!"Adamlarım bir kova soğuk su döktüler. Yusuf, titreyerek kendine geldi. Adamlarım zorla ağzını açtılar ve ben de kerpetenle bütün dişlerini, tek tek, kökünden söktüm. Şimdi sadece kan ve çaresizlik vardı."Öldürün bunu. İşiniz bitince, kimsenin bulamayacağı bir çöplüğe atın."Ellerimi yıkadım, kıyafetimi değiştirdim ve depodan çıktım. İhanet, temizlenmişti.Eve gitmek üzereydim ki, ışıkların az olduğu bir ara sokakta, o iki serseriyi gördüm. Daha dün kovduklarımı. Ve aralarında, yağmurda sırılsıklam olmuş, benden korkan, küçük bir kız çocuğu vardı. Hâlâ titriyordu.Kıza dokunacakları an, yıldırım hızıyla yanlarına ulaştım ve adamın elini havada yakaladım."Size burada dolaşmayın demedim mi, lan?!" Sesim kükredi.Adamlar, yüzleri bembeyaz kesilerek koşup gittiler.Kıza döndüm. Gecelik elbisesi vücuduna yapışmıştı. Gözleri, karanlık ve boş bakıyordu. Benden korktuğu, omuzlarının kasılmasından belliydi."Benden korkmana gerek yok," dedim, sesimi olabildiğince yumuşatmaya çalışarak."Neden?" dedi, sesi inanılmaz bir güvensizlikle doluydu. "Daha sizi tanımıyorum bile."Haklıydı. Kimseye güvenmemeyi öğrenmişti belli ki. Kendimi tanıttım. O da bana, o kısa, kesik kelimeyle karşılık verdi: "Sanrı."Evini sordum, reddetti. Yardımımı reddetti. Tam onu zorla arabaya bindirecekken, o garip teklifi sundu."Madem mafyasın, güçlüsün. Bana yardım et. İntikam almam lazım. Dövüş öğret bana."Şaşkınlıktan kaşlarım kalktı. Bu küçücük kız... intikamdan mı bahsediyordu? Ona alaycı bir şekilde bakarken sordum:"Neden dövüş öğrenmek istiyorsun?""Sanane," dedi, yine o kaba tavırla.Bu kız ne kadar da kabaydı. Büyükleriyle düzgün konuşmayı bilmiyordu. Ama o tavır, o sertlik hoşuma gitti. Kendi acısını kendi kendine taşıyan, eğilmeyen bir ruh görüyordum onda. Gülümsedim."Eğer söylemezsen, sana yardım etmem."Bir an tereddüt etti. Gözlerinde derin bir acı parladı ve sesi fısıltı gibi çıktı:"İntikam için. Oldu mu?"İntikam. Bu kelime, benden bir şey alıp götürdü. Bu kadar genç bir kız, ne yaşamıştı da gözleri hep boş, hiç gülümsemeden intikam arıyordu? O an, o intikam arayışı, bende bir bağ kurdu. Belki de bu kızı, kendi karanlık geçmişimden kurtarabilirdim. Ve aynı zamanda, yeraltı dünyam için bir silah yetiştirebilirdim.Kabul ettim. Yeni bir hayat başlıyordu.

Bölüm sonu

2 yorum