• • • S&M (Sado-Mazoşizm) • • • Gidene kadar Taehyung'a sunduğu manzaranın da bi o kadar farkındaydı. Ama yarattığı katliam için aynı şey söylenemezdi. Keza adamın zihnine kazınan minicik eteğinin dar olması nedeniyle belirgin olan dolgun kalçalar, sütun bacaklar ve en çok dikkatini çeken incecik bel adamın zaten dimdik olmuş erkekliğinin sızdırmasına neden olmuştu. "Sanırım biraz izin alsam iyi olacak." Tuvalette ufak bir işi vardı. • • • "Hoşgeldiniz küçük efendi." "Hoşbulduk Bayan Jung." Omega kendisini kapıda karşılayan yaşlı kadına içtenlikle gülümsedikten sonra kendisine uzatılan ellere nazikçe çantasını verdi. O anda hızlı adımlarla kendisine gelen arkadaşına doğru kaşlarını çatmış ve endişesini anlamlandırmaya çalışmıştı. Hoseok ellerini önünde birleştirip saygıyla eğildikten sonra endişeli gözleriyle küçük efendisine baktı. "Jungko- Küçük efendi..." Kollarında Jungkook'un çantasını yerleştiren yaşlı annesini fark edince hemen düzeltti kendisini. "Neredeydiniz?" Annesi ona ne diye küçük efendiden hesap soruyorsun der gibi gözlerini büyütünce yüzünü eğdi ve düzeltti tekrardan kendisini. "Yani... Bay ve Bayan Jeon çok sinirli efendim. Bir sorun yok değil mi?" Jungkook Bayan Jung yüzünden Hoseok'un bu kadar gerildiğini anlayınca kendilerine arkası dönük olan kadına ufak bir bakış attı ve bir anda arkadaşının kolunu tutup hızlı adımlarla daha az kullanılan koridora doğru ilerleyip en tenhasına çekti. "Babam bir şey dedi mi?" Kaşlarını çatmış, göz bebekleri titremişti adeta. Hoseok onun bu tepkisiyle daha da gerilirken kafasını sakladı olumsuz anlamda. "Hayır ama sofrayı hazırlarken Bay ve Bayan Jeon'un tartıştıklarını duydum. Bay Jeon çok sinirliydi, Bayan Jeon ise onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Şu an yemekteler ama hala sinirli duruyor." "Sikeyim ya." Omega elini buklelerine götürdü ve kulağının arkasına götürdü sinirle nefes çekerken. "Sen neredeydin? Sabahtan beridir arıyorum arıyorum açmıyorsun. Biliyorsun da bugün Bay Kim ve oğlunun geleceğini-" "Partideydim." derken yüzünde orda olanların hatırlattığı bir gülümseme oluştu koca gözlü omeganın. Dilini dudaklarında gezindirdi. "Az kalacaktım gerçekten ama... Tanrım. Onu bir görsen..." "Kimi?" diyen Hoseok'un yüzünde de gülümseme oluşurken, arkadaşının aşk hayatına alışmış görünüyordu. Yargılamıyordu bile. Omega kıkırdadı. "Barmen." Hoseok bıkkınlıkla dudaklarını aralayıp nefesini verdi. "Bir barmen kalmıştı gerçekten Jungkook." "Ama o kadar seksi ki... Ona kartvizitimi verdim." Kıkırdadı kızıl saçlı olan. "Ah... Cidden." Sonra aklına gelen detayla gülümsemesi duruldu. "Ya Bogum? O salak bir şey demedi mi?" Jungkook yüzünü yana eğerken, gözlerini kısarak kafasını iki yana salladı. "Sence bir şey diyebilir mi?" Ses tonu ne de güzeldi ama. Hoseok onu sen ne fenasın der gibi süzerken, Jungkook da o salağın adı anılınca aklına gelen detayla iç çekti. "Ayrıldım zaten." "Neden? Bir şey mi oldu?" Dört oda ilerideki yemek salonundan gelen kahkaha sesleriyle ikisinin de odağı dağıldı ve Jungkook şu anda konuşmakla zaman kaybettikçe babasının ve annesinin sinirlerinin artacağına emin olduğundan kısa kesti. "Sonra anlatırım, uzun hikaye." Hoseok kolundaki tüm çalışanlarda bulunan saatin kısa bir bildirim göndermesinin ardından gerginlikle dudaklarını dişledi ve alarmı durdurdu. "Artık yemeğe gitsen iyi olur. Yoksa Bayan Jeon hem seni hem de adına yalan söylediğim için beni kıtır kıtır doğrar." Jungkook duyduğuyla kaşlarını kaldırıp dudaklarını o şekline getirdi. "Ne? Ne dedin?" Hoseok her ne kadar yalan söylemekten nefret etse sırf arkadaşı yakalanmasın diye söylemek zorunda kaldığı için yüzünde rahatsız bir ifadeyle yanıtlıyordu. "Bir de gülüyorsun... Bir sonraki maçın için antrenman yaptığını söyledim." Jungkook ise dudaklarını birbirine bastırmış, arkadaşına sarılıp yanaklarına öpücük kondurmuştu. "Sen varya..." Tekrardan sesli bir öpücük kondurdu. "Bir tanesin." "Hm hm öyleyim. Hadi git artık." Omega dudaklarını büzdü yalandan bir üzülmeyle. "Aşk olsun Hobie." "Olmuş zaten." diye bıyık altından gülerken o barmen çocuktan bahsettiğinin ikisi de farkındaydı. Ve bu konunun tekrardan açılacağını ve üzerine Jimin'i de çağırıp dedikodu gecesi yapacaklarının da bir o kadar farkındalardı. Ama şu anlık Jungkook'un yemeğe, Hoseok'un da mutfağa kaçması lazımdı. Hoseok zaten koşar adımlarla onun yanından ayrılırken Jungkook da, arkadaşının aksine koşmasa da hızlı adımlarla yemek salonuna ilerlemişti. Kapıdan girmeden önce ise gergin bir nefes verirken, saçlarını düzeltti ve yüzüne yalandan rahat bir gülümseme yerleştirdi. "İyi akşamlar!" Yüzündeki samimiyeti fazlasıyla yapmacık duran gülümsemesiyle kıvırta kıvırta masaya ilerlerken, misafirlerin nazik gülümsemesinin ardında annesi ve babasının bacaklarını kıracak gibi olan bakışlarını görmezden gelmeye çalıştı. Biliyordu ki annesi de babası da mükemmel insanlardı ve yumuşak, nazik ve anlayışlılardı. Ama durmadan yaramazlık yapan bir oğulları varken bu sakinliği korumak pek de kolay olmuyordu. "Hoşgeldin." Annesi neyseki, sonunda der gibi rahatlamış bir nefes verirken elini boş olan koltuğa yöneltti ve oturmasını işaret etti. O sırada hazırda bekleyen Uşak küçük efendisinin koltuğunu çekerek bekledi. Jungkook ona teşekkür eder gibi gülümsedikten sonra yerine yerleşti ve güzel gözleriyle masayı inceledi. Üzerindeki bakışlardan bihaber. Herkes sessizce ona bakarken, omega zarif elleriyle bıçağını ve çatalını almış ve tabağına doldurulan bifteğini dilimlemeye başlamıştı bile. Krem şantili kokteylin üzerine pek olmayacaktı ama açlıktan gebermek üzereydi. "Oğlum..." Babası hemen yanı başına oturan oğluna yüzünü eğdi ve uyarıcı bir gülümseme takındı. "Misafirlerimize hoşgeldin demeyecek misin? Bak..." derken elini masanın uzun kenarının en ucundaki genç alfaya uzattı. "Seokjin döndü sonunda." Seokjin'in yüzünde Jungkook'u bilip tanıdığı için diğerlerinin aksine oldukça ifadesiz bir mimik vardı. Sadece önündeki yemeğin tadını çıkartıyordu. Duyduklarıyla tam olarak ağzına götürdüğü çatalı tutan elini durduran omega, çatalını indirmiş ve gözleri masasındayken yutkunmuştu. Boğazını temizlerken gülümseyerek Bay ve Bayan Kim'e ve alfa oğullarına döndü. "Hoşgeldiniz. Görmeyeli ne kadar da değişmişsiniz Bayan Kim." Kadın nazik bir gülümseme sundu ve peçeteyle dudaklarını sildikten sonra yanıtladı. "Teşekkür ederim Jungkook. Saçlarımın rengini açmak bana iyi geldi." Omega dilimi dudaklarına gezindirip kaşlarını kaldırdı ve kıkırdadı. "Saçlarınızı değil fiziğinizi kestediyordum." Annesinin tam şarabını yudumladığı an duyduğu sözler kırmızı sıvının boğazına takılmasına neden oldu. Gözlerini büyütüp masa altından oğlunun bacağına hafifçe vurdu. Jungkook ise dudaklarını büküp ne ama haklıyım der gibi omuz silkti. Kadın ise dudaklarıyla sus diyordu. Tabi annesi ve Bayan Kim gibi masadaki herkes şok geçirse de kenardaki genç alfanın kıkırdamasıyla herkesin odağı ona döndü. Tabi bakışlar kendisine dönünce Seokjin de hemen ifadesini toparlamış ve elini kravatına götürüp düzeltmişti. Ortama sessizlik çökünce sessizliği bozan ilk kişi Bay Jeon'un tam da karşısındaki masanın kısa kenarında duran Bay Kim oldu. "Seokjin'imiz de askerden geldiğine göre... artık şu işleri halletsek diyorum Jeon." diye doğrudan ortağına konuştuğundan akıllar karışmış gibiydi. Evet, herkes neyin kastedildiğinin farkındaydı ama Jungkook bir umut başka bir şey olması adına sessizliğini bozmuştu. "Hangi işler acaba Bay Kim? Umarım düşündüğüm şey değildir." diye yapmacık bir kahkaha atarken, Seokjin ile göz göze geldiler ve ikisi de birbirine ne bakıyorsun der gibi kafa salladılar. Bay Kim ise hala gülümsemeye devam ediyordu. Elini hemen yanı başındaki oğlunun omzuna koyup sıvazladı. Seokjin ise yapmacık bir şekilde sırıtıyordu. Burada bulunmaktan hiç hoşnut olmadığı kesindi. "İkiniz de büyüdünüz. Kaç senedir bu gün için onlarca kez konuştuk. Ama artık bir şeylere kesinlik getirmenin zamanı geldi." Genç omega ve genç alfa gözlerini kocaman büyütüp birbirlerine baktıklarında resmen Tanrı'larına yalvarıyorlardı. Ama sadece bu iş yalvarmayla olmayacak gibiydi. "Olmaz!" diye çıkışan ilk kişi Seokjin olmuştu. Tabi tekrardan herkes ona dönünce sesinin tonunu ayarladı. "Yani... olmaz. Biz kardeş gibi büyüdük biliyorsunuz. Hem daha geçen gün ne konuştuk hatırlamıyor musun baba?" Adam hala yüzünde gülümsemesiyle bakıyordu oğluna. "Evet, hatırlıyorum. Bu yüzden bu konuya açıklık getirmek istedim." Bay Jeon'un ilgisini çekmiş olmalı ki ellerini birbirine değdirip ovuşturdu. "Dinliyorum Kim." Bay Kim ise yerine biraz daha yerleşti. "Seokjin'imizin bir ilişkisi varmış. Bu yüzden onları zorlamaya gerek olduğunu düşünmüyorum. Sonuçta hep beraber büyüdüler." Bunu duyan Jungkook elini şaşkınlıkla dudaklarına götürdü ve gözlerini Seokjin'e götürdü. Resmen gözleriyle aşk olsun, neden benim haberin yok diyordu. Ve Seokjin de ona göz devirirken sanane bücür diyordu. Tabi ikisi de işine geldiği gibi anlıyorlardı. "Ama şirketleri birleştirmek için bir izdivaçın gerektiğinin ikimiz de farkındayız. Ertelemenin lüzumu yok." diyen Bay Jeon'a koca gözlü oğlu bacağına ayağını vurup tepki göstermişti. Adam ciddi ifadesini koruyamadan bacağını ovuşturunca kaşlarını çatıp oğluna baktı. Dudaklarıyla baba ne yapıyorsun ya! diyordu. "Tabiki farkındayım. Ama dediğim gibi Seokjin ve Jungkook birbirlerine ayrı bir gözle bakamazlar." diyen Bay Kim'e yöneldi bu sefer bakışlar. Adam tüm ağız gülerken Jungkook ve Seokjin de rahatlamış bir gülümseme takınmışlardı yüzlerine. Evet Seokjin rahatlamalıydı ama görünen o ki Jungkook için... biraz erkendi. "Bu yüzden bu izdivaç için küçük oğlum Taehyung ile konuşacağım." • • • bölüm sonu. bu bölüm taehyungie yoktu:( ve yetismedigi icin textingi de koyamadım. ama diğer bölüm genellikle texting olacak umarım. Ve neyseki bölümü istediğim gibi yazabildim. sanki yaz dizisi izleyip de yazmısım gibi düsünmeyin, zaten kitabı yazmadan önce de olaylara bu şekilde yol cizecektim. umarım sacma sapan gelmemistir cünkü cidden kötü hissederim bir sonraki bölümde görüşmek dilegiyle.
Bölüm 4
4
Bölüm sonu
2 yorum
uykum geldi der taehyunglu sahneler icin bekliyouum
wuhuu ilk yorummm

