günün 2. bölümü!! atlamayın!!! bu bölümü yazarken fazlasıyla keyif aldım. Jungkook'un sinir krizleri, Taehyung'un bıyık altından gülmeleri... deli bir bölüm oldu. yorumları unutmayın, iyi okumalar. • • • S&M (Sado-Mazoşizm) • • • ilâhi bakış açısı Onun burada ne işi vardı? Aralarında ufak bir sessizlik oluşurken, onların önceden tanıştığından habersiz birbirleriyle tanıştırmak adına; önceden yemeğine başlamış olan Bay Kim ağzını kumaşla sildi ve babacan gülümsemesini takındı. "Hoşbulduk evladım. Tanıştırayım..." Adam koca elini, siyah saten gömleğiyle yeşil gözleri daha da belirginleşmiş alfaya yöneltti ne devam etti. "Küçük oğlum, Taehyung." Duyduklarıyla adeta göz bebekleri titreşen omega, az da olsa titremeye başlayan bembeyaz elini önündeki şarap kadehine götürdü ve bakışları sofrada gezinirken düşüncelerini süzgece almaya başladı. Bu nasıl olabilirdi? "Memnun oldum. Babam senden fazlasıyla bahsetti." Parlak siyah gömleğiyle ve o keskin yeşil gözleriyle, avına yaklaşan sinsi bir jaguardan farkı yoktu adamın. Bakışları delip geçiyordu omegayı. "İyi misin oğlum?" Bay Jeon endişeli bakışlarını güzel oğluna doğrulttuğunda bir nebze kendisine gelebilmişti omega. Çatılı kaşlarını düzeltti ve yutkundu. "Ah tabiki." Gülümsedi. "Jimin hâlâ gelmediği için aklıma takıldı bir an. Hatta ben bi ona bakayım." derken ayaklanmış, fakat aniden enerji dolu bir şekilde içeriye giren kuzeniyle yerine çakılmıştı. "Selamlarr!" Sarışın omega kıvırta kıvırta kendisi için ayrılan tam arkadaşının yanındaki boş koltuğa oturdu ve küçük gözlerini masadakilerde gezindirdi. "Siktir." Gördüğü adamla ağzından fısıltıyla sözler dökülmüş, hemen Jungkook'un dibine girmişti. "Ne oluyor lan burda?" diye fısıldadı. Jungkook ekşittiği yüzüyle yutkundu tekrar. Tam karşısında oturan alfanın bıyık altından gülümseyerek kendisine baktığını bildiğinden uzatmamanın en iyisi olduğuna karar verdi. "Sonra anlatırım." Zaten o sırada sona kalan yemekler de gelmeye başlamış, yemekleri sunan Hoseok ve bir kaç çalışan masaya doğrulmuştu. Herkes o zengin gülümsemesini takınmış, samimi bir sohbete girişmişken aralarında bir şeyin olduğuna emin olduğu arkadaşlarının tepkisine kaşlarını çatarak baktı. Bir gözü onlardayken ilk olarak Bay ve Bayan Jeon'un kuru kürlü iber jambonunu sunmuş, ardından Bay Kim ve ailesine sunduktan sonra ikiliye yaklaşmıştı. Üzerinde herhangi bir bakışın olmadığına emin olunca yalnızca onların duyabileceği bir seste konuştu. "Bir şey mi oldu? Betiniz benziniz atmış." Sunum yaparken Jimin aniden kolunu tutmuş, kulağına yaklaşmıştı. "Şu karşıdaki yeşil gözlü alfa varya..." Hoseok dudaklarını birbirine bastırırken fark ettirmeden babası ve Bay Jeon ile sohbet eden alfaya baktı ve hemen gözlerini çekti. Başkalarının dikkatini çekmemek adına olabildiğince yavaş sunmaya çalışıyordu. Yine de Bayan Jeon'un gözünden kaçmamıştı. "Ne olmuş ona?" diye sordu Hoseok da. Jungkook'un bile şekilden şekile girmiş ifadesine bakılırsa, ciddi anlamda bir sorun olmalıydı. Bildiği kadarıyla bu alfa tahminine göre Bay Kim'in oğlu Taehyung olmalıydı. Bir önceki gece masada konuşulanları orada bulunduğundan fazlasıyla net duymuştu. Sorun neydi ki? "Bu o barmen işte!" Jimin adeta fısıltıyla çığlık atarken, aslında onlar dışında kimse duymasa da; baskın alfanın kulakları iyi duyduğundan konuşulanları gayet iyi duyabiliyordu. Lakin devamını da merak ettiği için bulunduğu sohbete devam etmekten de vazgeçmemişti. "Ne?" Hoseok'un sunum yapan elleri adeta elektrik çarpmışa dönerken, gözlerini büyüttü. Tam dudaklarını tekrardan aralayacağı vakit konuşmalarını bölen Bayan Jeon, bunu engelledi. "Jungkook... Sofrada dedikodu yapmayın." Zarif gülümsemesi yüzündeyken diğerlerinin duyamayacağı şekilde dişleri arasından fısıldarken Hoseok hızlıca tüymüş, Jungkook ve Jimin de kendilerini düzeltmişlerdi. Jungkook şarabını yudumlamaya devam ederken, Jimin bacağını cimcirmiş dikkatini çekmişti. "Ya bu adam niye böyle yiyecekmiş gibi bakıyor?" Evet, Taehyung ciddi anlamda onu yiyecek gibi bakıyordu. Parlak pembe renkleriyle, şekilli bukleleriyle, her zamanki parlak dudaklarıyla Jeon Jungkook öylesine leziz görünüyordu ki; alfa kaşınan dişlerini sıkmaktan bir hâl olmuştu. "Gerizekalı dönsene önüne." Aniden abisi Seokjin'den gelen fısıltıyla kendisini bir nebze olsun düzeltti. "Sana ne oluyor?" diye kaş göz işareti yaptı betaya. Onların arasındaki savaş apayrı bir mevzuydu. "Jungkook... Bugün yine çok şıksın tatlım." O sırada Jimin'e, ben ne bileyim neden bakıyor, mızmızlanmalarını yapmakla meşgul olan omega aniden Bayan Kim'den gelen seslenmeyle ona döndü. Gülümsedi. "Teşekkür ederim Bayan Kim. O sizin şıklığınız." "Bu sabah seni spor salonunda gördüm. Lakin rahatsız etmek istemedim." Kadının yüzündeki samimi oluşuna pek de emin olmadığı gülümsemesine aynı şekilde karşılık veriyordu. "Ah sonunda spora başlamaya karar vermişsiniz demek." Annesinin topuklusunun ucu ile bacağını dürtüklemesiyle boğazını temizledi. "Ne rahatsızlığı efendim. Gelseydiniz yardımcı olurdum... Acemi olmalısınız." "Jungkook." Annesinden yemek sonrası bir terlik yiyeceği kesinleşmişti. "Jimin, Bay Min'in oğluyla bir ilişki içerisinde olduğunuzu duydum. Çok sevindim adınıza." Bay Jeon düne nazaran çok daha enerjik gözüküyordu ki, babacan gülümsemesi yerindeydi. "Aa ne? Bizim Seung-in'in oğluyla mı?" diyen Bay Kim'e kafa salladı Jimin konuşulan konunun heyecanlıyla. "Evet." "Şansa bak. Daha dün bahsediyordu Seungin. Demek senmişsin o omega." derken kafasını sallıyordu iki yana. "Umarım iyidir aranız." "Ay çok teşekkür ederim Bay Kim. Çok iyi aramız. Yoongi çok ilgili bana karşı. Ciddi düşünüyoruz." derken yanakları da kızarmıştı. "İyi iyi." diye araya giren Bay Jeon lazanyasını dilimlemeye başladı. "Çifte düğün yaparsınız artık." "Ne?" diye bir anda dudakları aralanan Jungkook'un tepkisiyle büyükleri gülmeye başlarken, Jimin ve Hoseok da istemsizce kıkırdamışlardı. O sırada Taehyung zaten en başından beridir onun her bir tepkisini incelerken istemsizce bir dudağının kenarı kıvrıldığından bu tepkiye ayrı bir mimik vermedi. "Niye şaşırıyorsun evladım? Sebebi ziyaretimiz belli." Tekrardan kahkaha atan Bay Kim ve Bay Jeon'la omega adeta utançtan yerin dibine girmişti. Her ne kadar Taehyung'a bakıp o sırıtışını tırmalamak istese de onunla yüz göz olmak istemediğinden sinirini çıkarabileceği başka birisini aradı. Gözleri aradığı kişiyi bulduğunda da çatık kaşlarıyla dikleşti yerinde. "Tabii sen rahatsın hyung. Çekildin aradan. Gülüyorsun kıkır kıkır." Jungkook her ne kadar bu dedikleriyle Seokjin'in gülmeyi keseceğini düşünse de o arsız gibi daha da gülmeye başlamıştı. "Oh hem de nasıl rahatım." Gülmekten kızaran yüzü yavaş yavaş kendi rengine gelirken, kendisine öldürecek gibi bakan omegaya kaş göz yaptı. "Hem sanane bücür." "Sensin bücür." "Çocuklar yeter artık." Bayan Kim aralarındaki tartıştırmayı sonlandırmak ister gibi araya girdiğinde, bunu bekleyen Bay Jeon boğazını temizledi. "Ee Taehyung oğlum? Paris'ten ne vakit döndün?" Taehyung yeşil gözlerini adama çevirdiğinde, Bay Jeon adeta mest olmuştu. Biricik oğlu ne kadar da şanslıydı, böyle bir eş herkese nasip olmazdı. Gülümsemesi bile çekiciydi genç adamın. "Daha bir kaç gün oldu efendim. Normalde aileme sürpriz yapacaktım ama maalesef işler biraz karıştı." Cümlesinin sonuna doğru kendisine pür dikkat, çatık kaşlarıyla bakan omegaya döndüğünde; omega ona, ne bakıyorsun, der gibi bir bakış atmıştı. Burnundan güldü alfa ve gözlerimi yumdu. "Baban çağırdı diye mi geldin yoksa öylesine mi? Yanlış anlama, merak ettiğimden soruyorum." Bayan Jeon uzun bir süre ardından sonunda sessizliğini bozmuştu. "Sorun yok efendim. Babam aradığında zaten buradaydım." "Gidecek misin peki?" diyen Bayan Jeon'a karşı gülümseyen yüzü ona dönükken, bakışları omegadan tarafa uğramıştı bir samiyeliğine. "Gidecektim ama..." Ardından yüzünü de çevirdi. "Gidemeyeceğim sanırım." Dediklerine göz deviren omega, şu anda fazlasıyla güzel gözüküyordu. Kot eteğini iyice düzeltti ve parlak kahve tırnaklarını ve altın yüzüklerle dolu parmaklarını Bvlgari Ohrringe küpelerinde gezindirdi. "Jungkook'un aksine bir şeyleri reddetmiyor oluşun güzel." diye oğluna da laf sokan Bay Jeon'a dudak büzdü omega. "Aşk olsun baba." "Olsun oğlum. Ben de onu istiyorum." Bayat yetişkin esprilerine bir tek kendi aralarında gülüyorlardı. Hatta Bay Kim Bay Jeon'la el çakıp "Dostum, bu iyidi!" diyordu. Onlara yüzünü ekşiten Jungkook ise bir kaç metre uzaktaki ayakta dikilen kızıl arkadaşının da gülümsüyor olduğunu gördü ve ona öldürücü bakışlar attı. Hoseok ise onun uzakta oluşundan güç alır gibi dudaklarıyla, hadi ama kabul et komikti, diyordu. Bay Kim boğazını temizledi. "Şimdi..." Ortama sessizlik çöktü. "Sebebi ziyaretimiz belli." dediğinde tekrardan kahkaha atan, hatta kahkaha atarken kendini yırtan babası ve Bay Kim ile omega daha fazla dayanamamış ve aniden ellerini de masaya vurup ayaklanmıştı. "Ay." Onun aniden ayaklanmasıyla irkilen Jimin, elini ağzına götürdü ve duruşunu düzeltti. "Beni evlendirmeye ne kadar da meraklısınız! Ben gidiyorum." Omega masadaki çantasını da aldı ve zaten rahatsız eden topuklularıyla adımlamaya başladı. "Nereye?" diye arkasından seslenen annesine eliyle işaret verdi bir lafı ağzına tıktı. "Cehennemin dibine!" O yemek salonundan ayrılırken masadaki altı kişi arasında oluşan sessizliği bozan şarabından ufak bir yudum aldıktan sonra boğazını temizleyen Taehyung olmuştu. Yutkundu. "İzninizle, ben bir tuvalete uğrayacağım." Yavaşça ayaklandı. "Hoseok, sen Taehyung'a tuvaletin yerini göster tatlım." diyen Bayan Jeon'a karşı elini sallayarak "Çok naziksiniz lakin gerek yok. Ben kendim bulabilirim." dedi ve yemek salonundan ayrıldı. O sırada tıpkı dün gece olduğu gibi kendi kendine söylene söylene merdivenlerden çıkan Jungkook daha merdivenlerdeyken giymesi kolay olduğu kadar çıkarması zor olan topuklularından birisini ayağından çıkarttı ve iki bacağı arasındaki boy farkından dolayı adeta topallayarak koridor sonundaki odasına daldı. "Ben anlamıyorum ki. Nerede bi yaz dizisi saçmalığı, hepsi beni buluyor. Bu alfa nereden çıktı şimdi!" Odasının kapısını kapatmayı es geçerek içeriye girdiği gibi çantasını bir kenara bıraktı ve hemen makyaj masasının toz pembe koltuğuna yerleşti. "Daha sabah adama rest çekiyorum. Şimdi geliyor burnumun dibinde bitiyor." İlk olarak parmaklarından altın yüzüklerini çıkartırken, her birinden teker teker kurtulup takı kutusuna yerleştirdi. Ardından masasının çekmecesinden el kremini çıkartıp yüzüklerini çıkartırken tahriş olan parmaklarına sıktı. Sinirinden dolayı sürerken bile büyük bir güç ve hız kullanıyordu. "Zaten ne zaman bir şey yolunda gitti ki? Daha Bogum salağı bitmeden bu başladı!" Ellerinin yeterince nemlendiğine emin olduktan sonra kahve tırnaklarının ucuyla küpelerine ulaştı ve zorlukla çıkartmaya başladı. Neyseki küpesinin arkası çengelli değildi, aksi taktirde bu tırnaklarla çıkartana kadar canından can giderdi. Aynadaki güzel yüzüne bakarken, fark etti koca gözlerinin dolduğunu. Neden dolduğunu bile anlamamıştı ama bunu fark edince yüzünün düşmesine engel olamadı. "Oysaki en başta ne güzeldi." Sonradan aklına gelenler ile kaşlarını çattı tekrardan. Yüzü milimine dek kaskatı oldu. "Ne hadle beni o halde bırakabilir?" Diğer küpesine de yöneldiğinde söylenmeye devam ediyordu. "Pislik." Bu küpesini daha kolay çıkartmıştı. İkisini de Bvlgari takılarının bulunduğu kutuya koydu. "Koca siki yüzünden hâlâ boğazım ağrıyor." Elini boğazına götürüp ovuşturdu. "O da diğer alfalar gibi yalnızca kendi sikinin keyfinde..." Nefes verdi. "Bir de gülüyor kıkır kıkır, gıcık." Düşen yüzüne aldırmadan aynadaki çehresine döndü ve zarif parmaklarını kıvırcık buklelerine ve o buklelerine nazaran daha düz olan kaküllerine götürdü. Glossu biraz olsun gitmiş dudaklarını diliyle ıslatarak parlattı. "Beş paralık insanlar için değmez Kook." Şu anda kimsenin onu izlemediğini bildiğinden fazlasıyla tuhaf davranıyordu. Elini aynasının iki yanına koydu ve kendisine yaklaştı. "O izbandutla da evlenmeyeceksin." "O kadar emin konuşma derim." Omega aniden duyduğu tanıdık ses ile yerinden sıçrarken, hızla ellerini aynadan çekti ve şaşkın ifadesiyle bir oraya bir buraya bakarken hızla ayaklandı. Hala çıkartmadığı sol ayağındaki topuklusuyla alfaya doğru hızla adımlarken, topallayarak yürüyor oluşunu umursamıyordu. "Senin ne işin var benim odamda! Defol!" Kapının eşiğinde kollarını birbirine bağlamış, omzunu ve kafasını kapıya yaslamış şekilde kendisini izleyen Taehyung, Jungkook'un bağırışıyla adeta çınlayan kulaklarını işaret parmağının boğumuyla sallarken gözlerini birbirine bastırdı. "Ah Tanrım... Cidden de gürültülüsün." Yüzündeki sırıtışla omegaya doğru adımlamaya başlarken, omega kendisine yaklaşan alfaya parmağını uzattı. "Bir adım daha atarsan, seni mahvederim." Adeta dişleri arasından tıslıyordu. Bu denli sinirli oluşunun asıl nedeni, alfanın onun hakkında dediklerini duymuş olabileceğini falan değil, yüzünün düştüğünü fark etmiş olması ihtimaliydi. Bir alfaya böylesine düşük gözükmek en büyük utanç kaynağı olurdu onun adına açıkçası. Fakat onun bu tehditlerini Taehyung pek de takıyor gibi gözükmüyordu. Elleri siyah saten gömleğinin altına giyindiği siyah kumaş pantolonunun ceplerinde, dişleri dudaklarını çekiştirirken yeşilleriyle kaşları altından bakıyor, yavaş yavaş yaklaşıyordu ona. Omeganın dibinde durduğunda, topuklusu olmayan ayağının üzerinde durduğundan dolayı en fazla çenesine gelen bedenle göz göze olmak için eğildi. "Hadi ama, Jeon... Benimle evlenmek istemiyor musun?" Alfanın dediğiyle sinirli ifadesine rağmen kıkırdadı Jungkook. Zaten yakınındaki adama doğru kollarını birbirine dolayıp yakınlaştı ve gözlerini kıstı. "Senin gibi bencil bir pislikle mi? Hayatta, Kim." "Beni tanımıyorsun bile." Kafasını salladı reddederek. "Karakterini iki günde belli edebiliyorsun." Bu sefer de omega kafasını salladı onaylayarak. Taehyung onun bu tepkisine dudaklarını birbirine bastırarak gülümsedi. "Hiç sanmıyorum." Göz devirdi. "Her ne ise. Bu sabah da seninle bir daha bir arada bulunmayacağımı net bir şekilde söylediğimi düşünüyorum. Eğer salak değilsen de anlayabilirsin, bu izdivaçın asla ama asla olmayacağını." "Bay Jeon pek de öyle düşünmüyor gibi." Her ne kadar alfanın bu dediğinde haklı olduğunu bilse de kendinden ödün vermeyerek cıkladı omega. "Ona bakma sen. Babam bana pek kıyamaz. Bana sinirli olduğu için böyle yapıyor." "Öyle mi? Ne yaptın da sinirlendirdin biricik babacığını?" Taehyung fark ettirmeden daha da dibine girip bir elini omeganın beline atmışken, Jungkook duyduğu alay dolu ses tonuyla bu teması bile fark etmeyecek kadar sinir dolmaya başlamıştı. "Sen kendini ne zannediyorsun Kim? Ne hadle karşıma geçip de utanmadan benimle sohbet etmeye çalışıyorsun? Çek şu elini de belimden." Sonradan fark ettiği teması çekmeye çalışınca, Taehyung buna izin vermeden tutuşunu sıkılaştırdı ve göğüslerini birbirine yapıştırdı. "Şu anda öyle hoş görünüyorsun ki..." İltifatıyla adeta bulunduğu yere çakılan Jungkook yutkunmuş, adamın burnunu yanağına sürtecek kadar dibine girmiş oluşuna tek bir söz bile edememişti. "O parlak dudaklarını öpmemek için zor duruyorum." Omega ne yapacağını bilemez gibi dibindeki yeşil hârelere kitlenip kalmışken ellerini göğsünü ezen göğse attı ve ittirdi. "Kes sesini." Arkasını döndü ve hızlı adımlarla tekrardan toz pembe koltuğuna yan şekilde oturdu. Artık topallamaktan sıkılmış olmalı ki, ayağının arkasını tahriş etmeye başlayan topuklusuna doğru eğildi. Ellerini topuklunun arkasına atsa da, tabanı fazlasıyla küçük olmalı ki, tam olarak çıkmamıştı. Bu sefer de topuğundan tuttu fakat bir kaç uğraşının ardından, hemen önünde diz çöken bedenle tutuşunu gevşetti. "Ver bakalım." Adam, nazikçe bileğini kavradı ve ayağını kaslı baldırına yerleştirdi. Gözleri pürüzsüz bacaında gezinirken, bembeyaz tenine kendine ait izler bırakmadığı için fazlasıyla kötü hissetmiş; bakışlarını topuklulara indirmişti. "Gerek yok, ben hallederim." derken bacağını kendisine çekmeye çalışan Jungkook'u durduran alfanın ayak bileğini sıkıca kavrayan koca eli olmuştu. Yeşil gözleri bambi gözleri delip geçerken, omega hakimiyeti ona devretti ve yapacaklarını izlemeye başladı. Alfa topuklunun altındaki topuğunu nazikçe kavrarken, ince bilekteki elinin baş parmağıyla bileğinin arka kısmında tahriş olmuş gibi kızaran deriye siper oldu ve yavaşça ayağından çıkarttı. Çocuk oyuncağıymış gibi kolayca hallettiği bu işe karşı Jungkook ne ara yumuşattığını bilmediği kaşları ve kurumuş damağıyla yutkunmaktan başka bir şey yapamadı. Ama o yeşiller kendisine böylesine masum bir şekilde bakarken, kaşlarını nasıl çatık tutabilirdi ki? "Özür dilerim Jeon." • • • bölüm sonu. taehyung akıllanıyor, görüyorsunuz. teamkook mu teamtae misiniz bilmiyorum ama teamkook olmayan burayı hemen terk etsin. jungkook ne yapsa da haklı. bundan sonrasında olayları nasıl şekillendireceğim hiç bir fikrim yok. ilham verin çabuk.
Bölüm 10
10
Bölüm sonu
3 yorum
teamkook 💪🏻
teamkook 💪🏻
Teamkook
