✮ ⋆ ˚。�� ⋆。°✩ So, boy, forget about the world 'Cause it's gon' be me and you tonight I wanna make you beg for it Then I'ma make you swallow your pride ✮ ⋆ ˚。�� ⋆。°✩ • • • S&M (Sado-Mazoşizm) • • • Alfa topuklunun altındaki topuğunu nazikçe kavrarken, ince bilekteki elinin baş parmağıyla bileğinin arka kısmında tahriş olmuş gibi kızaran deriye siper oldu ve yavaşça ayağından çıkarttı. Çocuk oyuncağıymış gibi kolayca hallettiği bu işe karşı Jungkook ne ara yumuşattığını bilmediği kaşları ve kurumuş damağıyla yutkunmaktan başka bir şey yapamadı. Ama o yeşiller kendisine böylesine masum bir şekilde bakarken, kaşlarını nasıl çatık tutabilirdi ki? "Özür dilerim Jeon." İkilinin gözleri birbirinde kaybolurken, aşağıdan gelen boğuk sesli kahkahalar dışında, ortam fazlasıyla sessizdi. Bu sessizliği bozan ilk kişi ince ayak bileğini adamın kemikli esmer ellerinden kurtaran ve kendisine çeken Jungkook olmuştu. Her zamanki kendinden emin ifadesiyle saçlarını düzeltirken ayaklandı. "Özrüne ihtiyacım yok alfa. Eksik olsun." derken arkasını döndü ve istemsizce içine kaplayan oradan kaçma isteğiyle hızlı adımlarını giyim odasına ilerletti. Tabi Taehyung da çoktan kırdığı dizini düzeltmiş ve arkasından ilerlemeye başlamıştı. "O zaman trip atmayı kes artık. Dengesiz davranıyorsun." Omega arkasında biten alfaya bir hışımla döndü ve kollarını birbirine dolayıp dediğine kıkırdadı alayla. "Trip mi?" Gamzeleri belirginleşti. "İki günlük birisine mi, hadi ama..." "Ben de onu merak ediyorum ya. Neden iki günlük birisine trip atıyorsun omega?" diye gayriihtiyarı çatılan kaşlarıyla ona doğru bir adım atarken, Jungkook da onun kendisini aşmaya başlayan tepkisine karşın bir kaşını havalandırmadan edemedi. "Sen neden iki günlük birisinden özür diliyorsun peki?" Koca gözleri nasıl da kısılmıştı ama. Kıkırdadı alfa alayla. "Kabul ediyorsun yani. Tanrım.. gerçekten de dengesizsin." Omega göz devirerek arkasını dönmüş, sağ köşedeki geceliklerinin asılı olduğu rafa ilerlemeye başlamıştı. Zarif elleriyle onları sürükleyerek incelerken yanıtladı alfayı. "Kabul ettiğimi söylemedim. Ama senin dilediğin özür, yalanlanamayacak kadar açıktı." Gecelikleri arasından beyaz saten bir gömlek ve mini şort takımını seçip inceledi. Şortun kenarlarında ve gömleğin tam sağ göğüs kısmında pembe bir kurdele vardı. Ama bu pek de umrunda olmadı. Tam arkasını dönmüştü ki, Taehyung'un sesi yeniden yükseldi. Bu kez daha ciddi, daha sessiz bir suçluluk taşıyordu: "Yalanlamak istemiyorum zaten. Eşeklik ettim. Bunun farkındayım." Jungkook, onun o "eşeklik" kelimesini kullanmasına istemsizce gülümsedi. Ama yüzünü görmemesi için sırtını dönük tutmayı sürdürdü. Dili her zamanki sivriliğiyle cevap verdi. "Bunu bilmen iyi bir şey tabii. Ama senin eşekliğini tolere edecek biri değilim, alfa." "Biliyorum." dedi Taehyung. "Ama yine de seni o halde bırakmak... ne demeliyim ki? Tabii özrüm senin gururunu okşamak için değil, kendi utancımı taşımamak için." Bir sessizlik oldu. Bu kez Jungkook dönüp baktı. İşte bu söz, Jungkook'un sınırlarını biraz esnetti. Fakat yumuşamışsa benzemiyordu. "Güzel laf." dedi. "Ama odamda daha fazla bulunabileceğine izin vereceğim anlamına gelmiyor." dediğinde Taehyung ellerini ceplerine yerleştirip kıkırdamıştı. "Zaten on dakikadır odandaydım. Normalde çoktan atılmış olmam gerekmez miydi?" Jungkook kaşlarını çattı. "Az kaldı merak etme." "Dakika sayıyorum." dedi Taehyung, omzunu hafifçe silkip arkasını dönerken. "Ama bir sorun var." Jungkook'un gözleri kısıldı. "Neymiş o? Taehyung kapıya yürürken, arkasına dönmeden söyledi. "Pijaman. O kurdalelerle bana trip atamazsın Jeon." Jungkook onun arkasından bakarken yüzüne istemsizce yerleşen gülümsemeyi bastıramadı alfa. Dişlerinin arasından ısırdığı dudak kenarında bir gamze belirdi. Onu kışkırtmak hoşuna gidiyordu. "Defol odamdan." "Onuncu dakika doldu zaten." dedi Taehyung ve kapıyı aralayıp çıkmadan önce omzunun üzerinden bir bakış attı. "Rüya görürsen, ben de içindeyimdir. Şimdiden uyarayım." Kapı kapanırken Jungkook onun arkasından yastık fırlatmakla fırlatmamak arasında kararsız kaldı. Sonunda derin bir iç çekerek geceliğini giydi. "Sen ancak bir kabus olursun." Gömleğini giyinirken dağılan saçlarını elleriyle düzeltti tekrardan iç çekerken. "Gıcık." Ama o iç çekişin içinde hem sinir, hem de başına musallat olmuş bu alfaya karşı fark etmeden büyüyen merak vardı. • • • Güneş, altın sarısı ışıklarını odanın krem perdelerine değdirirken Jungkook, gözlerini aralayarak uyandı. Tavana birkaç saniye boş boş baktıktan sonra, hafifçe burnunu çeke çeke yorganı üzerinden attı. Kuaföre gitmesi gerekiyordu, ama içi hâlâ biraz buruk, biraz da huysuzdu. Dün akşamki sofranın etkisi geçmiş değildi. Taehyung'un gelişi, ailesinin sanki her şey normalmiş gibi davranması... Şımarıklık etmese içi içini yerdi zaten. Kapı aralandı. "Hoseok..." diye mırıldandı Jungkook, sesi hâlâ sabah mahmurluğuyla boğuktu. İçeri başını uzatan genç adam, sevecen bir tebessümle "Günaydın, hazır mısın prenses?" diye sordu alayla. "Hazır mıyım, neye? Bu boktan hayatıma tahammül etmeye mi?" diye homurdandı Jungkook, yastığı fırlatır gibi kenara itti. "Yine ne kadar da hayat dolusun sen öyle." "Kuaföre gideceğim." Hoseok kıkırdadı. "Aa ne kadar da şaşırtıcı. Sanki çok kuaförden çıkıyorsun da." "Alınmadım." diyerek kalktı Jungkook, çekmecesinden takı kutusunu çıkarırken. "Alınmalısın." Hoseok göz kırptıktan sonra odadan çıkarken kapıyı hafifçe çekti. "Kahvaltı hazırlanıyor, haberin olsun." Hazırlanmaya başlayabilirdi. Sabah rutinin ardından aynanın karşısına geçti. Üzerine, kürklü detayıyla göz kamaştıran incecik beline göre dikilmiş jean korsesini ve aynı kumaştan, dolgun kalçalarına tam oturan kürk kenarlı mini eteğini geçirdi. Aynı tonlarda topuklu kürklü botlarını da giydiğinde görüntüsüne karşı duyduğu memnuniyet, dudaklarında belli belirsiz bir sırıtışla kendini gösterdi. Üstüne fur çantalı kombinini de tamamlayınca, vanilya kokusunu sürmeyi ihmal etmedi. Yemek salonuna indiğinde gözlerinin içine bakan anne ve babasına tek kelime etmemişti. Annesi Bayan Jeon, yüzünde sevecen ama şaşkın bir ifadeyle ona baktı. "Günaydın, Jungkook. Kahvaltı etmeden çıkmayacaksın, değil mi?" dedi, hafif endişeyle. "Bilmiyorum," dedi Jungkook burun kıvırarak. "Belki açlıktan bayılırım, belki de dışarıda birileri bana kahve ısmarlar." Babası Bay Jeon, gözlüklerinin üzerinden oğluna bakıp kısa bir kahkaha attı. Ardından elini uzatıp oğlunu kolundan tuttu ve yavaşça kucağına çekti. "Ah benim huysuz kuzum." Yanağına kocaman bir öpücük kondurdu. "Dün akşamdan beri surat asıyorsun. Ne zaman affedeceksin bizi?" "Bilmem." Jungkook suratını çevirip kucağından kalktı. "Bugün değil gibi." Bayan Jeon hafifçe başını sallayıp gülümsedi. "Sinirliyken bile çok tatlısın annesinin yavrusu." O anda yemek masasını kurmakta olan Bayan Jung, ona nazikçe yaklaştı. "Size de bir tabak açıyorum küçük efendi. Ne isterdiniz?" "Hayır, teşekkür ederim," dedi Jungkook, kırılgan bir naziklikle. "Canım istemiyor." El çantasını omzuna taktıktan sonra salondan çıkarken, içeride kalanların gözünde sadece huysuz bir prenses değil, her şeye rağmen sevilmeye doyamayan bir çocuk kalmıştı. Malikanenin taşlı ön bahçesine çıktığında gözleri hemen arabasını aradı ama onu bulamasa da çok daha farklı bir manzarayı yakalaması uzun sürmedi. Gözlüklerini burnunun ucuna indirip göz kırpan Taehyung, siyah Lamborghini'sine kalçasını yaslamış, siyah deri ceketiyle oldukça havalı bir şekilde duruyordu. Gözlüklerinin ardındaki bakışlar, Jungkook'un her detayını izliyordu. Uzun bacaklarından şekilli vücuduna, ardından güzel yüzüne ve her zamanki şekilli buklelerine değen yeşil gözler adeta kararmıştı. "Ne işin var senin burada?" dedi Jungkook, bıkkın bir nefes verirken. Taehyung'un dudaklarının kıyısında yavaşça yayılan o bıktırıcı sırıtış, yakıcı güneşten bile daha sinir bozucuydu. "Evleneceğim omega, böylesine cezbedici görünürken onu yalnız bırakabileceğimi düşünmüyordur umarım." Jungkook'un elindeki çantayı vurgular şekilde sallaması, göz devirerek ona döndüğünü belli etti. "Yalnız bırakmakta fazlasıyla iyisin oysaki." diye ima dolu bir gülümseme sunarken, alfa bıkkın bir nefes verdi. Lakin tripli tavrına aldırmamaya karar vermişti. Gözlüğünü çıkarttı ve katladı. "Geçen sefer özür diledim diye hatırlıyorum. Üstelik hâlâ o özrün faydasını göremedim." "Çünkü görmeyi hak edecek bir şey yapmadın." Jungkook arkasını döndü. "Yalnız gidiyorum." Alfanın yüzü şok olmuş gibi kasılırken ellerini ağzına götürdü. "Şaka gibi. Kin tutmuşsun resmen." "İki günlük birisine kin tutmam, Kim. Buna değeceğini sanmıyorum." dedi Jungkook sivri bir dille ama gözleri hafifçe kaçmıştı. Taehyung hafifçe eğilerek göz hizasına geldi onun. "Ağzın cidden de iyi laf yapıyor." diye bir kaç gün öncesine göndermede bulunurken arabasının kapısını omega için açmıştı. Jungkook bu göndermeyi anlasa da göz devirmekle yetindi. Cevap vermedi, sadece başını hafifçe başka yöne çevirerek bindi arabaya. Kemerini bağlarken bile ciddiyetini korusa da, gözlerinin kenarında, dudaklarının kıyısında ince bir memnuniyet titriyordu. Taehyung da direksiyona geçerken gülümsedi. "Bu arada..." dedi motoru çalıştırmadan önce. "Gerçekten harika görünüyorsun. Biraz fazla harika hatta." "Bana bilmediğim bir şey söyle." • • • bölüm sonu. umarım bölümü beğenmişsinizdir. etkileşimsiz geçiyorsunuz harbili sinir oluyorum, şunu halledin lütfen. bu arada bölümde kook'un koku şöyleydi.
Bölüm 11
11