Mahallenin üzerine çöken o puslu hava, sanki sokaklardaki gerginliği daha da artırmak için sözleşmiş gibiydi. Ayla Karaca, sivil kıyafetlerinin içinde bile o asil, dik ve taviz vermeyen subay duruşunu gizleyemiyordu. Yanında, çocukluktan beri can dostu, sırdaşı olan Esila ve Kübra vardı. Üçü birlikte, Asaf Dağhan’ın ailesinin yaşadığı o sokağın köşesinde adımlarını yavaşlattılar.
Ayla’nın amacı hemen eve dalmak değildi; önce gözlem yapacaktı. Bir istihbaratçının en büyük silahı, düşmanından önce çevreyi okumaktı.
Sokağın başındaki kahvehanede oturan mahalleli, yabancı üç kadının sokağa girdiğini görünce fısıldaşmaya, dik dik bakmaya başladı. Ama Ayla’nın gözleri o dedikoducularda değil, sokağın ortasında, Dağhan ailesinin kapısının önünde bir nöbetçi gibi bekleyen Ömer’deydi. Ömer, ceketinin cebindeki elleriyle, gözünü kırpmadan mahalleyi süzüyordu. Ayla, Ömer’in o sarsılmaz, delikanlı duruşunu görünce içinden, "Bu adam sıradan bir sivil değil, sarsılmaz bir kale" diye geçirdi.
Mahalleli, Ayla’nın o keskin bakışlarından, yürüyüşündeki o kendinden emin havadan onun normal bir sivil olmadığını, devletten, özel bir birimden geldiğini hemen anladı. Sokaktaki fısıltılar anında bıçak gibi kesildi. Herkes geri çekildi.
Esila: (Yavaşça Ayla’nın kulağına eğilerek) Ayla... Bütün mahalle bize bakıyor. Senin o özel birimden olduğun o kadar belli ki, herkes nefesini tuttu. Şu kapıdaki çocuk da Ömer olmalı, Asaf'ın can dostu. Bakışları adeta barut gibi, tetikte bekliyor.
Ayla: (Gözlerini Ömer’den ayırmadan, inatçı bir sesle) Baksınlar Esila. Biz buraya saklanmaya gelmedik. Gerçeği sökmeye geldik. Kübra, sen çevreyi kolaçan et. Esila, sen benimle kal. Şimdi gözlem bitti, sorgu zamanı.
Ayla, dik adımlarla Dağhan ailesinin kapısına doğru yürüdü. Onların yaklaştığını gören Ömer, yerinden doğrularak kapının önünde adeta etten bir duvar ördü. Gözlerini kıstı, Ayla’nın tam karşısına dikildi. İki inatçı karakter, sokağın ortasında göz göze gelmişti.
Ömer: (Sert ve mesafeli bir tonla) Hayırdır abla? Kimi aradınız? Bu mahallenin yabancısı gibisiniz, ama bakışlarınız pek sivil durmuyor.
Ayla: (Yüzündeki o buz gibi ciddiyeti bozmadan) İstihbarat Subayı Ayla Karaca. Asaf Dağhan’ın davası için buradayım. Ve sen de onun her yerde "hain" diye bağıranlara karşı tek başına kafa tutan dostu Ömer’sin, yanılmıyorum değil mi?
Ömer, "istihbarat" lafını duyunca çenesini sıktı, gözlerinde o sarsılmaz dostluğun öfkesi parladı.
Ömer: "Raporlarınız ne yazıyor bilmem Ayla Subay! Ama eğer buraya o yalancı mahalleli gibi Asaf’a çamur atmaya geldiyseniz, devlet mevlet dinlemem, bu kapıdan içeri tek bir adım attırmam! Asaf vatanını satmaz. Bunu o yukarılara, o süslü masalarınıza yazın!"
Ayla: (Ömer’e bir adım daha yaklaşarak, sesini sadece onun duyacağı bir tonda ama inatla çıkardı) Eğer buraya Asaf’ı suçlamaya gelseydim Ömer, arkamda bir orduyla gelir bu evi talan ederdim. Ben buraya gerçeği öğrenmeye geldim. Çünkü benim aklım da, senin gibi bu işte bir bit yeniği olduğunu söylüyor. Şimdi çekil o kapıdan, ailesiyle konuşacağım.
Ömer, Ayla’nın gözlerindeki o kararlı ve adaletli parıltıyı görünce derin bir nefes aldı. Geriye doğru bir adım atıp kapıyı yavaşça açtı.
🏠 DAĞHAN AİLESİNİN EVİ: İÇERİDEKİ AGIR HAVA
Ayla, Esila ve Kübra içeri girdiğinde evin içindeki o hüzünlü ve ağır koku yüzlerine çarptı. Salonda Meryem Hanım, Murat Bey ve Asaf’ın kardeşleri Zeynep, Yusuf ve küçük Elif oturuyordu. Duvarda Asaf’ın şanlı üniformasıyla çekilmiş bir fotoğrafı asılıydı. Girişleriyle birlikte Zeynep ve Yusuf ayağa fırladı. Zeynep’in gözlerinde tek bir yaş yoktu, abisinin ona öğrettiği gibi dimdik, inatçı bir duruşla Ayla’ya baktı.
Murat Bey: (Onurlu ama yorgun bir sesle) Hoş geldiniz kızım. Devlet kapımıza kadar geldiyse, elbet bir diyeceği vardır. Buyurun, oturun.
Ayla, Murat Bey’in ve Meryem Hanım’ın karşısına oturde. Esila ve Kübra da hemen arkasında, Dağhan ailesinin o acılı ama mağrur hallerini gözlemliyordu. Ayla, cebinden Asaf’ın o kırmızı mühürlü dosyasını çıkarıp masaya koydu.
Ayla: "Meryem Hanım, Murat Bey... Ben Asaf’ın dosyasını yürüten subayım. Biliyorum, dışarıda çok çirkin laflar dönüyor. Mahalle baskısını, söylenen yalanları biliyorum. Ama bana Asaf’ı anlatmanızı istiyorum. Gitmeden önce, o son gece evde ne oldu? Ne söyledi size?"
Meryem Hanım, ellerini dizine vurarak inatçı bir sesle lafa girdi. Gözleri dolmuştu ama sesinde en ufak bir titreme yoktu.
Meryem Hanım: "Benim oğlum sütüm gibi temizdir Ayla Subay! Gitmeden önce geldi, elimi öptü. 'Başınızı asla öne eğmeyin, Dağhan ailesi diz çömez' dedi. Benim oğlum hain olsaydı, kaçıp gidecek olsaydı arkasında bıraktığı anasının, babasının yüzüne bakamazdı! O gece gözlerinde vatanı için canını verecek o eski inatçı Asaf vardı. O hain dedikleri Karan denilen pisliğin yanına gittiyse, elbet bir sebebi vardır!"
Zeynep bir adım öne çıktı, gözlerindeki o çelik gibi sertlikle Ayla’nın gözlerinin içine baktı.
Zeynep: "Abim bize bu evi, bu mahalleyi emanet etti. Dışarıdaki o korkaklar abimin arkasından konuşurken, wir burada onun adını temiz tutmak için gerekirse canımızı veririz. Abim hain değil! Eğer onu yakalamaya çalışıyorsanız, yanlış adamın peşindesiniz!"
Ayla, Zeynep’in ve ailenin bu sarsılmaz inancını görünce içindeki o şüphe tamamen kesinleşti. Asaf Dağhan hain değildi; o, ailesinin bile bilmediği o çok şanlı, o çok gizli görevin tam ortasındaydı. Yavaşça ayağa kalktı, dosyasını geri aldı.
Ayla: "Meryem Hanım, Murat Bey... Zeynep, Yusuf, Elif... Bu duruşunuzu asla bozmayın. Asaf Dağhan’ın kim olduğunu bu mahalleye de, tüm teşkilata da kanıtlayana kadar bu işin peşini bırakmayacağım. Bana güvenin."Ayla, Meryem Hanım ve Murat Bey’in sözlerindeki o sarsılmaz inancı gördükten sonra yerinden kalkmadı. Gözlerindeki kararlılık daha da keskinleşti. Gitmek bir yana, bu olayı tam da bu odada, bu acının ve onurun doğduğu yerde çözmeye başlamaya kararlıydı. Meryem Hanım ve Murat Bey’e dönerek başıyla asil bir selam verdi ve ses tonunu o profesyonel askeri ciddiyetine bürüdü.
Ayla: "Müsaadenizle... Benim bu konuyla ilgili acil bir telefon görüşmesi yapmam lazım. Müsaade ederseniz burayı kullanabilir miyim?"
Murat Bey, Ayla’nın bu dik ve kendinden emin duruşundan etkilenmişti. Başını yavaşça sallayarak, "Elbette kızım, buyur," dedi.
Ayla yavaşça pencere kenarına doğru adımladı. Esila, arkadaşının ne yapacağını çok iyi bildiği için Meryem Hanım’ın yanında kaldı, Kübra da kapının eşiğinde hem dışarıyı kolluyor hem de içeriyi izliyordu. Ayla, şifreli telefonunu çıkarıp doğrudan teşkilatın en tepesindeki isim olan Baş Avukat’ın numarasını tuşladı. Telefon sadece iki kez çaldıktan sonra karşı taraftan Baş Avukat'ın o tok, otoriter ve mesafeli sesi duyuldu.
Baş Avukat: "Dinliyorum Ayla Subay. Bir gelişme mi var? Raporları inceledim, tüm birimler Asaf Dağhan’ın firari olduğunu ve Karan’ın safına geçtiğini onayladı. Sen neden hâlâ o mahalledesin?"
Ayla, telefonun ahizesini sıkarken gözlerini duvardaki Asaf’ın üniformalı fotoğrafına dikti. Sesi buz gibi, net ve inatçıydı.
Ayla: "Hâlâ bu işin peşini bırakmadım Sayın Baş Avukat, bırakmaya da niyetim yok! Resmi raporlar ne yazarsa yazsın, ben şu an Asaf Dağhan’ın ailesinin evindeyim. Bu insanların gözlerine baktım, dışarıdaki sivil halkın, can dostu Ömer'in feryadını duydum. Bu işin içinde teşkilatın göremediği ya da görmek istemediği çok büyük bir oyun var."
Baş Avukat, telefonun diğer ucunda derin bir iç çekti. Ayla’nın o dik kafalı, adaleti bulana kadar durmayan karakterini çok iyi biliyordu. Sesindeki ton sertleşti:
Baş Avukat: "Ayla, sen bir istihbarat subayısın, duygularınla hareket edemezsin. Bütün deliller Asaf'ın aleyhine. Teşkilat kararı verdi. Hukuk kurallarla işler. Bu iddiaların için elinde ne var?"
Ayla, pencereden dışarıda nöbet tutan Ömer’e ve içeride dimdik duran Zeynep’e baktı. Baş Avukat’ın sorusuna hiç çekinmeden, meydan okurcasına o can alıcı soruyu sordu:
Ayla: "Duygularımla değil, mesleki içgüdülerimle hareket ediyorum! Bana açık konuşun Sayın Baş Avukat... Asaf Dağhan’ın suçsuzluğunu kanıtlamam ve bu masayı tamamen tersine çevirmem için getireceğim deliller hangi derecede olmalı? Hukuken bu dosyayı yeniden açtırmak için benden tam olarak ne derecede bir kanıt istiyorsunuz?"
Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu. Baş Avukat, Ayla’nın bu geri adım atmayan inadı karşısında onun bu davayı ölümüne götüreceğini anlamıştı. Ağır ağır konuştu:
Baş Avukat: "Eğer o dosyayı tamamen temizlemek ve Asaf Dağhan'ın şanlı üniformasını geri iade etmek istiyorsan Ayla... Getireceğin delil 'kesin, reddedilemez ve en üst derecede' olmalı. Yani sadece şüphe yetmez. Karan'ın örgütünün içinden doğrudan somut bir belge, şifreli bir ses kaydı ya da Asaf'ın gizli bir emirle oraya sızdığını kanıtlayan en üst düzey devlet belgesi gerekli. Bunları bulamazsan, Asaf vatan haini olarak kalır, sen de rütbenden olursun."
Ayla, telefonun ekranını kapatmadan önce son sözünü söyledi:
Ayla: "O deliller en kısa sürede masanızda olacak Baş Avukat. Bu dosya kapanmadı, yeni başlıyor!"
Ayla telefonu kapatıp arkasını döndüğünde, Esila ve Kübra onun gözlerindeki o tehlikeli ve kararlı parıltıyı gördüler. Ayla Dağhan ailesine ve dostlarına döndü. Artık hedefi belliydi: Karan’ın o karanlık dünyasına sızıp, en üst derecedeki o delili söküp alacaktı.Ayla telefonu kapattıktan sonra derin bir nefes aldı. Gözleri çelik gibi sertleşmişti. Dağhan ailesinin salonunun ortasında dururken, Esila ve Kübra onun bu bakışını çok iyi tanıyordu; Ayla kafasına koyduğu o tehlikeli şeyi yapacaktı ve onu dünyada kimse durduramazdı.
Meryem Hanım ve Murat Bey’e belli etmemek için onları yavaşça salonun köşesine, mutfak girişine doğru çektiler. Esila, Ayla’nın kolunu sıkıca tuttu. Sesi endişeden titriyordu ama inatçı yapısı yüzünden o da geri adım atmıyordu.
Esila: "Ayla... Sesinden anladım, kafanda çok tehlikeli bir plan var. Baş Avukat 'en üst derecede delil' dedi. Sen şimdi ne yapacaksın?"
Ayla, iki can dostunun gözlerinin içine baktı. Sesini sadece onların duyabileceği buz gibi, kararlı bir fısıltıya dönüştürdü.
Ayla: "Masada oturup o delilin gökten düşmesini beklemeyeceğim Esila. Karan’ların arasına sızacağım! O suç örgütünün tam kalbine, inine gireceğim. Hem oradaki o Karan’ları ve pisliklerini tek tek bitireceğim, hem de Asaf’ın suçsuzluğunu kanıtlayacak o en üst düzey delili kendi ellerimle söküp alacağım. Ancak bu şekilde Asaf Dağhan'a o şanlı üniformasını geri iade edebilirim!"
Kübra duydukları karşısında şok olmuştu. Gözleri fal taşı gibi açıldı. Kapıyı kolaçan etmeyi bırakıp hemen Ayla’nın önüne geçti. İki elini Ayla’nın omuzlarına koydu. Teşkilat dışı bir sivil arkadaş olarak, can dostunun hayatını tehlikeye atmasına sessiz kalamazdı.
Kübra: "Nasıl yapacaksın Ayla?! Sen delirdin mi? Nasıl yapacaksın?! O adamlar acımasız birer katil, suç örgütü! Adamların elinde her türlü istihbarat var. Senin Özel Birimden bir istihbarat subayı olduğunu anladıkları an seni orada yaşatmazlar! Hangi kimlikle, nasıl sızacaksın o karanlık adamların içine?!"
Esila da Kübra’nın yanına durup inatla sordu:
Esila: "Kübra haklı Ayla! Oraya elini kolunu sallayarak giremezsin. Seni bir saniyede deşifre ederler. Karan denilen o pisliğin radarına girmek, onun güvenini kazanmak imkansız gibi bir şey. Ölümün ağzına yürüyorsun. Nasıl bir planın var, bize açık açık anlat!"
Ayla, Esila ve Kübra’nın bu haklı endişelerine karşı sadece hafifçe sırıttı. Gözlerinde o hiçbir şeyden korkmayan, geri adım atmayan o eski inatçı bakış vardı. Belindeki silahına dokundu, ardından ceketinin iç cebindeki gizli dosyayı işaret etti.
Ayla: "Beni hafife alıyorsunuz kızlar. Unutmayın, ben bu devletin yetiştirdiği en zeki istihbarat subaylarından biriyim. Karan’ın en büyük zaafı ne biliyor musunuz? Güç ve yasa dışı ağlar. Teşkilat dışı, sivil bir kimlikle, onların ağına düşmüş lüks bir iş kadını veya kaçakçılık davasından başı belada olan sivil bir avukat gibi sızacağım. Karan’ın tam karşısına öyle bir kozla çıkacağım ki, beni yanına almak zorunda kalacak. Asaf’ın o çeteyle nasıl temas kurduğunu biliyorum, aynı yolu izleyeceğim."
Kübra ve Esila, Ayla’nın bu sarsılmaz inadını görünce birbirlerine baktılar. Ayla kararını vermişti. Arkadaşları olarak artık onu durduramazlardı, sadece yanında durabilirlerdi.
Esila: "Madem öyle... Biz de senin arkandayız Ayla. Sen o inine girerken, dışarıdaki gözün ve kulağın biz olacağız. Kübra mahalledeki ve internetteki bilgi akışını toplayacak, ben de seninle telsiz hattını açık tutacağım."
Ayla: "Güzel... Şimdi evden çıkıyoruz. Karan’ların mekanına giden ilk adımı atma vakti."
Ayla, Esila ve Kübra Dağhan ailesine son kez selam verip inatçı ve dik adımlarla evden çıkarken, kapı önünde bekleyen Ömer onlara dik dik bakmaya devam ediyordu. Ayla’nın gözlerinde artık bambaşka bir operasyonun komutanıydı
