İçeriğe geç

ŞANLI GÖREV-1

Bölüm 4 · 5 dk okuma

ŞANLI GÖREV-1

Bölüm 4

PLAN

Ayla, Esila ve Kübra ile birlikte Dağhan ailesinin evinin kapısından dışarı çıktığında adımları aniden durdu. Gözleri, kapının önünde adeta bir heykel gibi dikilen, bakışlarından barut kokusu saçılan Ömer’e kilitlendi. Ayla, bir istihbaratçının o keskin zekasıyla Ömer’in duruşundaki sivil halka benzemeyen o asil disiplini, o omuz çatışını çoktan çözmüştü. Adımlarını Ömer’e doğru çevirdi, tam karşısında durdu ve gözlerinin içine inatla baktı.

Ayla: (Sesini kısarak, hesap sorar gibi) Ömer... Sen eskiden askerdin, değil mi? Bu duruş, bu tetikte bekleyiş sıradan bir sivilin harcı değil. Sana bir isim soracağım... Başkomutan Kemal Kaya’yı tanıyor musun?

Ömer, "Başkomutan Kemal Kaya" ismini duyduğu an adeta askeri bir refleksle toparlandı. Çenesi kasıldı, gözlerinde eski bir askerin o derin saygısı ve sadakati parladı. Ayla’ya bakarak başını dikçe salladı.

Ömer: (Net ve pürüzsüz bir asker sesiyle) Evet! Tanıyorum Subay hanım. Kemal Kaya benim eski komutanımdır. Onun emrinde çok pusudan geçtik, çok operasyon yönettik.

Ayla hafifçe gülümsedi. Aradığı sarsılmaz müttefiki tam kapının önünde bulmuştu.

Ayla: (Ciddi bir tonla) Güzel. Telefonunu ver bana.

Ömer hiç ikiletmeden cebindeki güvenli, kriptolu telefonunu çıkarıp Ayla’ya uzattı. Ayla telefonu aldı, arkasını dönüp hemen kapının önünde duran siyah, zırhlı aracın arka koltuğuna bindi. Kapıyı yarıya kadar açık bıraktı. Ömer de şaşkın ama bir o kadar da tetikte bir şekilde aracın kapısına yanaştı. Ayla telefonun tuşlarına basarken kafasını kaldırdı, arka koltuktan Ömer’in gözlerinin içine baktı.

Ayla: "Kod numaran ne Ömer? Başkomutan’a senin hattından, senin kodunla bağlanacağım."

Ömer derin bir nefes aldı. Yıllardır kimseye söylemediği, şerefle taşıdığı o askeri kodunu tek bir an bile tereddüt etmeden, Asaf’ın hayatı ve vatanın selameti için Ayla’ya söyledi:

Ömer: "Kod numaram: Vatan-44, Subay hanım!"

Ayla hemen telefona Ömer’in şifreli kod numarasını girdi ve doğrudan Başkomutan Kemal Kaya’nın gizli hattını bağladı. Telefon üç kez acı acı çaldıktan sonra karşı taraftan o dağları titreten, tok ve otoriter ses duyuldu:

Başkomutan Kemal Kaya: "Dinliyorum Vatan-44! Ömer, aslanım... Yıllar sonra bu hattan beni aradığına göre çok büyük bir durum var. Dinliyorum."

Ayla arka koltukta dikleşti, sesini tam bir istihbarat subayı tonuna getirerek araya girdi:

Ayla: "Sayın Başkomutanım, ben İstihbarat Subayı Ayla Karaca. Ömer’in yanındayım, onun güvenli hattından ve koduyla size bağlanıyorum. Durum çok kritik."

Başkomutan Kemal Kaya, Ayla’nın sesini duyunca şaşırdı ama ciddiyetini bozmadı:

Başkomutan Kemal Kaya: "Ayla Subay? Asaf Dağhan dosyasının başındasın biliyorum. Ömer'in yanında ne işin var? Ne oluyor orada?"

Ayla, Esila ve Kübra’nın endişeli bakışları altında, arkada Ömer’in sarsılmaz duruşuna bakarak planını Başkomutan’a en inatçı tonda anlatmaya başladı:

Ayla: "Komutanım, Asaf Dağhan hain değil! Bunu bu evde, onun ailesinin ve dostunun yanında iliklerime kadar hissettim. Bu işte çok büyük bir kumpas var. Baş Avukat benden bu dosyayı tersine çevirmem için 'en üst derecede delil' istedi. Ben de o delili almak için büyük planı devreye sokuyorum. Karan’ların arasına, o suç örgütünün tam kalbine sızacağım! Hem oradaki o karanlık yapılanmayı içeriden çökerteceğim hem de Asaf’ın suçsuzluğunu kanıtlayacak o belgeleri söküp alarak ona o şanlı üniformasını geri iade edeceğim!"

Telefonun diğer ucunda derin, upuzun bir sessizlik oldu. Başkomutan Kemal Kaya, Ayla’nın bu gözü kara, ölümcül planı karşısında sarsılmıştı. Ama Ayla’nın o inatçı ve geri adım atmayan karakterini çok iyi biliyordu.

Başkomutan Kemal Kaya: "Ayla... Bu intihar demek! Karan’ın adamları acımasızdır. Eğer deşifre olursan seni orada kimse kurtaramaz. Ama madem bu kadar inatçısın, madem Asaf’ın ve bu vatanın onuru için canını ortaya koyuyorsun... Bu planı onaylıyorum! Ömer de seninle olacak. Dışarıdaki operasyon gücün ve sivil desteğin Ömer, Esila ve Kübra olacak. O inine gir ve o şanlı üniformayı temizle aslanım. Yolun açık olsun!"

Ayla telefonu kapatıp Ömer’e geri uzattı. Gözlerinde artık geri dönüşü olmayan bir operasyonun ateşi yanıyordu. Esila ve Kübra arabanın önünde birbirlerine sarılırken, Ömer ceketinin önünü kapatıp Ayla’ya asker selamı verdi.Ayla arabanın kapısını hızla açıp aşağı indi. Gözlerinde Başkomutan Kemal Kaya’dan onay almanın verdiği o muazzam, inatçı güç vardı. Ömer, telefonu cebine koyarken Ayla’ya baktı. Esila ve Kübra da arabadan fırlamıştı.

Ayla: (Net ve kararlı bir sesle) Ömer, Esila, Kübra... Hemen içeri geri giriyoruz. Dağhan ailesinin bu planı bilmeye hakkı var. Oğullarının, abilerinin yalnız olmadığını, onun o şanlı üniformasını temizlemek için ne gerekiyorsa yapacağımızı kendi kulaklarıyla duyacaklar.

Ömer başını gururla salladı: "Emredersiniz subay hanım, arkamızda tek bir şüphe bile bırakmayalım."

Dördü birden dik ve kendinden emin adımlarla bahçe kapısını geçip eve geri döndüler. Kapı tıklandığında, içeride hâlâ hüzünle oturan Dağhan ailesi şaşkınlıkla kapıyı açtı. Yusuf karşılarında Ayla’yı, Ömer’i ve kızları görünce şaşırdı.

Yusuf: "Ayla Subay? Ömer abi? Bir şey mi oldu, neden geri döndünüz?"

Ayla içeri girip doğrudan salonun ortasına, Meryem Hanım ve Murat Bey’in tam karşısına geçti. Bu sefer yüzünde sadece bir subayın ciddiyeti değil, o inatçı ve aileye güç veren sıcaklık da vardı. Herkes pür dikkat ona kilitlenmişti.

Ayla: "Meryem Hanım, Murat Bey... Zeynep, Yusuf, küçük Elif... Buraya az önce gidişimiz gibi dönmedik. Az önce dışarıda Başkomutanımız Kemal Kaya ile doğrudan görüştüm. Ve size şu an burada, bu şerefli çatının altında söz vermeye geldim."

"Başkomutan" lafını duyunca Murat Bey oturduğu yerden doğruldu, gözlerinde bir umut ışığı parladı. Zeynep bir adım öne çıkıp Ayla’nın gözlerinin içine baktı.

Ayla: "Büyük planı başlattık. Ben, Esila, Kübra ve eski bir asker olan can dostunuz Ömer... Hepimiz tek bir amaç için birleştik. Ben bizzat o Karan’ların, o suç örgütünün içine sızıyorum! O pisliklerin tam kalbine gireceğim. Hem orayı içeriden çökerteceğim hem de Asaf Dağhan'ın suçsuzluğunu kanıtlayacak o en üst derecedeki delilleri kendi ellerimle oradan söküp alacağım!"

Meryem Hanım duydukları karşısında elini kalbine götürdü, gözleri doldu ama o inatçı gururuyla Ayla’ya baktı.

Meryem Hanım: "Kızım... Sen kendi canını benim oğlum için, bizim için o katillerin önüne mi atacaksın? Oraya sızmak ölümün ağzına yürümektir!"

Ayla: (Zerre geri adım atmadan, çelik gibi bir sesle) Gerekirse ölümün üstüne yürürüm Meryem Hanım! Ama o şanlı üniformaya sürülen o lekeyi temizlemeden, Asaf’ı buraya, evine getirmeden durmayacağım. Bu benim hem şanlı görevim hem de size namus sözümdür. Bak yanda Ömer var, o da benimle. Dışarıdaki gözüm, kulağım, gücüm Ömer, Esila ve Kübra olacak. Biz bir ekibiz ve bu savaşı biz kazanacağız!

Ömer öne çıkıp Murat Bey’in elini tuttu, gözleri çakmak çakmaktı:

Ömer: "Murat Bey amca, Meryem Hanım teyze... Asaf benim kardeşim. Ayla Subay canını ortaya koymuşken ben sivil sivil oturamazdım. Komutanımdan emri aldık. Müsterih olun, Dağhan ailesinin başı asla öne eğilmeyecek!"

Zeynep’in gözlerinde ilk defa hüzünle karışık devasa bir hayranlık ve inat belirdi. Ayla’ya doğru yürüdü, tam karşısında durdu.

Zeynep: "Ayla Subay... Sen bizim abimiz için, tanımadığın bir asker için bu canı ortaya koyuyorsan, biz de son nefesimize kadar senin arkandayız. Bu mahallede, bu evde kim ne derse desin, senin ve abimin zafer haberini bekleyeceğiz!"

Evin içindeki o ağır, dertli hava bir anda yerini muazzam bir intikam ve adalet yeminine bırakmıştı. Kulaklarda adeta "Bir Gönül Davası" ezgisi çalıyor gibiydi... Dağhan ailesi artık yalnız değildi.

Bölüm sonu

2 yorum