••• bu bölüm dananın kuyruğu kopuyor. yorumlarınızı eksik etmeyin ve bölüm atlamadığınıza emin olun. iyi okumalar. ••• bilinmeyen numara jeon? jungkook bir daha bana yazmayı aklından bile geçirme sana yemin ediyorum ki pişman ederim bilinmeyen numara ne yazıyor... ne oldu birdenbire jungkook evet gerçekten de birdenbire oldu Kim birdenbire telefonun çaldı ve birdenbire kendin yeterince tatmin oldukça sonra beni o halde bırakıp çıkıp gittin bilinmeyen numara bunun önemli bir arama olduğunu söyledim önemli olmasaydı seni o halde inan bırakmak istemezdim • • bilinmeyen numara 'taehyung' olarak değiştirildi! • • jungkook sence tek sorun beni o halde bırakman mı alfa? giderken tek kelime bile etmedin yazıyor... resmen ortada kaldım? taehyung hoşçakal öpücüğümü verdim diye hatırlıyorum oysaki jungkook hoşçakal öpücüğüne ihtiyacım var gibi mi görünüyor oradan bakınca taehyung hm dudaklarım arasında eriyip giderken hiç de öyle farksız görünmüyordun omega jungkook taehyung jungkook sen kendini ne zannediyorsun görüldü taehyung yazıyor... jungkook zaten aramda cinsel bir gerilim hissetmediğim herhangi birisiyle bu demli yakınlaşmam benim de sınırlarım var yazıyor... fakat sen kendini gerçekten de özel sanıyor olmalısın jungkook daha 2 günlük birisi için fazla haddini aşıyorsun görüldü taehyung yazıyor... gerçekten de önemli bir aramaydı görüldü jungkook çevrimdışı taehyung jungkook ben gerçekten özür dilerim yazıyor... bak telafi ederim iletildi taehyung sikeyim ama iletildi ••• • • • S&M (Sado-Mazoşizm) • • • ilâhi bakış açısı "Durgun görünüyorsun." Makyaj masasının önünde aynadan yeni hazırlığı tamamlanmış kendisine bakarken, Bvlgari Ohrringe küpelerini kulaklarına geçiren güzel omega arkadaşının dediğiyle yalnızca kaşlarını kaldırmıştı saniyeliğine. Dilini yanak içinde gezindirdi. "Yalnızca biraz sinirlerim bozuk. Onun dışında..." Küpeleriyle işi bittiğinde, toz pembe ve fazlasıyla kaliteli bir kumaştan yapıldığı belli olan koltuğunda ona doğru dönerek zarif gülümsemesini sundu. "Süperim." Yalandı. Süper falan değildi. Fena hâlde sinirleri bozuktu ve bu konunun dışında da iyi hissetmeyecek kadar gerilmişti. O alfayı neden bu kadar takıyordu onu da anlamamıştı ama... Hoseok konunun aslında ne olduğunu içten içe tahmin etse de, konuyu açmak için malzemelerini toplayan makyöz ve asistanının çıkmasını bekliyordu. "İzninizle küçük efendi." İkisi de Jungkook'un karşısında eğilmiş, o da ikisine zarif gülümsemesini takınırken ikili kapıya doğru ilerlemeye başlamışlardı. Kapının kapanma sesi duyulduğu an ise Hoseok anında atıldı. "Beni yeme. Süpermişmiş... Dünden beridir yüzün beş karış. Ne oldu da bu hâle geldin?" Jungkook bıkkın bir iç çekti. Elleri küpeleri ve buklelerinden ayrılırken sırtını iyice yasladı koltuğuna. Artık takınmaktan yorulduğu gülümsemesini sildi. Aynadan kendisine bakıyordu. "Bir şey olduğu yok." Aslında bu tür bir sorun olduğunda, bazen Jimin'e olmasa da, illaki Hoseok'a anlatırdı. Keza Jimin çoğu zaman kendi toksik ilişkisinin dertleriyle boğuştuğundan arkadaşlarının dertlerini dinlemeye pek vakit ayırmıyordu. Ama Hoseok, her zaman iyi bir dinleyici ve çözümcü olmuştu. Yanlız bu sefer ona bile anlatmaya dili varmıyordu. Keza bu seferki... ciddi anlamda utanç vericiydi. "Neden bana anlatmıyorsun? Jimin'e soruyorum o da bilmiyor. Bir yere çıktığınızda da hep yan yana gezinirsiniz oysaki." Yüzünde endişeli bir ifade vardı kızıl saçlı oğlanın. Bir sorun olduğuna emindi ve öğrenmeden vazgeçmeyecekti. "O barmen değil mi?" dedi arkadaşının kocaman yatağında göğüs üstü uzanırken, telefonunda Candy Crush oynayan sarı saçlı omega. Jungkook bir anda onikiden vurulmuş bir tahminde bulunmasını beklemiyor olmalı ki, o koca bambi gözleri şaşkınlıkla açılmıştı. Ardından hemen gözlerini kaçırdı ve yüzünü tekrardan aynasına döndü. Bu tepkisi ise Hoseok'un neredeyse emin olmasına neden olmuştu. Fakat biraz daha merakını gidermek için ağzından bir türlü laf alamadığı omegaya arkasını döndü ve Jimin'in yanına göğüs üstü uzandı. "Hangi barmen?" derken aklında canlanan dünkü konuşmalarıyla, çatık kaşlarıyla yüzünü kendilerine arkasını dönmüş Jungkook'a döndürdü. "Bu dün bahsettiğin dehşet yakışıklı barmen mi?" "Değil bile!" Bir anda ayaklanması herkesin susmasına neden oldu. Kaçırıp durduğu bakışlarıyla, odasının giyinme odasına açılan kapısına doğru ilerledi ve yanlarından ayrıldı. Yatakta uzanan ikili ise çıkan Jungkook'a ifadesiz bir şekilde bakarlarken, sarışının kızıla gülümseyerek dönmesiyle, kızıl da da ona döndü. "Ay ne oldu anlar hemen!" İkisi de sessiz çığlıklarıyla uzandıkları kumaşta oturur pozisyona geçerlerken, Hoseok yan uzanıp kolunu başının altına koymuş, Jimin ise bağdaş kurmuştu. Telefonunu oyununu kapatma gereğinde bulunmadan bir kenara attı ve konuşmaya başladı. "Şimdi biz dün gece gittik tamam mı? Sonra içeriye girdik. Yoongi aradı. İşte ona haber vermediğim için biraz tartıştık, ben de ona sen de gel dedim. Ama Jungkook'un haberi yoktu." "Bir boka da manitanı karıştırmasan şaşarım zaten." diye burun kıvıran Hoseok'un omzuna şaplattı bi tane Jimin. "Sussana sen." Sonra ise devam etti. "Sonra ise içeriye gittim Jungkook'un yanına. Gözleri böyle etrafa bakınıp duruyordu. Yani birisini aradığı belliydi. Ben o an umursamadım belki beni arıyordur diye ama sonradan dedim ki, zaten ben ona telefonla konuşup geleceğimi söylemiştim." Jimin pörtlettiği gözleriyle fısıldarken, Hoseok da aklındaki düşünce ile kıkır kıkır gülüyordu. "İşte ben yanına gittim, Yoongi gelecek falan dedim. Normalde ağzıma sıçacak olan Jungkook kedi yavrusu gibi, olur sorun yok, dedi. Ay ben bi şok geçirdim tabii! Ama işime de geldi. Dedim ki, tamam ben dışarıda onu bekleyeyim zaten şimdi gelir. O da kafa salladı sonra ben çıktım gittim." "Ademle Havva'nın doğuşundan başlasaydın Jimin. Böyle geç oldu." "Ya bölüp durmasana be. Geliyoruz işte." Sürekli de atışıyorlardı. "Yoongi gelince de içeriye girdik. Baktım Jungkook'a yine bıraktığım yerde ama tek başına değil." Sonunu daha da sessizce söylerken ikisi de kıkır kıkır kıkırdamaya başlamışlardı. Yüzlerindeki gülümseme öyle büyüktü ki, onları gören biri korkabilirdi. Neyseki onları kapının arkasından dinleyen Jungkook bu gülümsemeleri görmüyordu. Keza kendisini de konuşulan konuyla istemsizce takındığı minik gülümsemesini unutmuşken, bu biraz değişik hissettirirdi. Devam eden konuşmayla kulağını daha da dayadı kapıya. "O yanındaki adamı ben iki gün önce gittiğimizde de görmüştüm. Yoongi ileydim ama bir gözüm hep bu ikisindeydi. Ama bir görsen kızılım... on metre öteden bile hissettim o cinsel gerilimi. Bir de bu seferki daha da büyüktü. Adam aldı bizim tavşanı, kucakladı götürdü yiyişe yiyişe. Aha biz de Yoongi'yle kapının eşiğinde durduk onları izledik böyle aval aval." derken o izlemelerini de taklit ediyordu. Ki bu da Hoseok'un ellerini çırpa çırpa gülmesini sağladı. Tabii sadece buna gülmüyordu. Jungkook'un kapı eşiğinden belli olan ayaklarının gölgesini gördüğü an kahkahayı basmadan edememişti. Ki hâlâ kahkaha atarken elleriyle gösterdiği yere bakan sarışın da gördüğü an kahkahayı basmıştı. Olanlardan habersiz Jungkook da, bu deliler neden böyle gülüyorlar, diye düşünüyordu. Hem konu da bitmişti. Galiba artık çıkabilirdi. Buklelerini düzeltti ve buraya boş boş girmiş gibi görünmemek için ayakkabı dolabına yönelip, üstündeki incecik beline tamamen yapışan pembe saten crobunun altına giyindiği yırtıkları olan mini kot şortuna yakışacağını düşündüğü sivri ucundaki pembe kurdelesiyle Gianni Bini topuklusunu aldı ve tam odadan çıkacağı sırada aklına gelenle duraksadı. Tekrardan buraya gelmesi gerekecekti, bu yüzden çantalarının olduğu yerde göz gezdirdi. En az elli tane çantanın arasından kombinin en uygun olan kalp şeklindeki, tutunma yeri altın kaplama olan, toz pembe ve simli olan çantasını da koluna taktı ve yavaş adımlarla giyim odasından ayrıldı. İçeriye girdiği an biraz önce onu yakaladıkları için hala bıyık altından gülen arkadaşlarına ufak bir göz devirdi ve tekrardan koltuğuna geçip topuklularına ayaklarına geçirmeye başladı. Ortamdaki sessizlik nedeniyle biraz gergin hissetse de yavaş yavaş arkasından gelen arkadaşlarının bir anda iki yanından sarılacaklarını tahmin etmiyordu. "Ay benim koca tavşanım yeni aşklara yelken mi açmış!" "Ne diyorsun Hoseok ya-" "Gelin olmuş da gidiyor muymuş?! Ah benim minik bambi'm!!" "Ah! Jimin- Boğuluyorum!" İkisinden de zar zor ayrıldığında, umarım makyajım geçmemiştir, diye düşünmüştü ilk. Neyseki bozulmamıştı. Öyle olsa ikilininin evi terk etmesi için son dakikaları falan olurdu. Tam ağzını açıp sinirli tavşanlar gibi hesap soracağında bunu durduran Hoseok'un saatinin çalması ve talimat gelmesi olmuştu. Üçünün de bakışı kızılın ince koluna yöneldi. "Aşağıya inmemiz gerekiyor. Misafirler gelmiş, ikinizi bekliyorlar." Jungkook'un yine duyduğu 'misafirler' kelimesiyle adeta gözü seğirmişti. Gelenler Bay Kim ve ailesiydi. Tekrardan aynı konunun açılacağını bildiği için, bıkkın bir nefes vermeden edememişti. Bunu fark eden ikili ise desteğini belli etmek ister gibi yanında durdular. Hoseok omzunu patpatlarken, Jimin yavru bir kedi gibi arkasından omzuna çenesini koyup beline sarıldı arkadaşının. Jungkook da belindeki minik ellere öpücük kondurdu. Bir kaç saniye bekledikten sonra masanın üzerine bıraktığı simli çantasını da alıp ayaklandı ve "İnelim bakalım." diyerek ayağını daha şimdiden rahatsız eden topuklularını giyindiğine pişman olsa da, umursamadan adımlamaya başladı. Bayan Jeon'dan terlik yememek için üçü de olabildiğince elini çabuk tutmaya çalışırken, Hoseok koridor ortasında onlara veda etti. Jimin'in zaten kuzeni olduğu için onlarla beraber yemesinde hiç bir zaman sorun olmamıştı, ki bir yandan tek başına o salona gitmeyeceği için de bu nedenle rahattı. Tabii tam salona girmelerine bir kaç saniye kala Jimin'in boktan bağırsakları çalışmaya başlayana kadar. "Ayy Kook! Kakam geldi." Jungkook bir an içeridekiler de duydu diye korkmuş ve hemen susturmuştu sarışını. Jimin de hemen hızlı adımlarla tuvalete doğru yürümeye başladı ve omegayı tek başına bıraktı. Evet, yine bir başınaydı. Kapı eşiğinde her zamanki gibi o güzel buklelerini altın yüzüklerle dolu parmaklarıyla şekillendirirken, yüzüne zarif gülümsemesini takındı. Derin bir nefes aldı ve rahatsız topuklularıyla adımlamaya başlarken, dünden beridir ağrıyan, boğazını temizledi. Bembeyaz uzun parmaklarıyla kavradığı çantasının duruşunu düzeltirken kendisine yönelen bakışlara hafif bir baş eğmesiyle selam verirken her zamanki koltuğuna yöneldi. Fakat şimdi fark ediyordu ki, bugün büyük masada yiyorlardı. Ve kendisi otursa da, Jimin için fazladan sadece bir koltuk boştu. İki koltuk boş olmalıydı. Güzel yüzü masadakilerde gezinirken, boş boş bakıyor gibi gözükmemek için gamzelerini belirginleştirdi. "Hoş geldiniz..." derken yarıda kesti sözlerini. Gözleri aniden yeşil gözlerle buluştuğunda, masadaki fazlalığı bulmuş gibiydi. "...efendim." diye devam etti. Onun burada ne işi vardı? Aralarında ufak bir sessizlik oluşurken, onların önceden tanıştığından habersiz birbirleriyle tanıştırmak adına; önceden yemeğine başlamış olan Bay Kim ağzını kumaşla sildi ve babacan gülümsemesini takındı. "Hoşbulduk evladım. Tanıştırayım..." Adam koca elini, siyah saten gömleğiyle yeşil gözleri daha da belirginleşmiş alfaya yöneltti ne devam etti. "Küçük oğlum, Taehyung." • • • bölüm sonu. uf umarım bölüm başlarını sıkılmadan okuyabilmişsinizdir. düzyazı kısımları sıkılarak okursunuz diye cidden çok telaş yapıyorum. ben beğendim aslında ama umarım siz de beğenmişsinizdir. asıl olaylar şimdi başlıyor. bir sonraki bölümde görüşmek dileğiyle. hoşçakalın<3
Bölüm 9
9
