İçeriğe geç

SANCI

Bölüm 5 · 5 dk okuma

SANCI

Bölüm 5

Bölüm 2

4 Sene Önce, 27 Eylül 1987

Ayperi’nin Ağzından:

Topuklu ayakkabılarımızın tıkırtıları fabrikanın geniş duvarlarında yankılanıyordu. Kız kardeşim Buket ve ben babamın arkasından yürürken ara ara birbirimize bakıyor, sessizce gülüşüyorduk.

”Biliyorsunuz ki bu sene fabrikaya çelikhane bölümü eklendi.” Babam aniden durduğunda biz de durduk. Arkasına döndü ve bize umutsuz gözlerle baktı. “Muhtemelen bilmiyorsunuz.”

Bilmiyorduk.

Dudaklarımı aralayıp bir şeyler diyecektim ki derin bir nefes verdi ve arkasını dönüp yürümeye başladı. “Yeni makineler, yeni işçiler ve yeni bir iş.”

Fabrikanın şu ana kadarki yürüdüğümüz kısmı serin sayılırdı ancak birden sıcaklamaya başlamıştım. Elimle üstümdeki elbisenin kumaşını bedenimden uzaklaştırarak biraz olsun sıcaktan kaçmaya çalıştım. Fakat nafile, sıcaklık gitgide artıyordu.

”Sizden tek istediğim ben çelikhaneyi gezerken sessizce arkamda durmanız. Yeni işçiler patronu ve gelecekteki olası patronlarını görmeliler.”

Babam ilerde fabrikanın yönetimini Buket veya bana bırakmayı düşünüyordu. Bize fikrimizi sormamış, kendi aklından planlarını çoktan yapmıştı. Oysa ne ben ne de Buket bir fabrikayla uğraşmak istiyorduk. İkimizin de ilgisini farklı alanlar çekiyordu.

Dev bir kapıya yaklaştığımızda alnımdan boynuma ter damlaları süzülüyordu. Buket de benim kadar terledi mi diye bakmak için ona döndüğümde elinde bir yelpazeyi kendine doğru salladığını gördüm.

“Biraz bana da yapsana,” diye fısıldadım ona doğru yaklaşıp.

“Hiç yapamam valla kusura bakma, buharlaşmak üzereyim,” diye fısıldadı ve benden uzaklaşarak babama yaklaştı.

“Gıcık!” diye sitemle kendi kendime fısıldadım ve Buket’le babamın önünde durduğu dev kapının önüne geldim.

”Kapının tam önünde durmanız yeterli, ben dolaşıp işçileri kontrol edeceğim.” Babama başımızı sallayarak onay verdik.

Dev kapı açıldığında yüzüme çarpan sıcak hava dalgasından dolayı gözlerimi kıstım. İçeride, kapıdan uzak kısımda kocaman kazanlar vardı. Kazanların orada büyük alevler görüyordum. Sanırım çeliğin eritildiği yer burasıydı.

Babam içeriye geçtiğinde üstünde koruma kıyafeti, başında baret olan bir adam onun yanına geldi. O adamın arkasından aynı şekilde giyinmiş birçok çalışan babamın çevresine geldi.

“Biz ne diye buradaysak! Ne güzel arkadaşlarımla kahve içmeye gidecektim!” Buket’in mızmızlanmasını dinlerken bir yandan içeriyi inceliyordum.

”Abartma Buket,” diye mırıldandım. O esnada gözüm baretini çıkarıp kapıya doğru yaklaşan çalışana kaydı.

Adam tam kapıdan çıkarken göz göze geldik. Ürperdiğimi hissettim. Hem çok tanıdık hem de çok yabancı bir his tüm bedenimi çepeçevre sardı.

O an Cihan’ı ilk gördüğüm andı.

Günümüz

Cihan çok normal bir durumun ortasındaymışız gibi birkaç adım daha atıp karşıma dikildiğinde tepkisiz gözlerle ona bakıyordum.

“İyi olduğunu gözlerimle görmem gerekiyordu.”

Engin bir elini omzuma koyup beni kendisine yaklaştırdı. Cihan gözleri bir saniyeliğine omzumdaki Engin’in eline kaydı.

“İyiyim,” dedim. Sesim yalan söylediğimi kanıtlarcasına sessiz çıkmıştı.

“Yardımın için tekrar teşekkür ederim, Cihan.” Engin duruma el attığı için minnettardım. “Ayperi bayıldığında Cihan oradaymış. Onu apar topar hastaneye götüren kişi o.”

Engin ailelerimize bakarak açıklama yaptığında boğuluyormuş gibi hissetmeye başladım. Yaşadığım, kaybım, bulunduğum durum hepsi bir anda birleşip boğazıma çökmüştü sanki.

“Ben yukarıya çıkıyorum,” diyip Engin’den uzaklaştım. Engin’in bir şey demesini beklemeden yürümeye başladım. Cihan’ın yanından geçerek merdivenlere yöneliyordum ki eliyle hızlı ancak nazikçe bileğimi tuttu. Şaşkınlıkla ona döndüğümde, “kaybın için çok üzgünüm,” diye fısıldadı. “Başın sağ olsun.”

Boğulma hissi boğazımdan inip kalbime çökmüştü. Sanki tonlarca ağırlık birleşmiş, göğüs kafesimi patlatmaya çalışıyordu. Ne zaman dolduğunu anlamadığım gözlerimden yaşlar süzüldüğünde, “sağ ol,” diye fısıldadım ve hızlı adımlarla merdivenlere yöneldim.

**********

Yazarın Ağzından:

Ayperi merdivenleri tırmanmaya başladığında Engin hiçbir şey demeden arkasından hızlıca ilerledi. Cihan arkasını dönüp gidecekti ki Hikmet Bey’in öfkeli sözleri onu durdurdu.

“Ne işin var senin burada?! Kızlarıma çektirdiklerin yetmedi mi?! Bir de yüzsüzce kocasının evine geliyorsun! Yardımını ettiysen ettin, bitti!”

Cihan’ın gözleri önce Buket’i buldu, ancak karşılığını alamadı. Buket başını yere eğmiş, stresle parmaklarıyla oynuyordu. Cihan ona tiksinen bir bakış attıktan sonra Hikmet Bey’e döndü.

”İyi olduğundan emin olmak istedim.” Sesi hep olduğu gibi kendinden emindi.

”Onu görmek istedim diyemiyorsun da!” Hikmet Bey’in öfkeli bağırışı salonda yankılandı. Ortada neler döndüğünü anlamayan Mehmet Bey ve Aysun Hanım şaşkınlıkla birbirlerine bakarken Arzu Hanım kızı Buket’e destek olmak için ona sarılmıştı.Beliz ve Doğan’ın da başı yere eğikti.

Cihan bir adım öne doğru attı. “Onu görmek istedim.” Bir adım daha attı. “Nasıl olduğunu kendi gözlerimle görmek istedim.” Bir adım daha attı. “İyi olduğunu bizzat kendi sesinden duymak istedim.”

Hikmet Bey’in gözleri öfkeyle açıldı ve Cihan’a saldırmak üzere hışımla gidiyordu ki Mehmet Bey ve Doğan onu durdurdular.

“Yüzsüz herif!” diye bağırdı Hikmet Bey.

“Hikmet dur!” Mehmet Bey elleriyle Hikmet Bey’i göğsünden tutarken bağırdı.

Cihan bir adım daha atıp Hikmet Bey’e yaklaştığında Doğan yalvarırcasına Cihan’a baktı. Ancak bu Cihan’ın umrunda değildi.

“Ben Ayperi’ye yanlış hiçbir şey yapmadım.” Cihan gözlerini öfkeden deliye dönmüş gözlerden çekip Buket’e baktı. “Senin kızın yaptı.” Parmağını Buket’e doğru uzattı. “Senin kızın yüzünden…” Cümlenin devamına birçok şey sığdırmak istedi ancak bulunduğu konumu ve şartları hatırladı. Ayperi evli ve sen onun kocasının evindesin. Aklına gelen tüm sözleri yuttu. Parmağını indirdi ve arkasını dönüp hızlıca evden çıktı.

Öfkeyle ve ondan daha baskın bir acıyla kendi evine doğru yürümeye başladı. Kendi kapısına yaklaşmıştı ki duyduğu ancak kelimelerini seçemediği konuşmayla istemsizce başını yukarıya doğru kaldırdı. Yukarıda, o beyaz evin geniş balkonunda gördüğü manzarayla sertçe yutkundu.

Ayperi, başını Engin’in omzuna koymuştu. Engin bir eliyle Ayperi’nin saçlarını okşuyor, başını ona doğru eğerek bir şeyler söylüyordu. Cihan sertçe yutkundu. Bu anlara şahit olmak istemiyordu aslında ama bir tarafı da Ayperi’yi öyle çok özlemişti ki gözlerini ondan hiç ayırmak istemiyordu. Engin, Ayperi’nin başına öpücük kondurduğunda Cihan ellerini farkında olmadan yumruk yaptı. Özlemi hissettiği acıya üstün geliyordu, ona kalsa sonsuza kadar onu izleyebilirdi ancak Engin’in veya evden çıkan birilerinin onu böyle görüp sonrasında Ayperi’nin başını ağrıtmasını istemiyordu. Bu yüzden usulca gözlerini indirdi, arkasını döndü ve evine geçti.

Ertesi Gün:

Ayperi tüm gece uyuyamamıştı. Engin onun iyi hissetmesi için onunla birlikte tüm gece ayakta kalsa da sabaha doğru uyuyakalmıştı. Ayperi onun uyumasına sevinmişti, çünkü ne kadar yanında olmak istemesini anlasa da şu an ona yardımcı olabilecek herhangi birisi yoktu. Yardım edilebilecek bir konu da yoktu zaten. Olan olmuştu.

Ayperi sabahlığını üzerine geçirip usul adımlarla aşağıya indi. Dün Engin tüm çalışanlara birkaç günlük izin vermişti, dolayısıyla evde ikisinden başka kimse yoktu. Çıplak ayakları zemine basarken üşüdüğünü hissetti. Kendisine sıcak bir kahve yapıp içini ısıtacak ve huzur bulduğu denizi izleyecekti.

Kahvesi hazır olduğunda kupayı aldı ve salon tarafına doğru yürüdü. İçine düşen merak duygusuyla yan evi gören penceresine doğru yaklaştı. Kimse gözükmüyordu. Zaten sabahın bu saatinde ne görmeyi bekliyordu ki? Tam pencereden uzaklaşacakti ki evin kapısının önünde bir hareketlilik gördü. Üstünde siyah uzun bir kürk olan kadın evden çıktı. Uzun kahve dalgalı saçlar kürkün üstünden salınıyordu. Ayperi gözlerini kısıp kadını incelemeye devam ederken kadın birden arkasına doğru döndü. Gördüğü yüz ile Ayperi elindeki kahve kupasını yere düşürdü.

Üstüne dökülen sıcak kahve ile acıyla inleyen Ayperi gözlerini hala pencereden alamıyordu.

Cihan’ın evinin kapısında olan kadın, kız kardeşi Buket’ti.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.