İçeriğe geç

SANRI

Bölüm 9 · 5 dk okuma

SANRI

Bölüm 9

BÖLÜM 9

Ormandan çıktıktan sonra ne yöne gideceğimi bilmiyordum. Hâlâ kulaklarımda Aslı'nın acı dolu sesi ve müdürün çığlıkları yankılanıyordu. Arkamda bıraktığım o cehennemin dumanı, tüm benliğime sinmişti. Yıllardır dışarıdaki dünyayı görmemiştim; sokaklar bana devasa, karmaşık ve korkutucu geliyordu. Bir ara sokağa daldım. Loş ve kirli bir yerdi. Sanki şehir, tüm pisliğini buraya atmıştı. Tam o sırada, gökyüzü hıçkırır gibi şiddetli bir yağmura başladı. İnce, beyaz geceliğim anında sırılsıklam oldu, soğuk bir ten gibi vücuduma yapıştı. Vücudumun titremesini durduramıyordum. Yere çöktüm, sırtımı nemli duvara dayadım ve kendimi bıraktım. "Şimdi ne yapacaksın, Sanrı?" diye fısıldadım kendi kendime. "Kaçmayı başardın ama sokaklar tehlikeli. Gidecek bir yerin, sığınacak bir çatın yok." Aklıma ilk gelen o oldu: "Babaannem... Belki beni ister." Hemen ardından acı gerçek yüzüme çarptı: "Saçmalama, Sanrı. İsteseydi, yıllar önce isterdi. Seni arayan, sahip çıkan olmadı." O anki çaresizlik, yetimhanedeki kırbaçlardan bile daha çok canımı yaktı. Terk edilmiştim. Tek başınaydım. Sokak lambası bile çalışmıyordu; sanki dünya benimle birlikte kararmıştı. Acı ve utançla orada otururken, uzaktan iki gölge yaklaştı. Yağmur altında sırılsıklam olmuşlardı ama gülümsemeleri iğrenç bir parıltı taşıyordu. "Küçük kız... yolunu mu kaybettin?" dedi biri, sesi yapmacık bir ilgiyle doluydu. "Gidin buradan! Beni rahat bırakın!" diye bağırdım, sesim zayıf ve titrekti. "Hadi ama... eğlenelim birazcık, güzelim," dedi diğeri ve bana doğru elini uzattı. O elin, müdürün elinden, aşçının elinden, kırbaç vuran ellerden farkı yoktu. Hepsi aynıydı. Adam tam koluma dokunacağı anda, bir anda hava kesildi. Adamın eli havada asılı kaldı. Gölgeden, uzun boylu, karizmatik ve tehlikeli görünen bir silüet belirdi. Adam, uzanan eli, buz gibi bir kararlılıkla havada yakaladı. Bana yaklaşan adam, bir anda korkudan geri çekildi. Onu yakalayan adamın yüzü, o kadar soğuk ve otoriterdi ki, karanlıkta bile gücü hissediliyordu. "Size demedim mi?" Adamın sesi, tıpkı yetimhanedeki müdürün sesi gibi kalın ama ondan farklı olarak, saf bir tehlike taşıyordu. "Bu sokaklarda dolaşmayacaksınız diye? Defolun." İki adam, korkuyla geriye bile bakmadan koşarak uzaklaştılar. Kurtulmuştum ama beni kurtaran bu yeni adamdan da en az onlar kadar korkuyordum. Adam bana döndü. Karanlıkta gözleri parlıyordu. Korktuğumu anlamış olacak ki, sesi bir parça yumuşadı. "Korkma benden. Sana zarar vermeyeceğim." "Nereden bileceğim? Sizi tanımıyorum bile!" dedim, titreyen vücudumla kendimi savunmaya çalışıyordum. Adam, alaycı bir gülümsemeyle gülümsedi. "Haklısın. Ben Demir Karahan. 30 yaşındayım. Bölgedeki herkes beni tanır. Burası benden sorulur, küçük. Bir nevi... mafyayım." Mafya. Bu kelime, yetimhanenin dehşetinden sonra bile kalbimin hızlı atmasına neden oldu. "Şimdi tanıştık. Peki sen kimsin, küçük?" "Sanane!" diye çıkıştım, sesimdeki saygısızlık otomatik bir refleksti. "Seni iki serserinin elinden kurtaran bir büyüğünle böyle mi konuşuyorsun?" Yutkundum. "Adım Sanrı." "Güzel. Peki evin nerede, Sanrı? Seni götüreyim." "Evim yok. Yardıma da ihtiyacım yok," dedim, kendimi yine o küstah zırhın arkasına saklayarak. "Burası tekin değil, küçük. Burada tek başına yaşayamazsın." O an, içimdeki intikam ateşi, ıslak ve soğuk bedenime rağmen yeniden alevlendi. Gözlerine baktım. Mafya. Güç. İşte aradığım şey buydu. "Madem mafyasın, güçlüsün. O zaman bana yardım et. İntikam almam lazım. Bana dövüş öğret!" Demir Karahan, kahkahayı andıran kısa, kesik bir ses çıkardı. Gözleriyle beni baştan aşağı süzdü. "Dövüş mü öğreteyim? Pek becerebileceğini sanmıyorum. Çok zayıfsın, bir deri bir kemik kalmışsın." "Güçlenirim!" dedim, sesimi yükselttim. "Bunu yapabilirim. Bana öğret." Gülümsemesi silindi. Ciddi bir ifadeyle bana baktı. "Peki, Sanrı. Ben ne kazanacağım bundan? Hayır kurumuyum ben." "Ne istiyorsun?" "Seni reşit olana kadar eğiteceğim. Ve o güce ulaştığında, benim için dövüşeceksin." "Dövüşmek mi? Ne dövüşü?" "Kafes dövüşü," dedi, gözlerini kısmıştı. "Sana şimdiden söyleyeyim, yasal değil. Benim yeraltı dünyamın bir parçası olacaksın." Kafes dövüşü. Yasal olmayan. Kendi hayatıma ve kanıma hükmetmek. Kulağa korkutucu geliyordu ama intikamımı almanın tek yolu gibiydi. "Kabul ediyorum," dedim, kararlılıkla. "Ama belli bir süre için. İntikamımı alacağım ve sonra... okumak istiyorum. Bu cehennemden tamamen çıkmak istiyorum." Demir Karahan, bir an düşündü. Sonra beklenmedik bir şey söyledi. "Peki. Sana bir teklif daha yapacağım. Benim çocuğum yok. Evlatlık kızım olmak ister misin? Sana soyadımı vereceğim." Şokla ona baktım. Soyadı. Bir aile. Güven. Yine de bir mafyaya güvenmek... "Bilmiyorum. Sana güvenmeli miyim?" "Karşılıklı," dedi, elini uzattı. "Bende sana güveniyorum. Ama bu teklif ciddi. Kızım olmanı istiyorum." Elimi uzattım ve elini sıktım. Soğuk ve sertti. "İyi. Ne yaparsan yap... Babalık." Demir Karahan'ın yüzünde, ilk kez samimi bir gülümseme belirdi. Elini kafama koydu. Başımı okşamaya çalıştı. Yetimhanede bu tarz dokunuşlara maruz kaldığım için hemen geri çekildim. "Bana bir daha dokunma!" dedim, sesimdeki ani öfke ve korku gizlenemezdi. Demir Karahan, kaşlarını çattı ama hemen kendini toparladı. "Sakin ol, ufaklık. Sadece... alışman gerekecek." Demir Karahan, sözünü tuttu. Beni, şehrin dışındaki devasa, yeraltı dünyasına ait bir depoya götürdü. Burası, bir spor salonu ve dövüş kulübü karışımıydı. Hemen eğitime başladık. Sanrı Kara artık Sanrı Karahan'dı. Demir'in soyadı, bana sadece bir kimlik değil, aynı zamanda korkusuzluktan örülmüş bir zırh giydirmişti. Ancak bu soyadını taşımak kolay değildi. Eğitim, yetimhanedeki cezalardan bile daha ağırdı ama bu kez kendi isteğimle katlanıyordum. Demir'in en güvendiği dövüşçü ve eğitmen olan eski bir boksör, Kaya, benimle ilgileniyordu. Fiziksel Dönüşüm: İlk aylar bir eziyetti. Yedi yaşında komaya girip iki yıl yatakta kalan, ardından yetimhanede açlık ve işkence gören bedenim zayıftı. Her antrenman, kaslarımın çığlığıydı. Sabahın erken saatlerinde koşu, ardından saatlerce süren ağırlık ve dayanıklılık antrenmanları... Kaya'nın "Pes etme!" diye bağırması, kulaklarımdaki tek sesti. Ne zaman yorgunluktan yere yığılsam, gözümün önüne Melek'in kanlı bedeni, Aslı'nın ağlayan yüzü ve müdürün iğrenç sırıtışı geliyordu. Acı, benim yakıtımdı. Dövüş Stili: Yetimhanede öğrendiğim sokak kavgası refleksleri vardı ama Kaya bunu profesyonel bir silaha dönüştürdü. Hızımı ve çevikliğimi kullanarak Karışık Dövüş Sanatları (MMA) üzerinde yoğunlaştık. Demir, bana en önemli dersi verdi: "Sen zayıfsın, Sanrı. Ama küçük olman, görünmez olman demektir. Hızın, onların göremediği silahtır. Vur ve kaybol. Merhamet gösterme." Duygusal Duvar: Demir, babalık rolüne alışmaya çalışıyordu. Bazen yemeğimi kontrol ediyor, bazen ders çalışmamı istiyordu (söz verdiği gibi bir öğretmen de tutmuştu). Ama benim ona olan güvensizliğim ve dokunulmaya karşı geliştirdiğim nefret duvarı, aramızdaki mesafeyi koruyordu. Her yakınlaşma denemesinde geri çekiliyordum. O, benim babam değil, intikamıma giden yoldaki bir araçtı. İki yıl içinde, o zayıf, korkak kız gitmiş, yerine kasları belirginleşmiş, bakışları keskin, sarı saçlarını arkadan sıkıca bağlayan on yedi yaşında bir savaşçı gelmişti.

Bölüm sonu

2 yorum