İçeriğe geç

SANCI

Bölüm 4 · 5 dk okuma

SANCI

Bölüm 4

Bölüm 1

Ayperi’nin Ağzından:

Hiç hoşlanmadığım o kokuyu alıyordum. Hastane kokusunu. Gözlerimi açıp çevreme bakınmak istedim ancak göz kapaklarımın üstünde tonlarca ağırlık varmış gibiydi, yerlerinden kıpırdamadılar. Dudaklarımı aralayıp birkaç cümle kurmak istedim ancak birkaç rahatsız homurtu çıkarmaktan başka bir şey yapamadım. Kendimi çok bitkin hissetsem de son bir gayret bu sefer vücudumu hareket ettirmeye çalıştım. Bu sefer de kasıklarımda hissettiğim keskin ağrı ile acıyla inledim.

Bilincim öyle bulanıktı ki neyim vardı veya neden buradaydım sorgulayamıyordum. Tek istediğim bu nefret ettiğim kokudan uzaklaşmaktı.

‘’Ayperi,’’ diye bir ses duydum sol tarafımdan. Ses pürüzlü ve kısıktı. İstemsizce başımı sola çevirerek sese yaklaşmaya çalıştım. ‘’İyi olacaksın.’’ Olacak mıydım?

Devamında birkaç kişinin daha konuşmalarını duydum ancak kelimeleri seçemedim, sanki cümleler birbiri arkasında koşup zihnimin arkasına yuvarlanıyorlardı. Göz kapaklarımda var olan ağırlık daha da arttığında direnmekten vazgeçtim ve kendimi uykunun kollarına teslim ettim.

**********

Saçlarımda bir el geziniyordu. Kimin eli olduğunu tahmin etmem zor değildi. Dudaklarımda minik bir tebessümle gözlerimi araladığımda Engin’i –eşimi- gördüm. Yüzü yüzümden bir karış uzaklıkta, koyu mavi gözleri gözlerimdeydi. Gözlerinde gördüğüm acıyla farkındalık ve hatta gerçeklik zihnime doldu. Yaşananları, nerede olduğumu kavradım. Ellerim beyaz bir örtüyle örtülen bedenimde ezbere bir hareketle karnımı buldu.

‘’Bebeğim,’’ diye bağırdım, farkında olmadan. Korku yüreğimi kaplamış, umut gözlerimden Engin’in gözlerine köprü yapmıştı. ‘’Bebeğimiz, iyi değil mi?’’

Engin’in gözlerinin çevresi kızarıktı. Çok beyaz tenli bir adamdı ve en ufak gözünü kaşısa bile gözleri ve göz çevresi kızarırdı. Ağlamaktan değil kaşımaktan kızarmış olmalıydı gözü, aksi olamazdı. ‘’Engin cevap versene!’’ Yattığım hastane yatağından doğrulmaya çalışırken kasıklarımda hissettiğim acıyla gözlerimden yaşlar dökülmeye başladı.

‘’Engin cevap ver n’olur!’’ Yaşlar sel olmuş, yüzümden boynuma akarsular çizerken hıçkırarak ağlamaya başladım. Engin hiçbir şey demeden bana sarıldığında hıçkırıklarım arttı.

Küçük bebeğimi koruyamamıştım.

Henüz 8 haftalık küçücük bir bebekti ve ben onu koruyamamıştım.

‘’Çok üzgünüm,’’ diye fısıldadı Engin. Ses tonundan onun da ağladığını anlamıştım.

Hiçbir zaman kokusunu duyamayacaktım. Hiçbir zaman onu emziremeyecek, küçücük eliyle serçe parmağımı tutuşunu izleyemeyecektim. Hiçbir zaman gülüşünü göremeyecek, ağlamaması için şekilden şekile giremeyecektim.

Hiçbir zaman kız mı erkek mi olacak onu bile bilemeyecektim.

‘’Koruyamadım onu.’’ Hıçkırıklarım azalmış, sesim artık bir fısıltıya dönüşmüştü. Hissettiğim acı öyle çoktu ki konuşmayı geç nefes almaya bile gücüm kalmamıştı. Her bir noktam uyuşmuş gibiydi.

‘’Senin suçun değil.’’ Engin yüzünü saçlarımın arasından çıkarıp yüzümle aynı hizaya getirdi. Bir eliyle yanağımdaki gözyaşlarını silerek kaşlarını kaldırdı ve güven veren sesiyle konuştu. ‘’Duydun mu beni? Senin suçun değil.’’ O bu ses tonuyla her konuştuğunda ben ona inanırdım ancak bu sefer inanamıyordum. ‘’Bazen çok küçük bebekler hayata tutunamaz.’’ Gözyaşlarımı silen eli bu sefer yanağımı okşamaya başladı.’’Ve bunun sorumlusu ne anne ne de babadır. Bunun sorumlusu hiç kimsedir.’’

Engin hep mantıklı ve doğruyu söyleyen bir adam olmuştu. Çoğu şeyde de yanılmazdı. Ancak bunda yanılıyordu, çünkü bilmediği şeyler vardı.

O akşam neden karnıma sancı girdiğini, neden küçük bebeğimin benden kopup gittiğini bilmiyordu. Bilseydi ki eski defterden bir sayfa ansızın çizdi yüreğimi, sızısı da bedenimden kopardı bebeğimi yine aynı düşünür müydü? Düşünmezdi. O zaman sorumlunun ben ve beni kesen o kağıt parçası olduğunu anlardı.

Kalbim yetmedi, bebeğimi de söktün aldın benden.

**********

Yazarın ağzından:

Engin’in arabası beyaz, iki katlı lüks evlerinin garajına girdiğinde evde onları bekleyen aileleri ayaklandı. Ayperi’nin annesi Arzu Hanım direkt kapıya doğru yönelirken, kardeşi Buket ve babası Hikmet Bey sadece ayağa kalkmakla yetindiler. Engin’in babası Mehmet Bey ve annesi Aysun Hanım, Arzu Hanım’ın hemen arkasından kapıya doğru yöneldiler. Ayperi’nin yakın arkadaşları Beliz ve Doğan ailelere öncelik tanıyarak kapıdan biraz uzağa geçtiler. O esnada Ayperi ve Engin arabadan inmiş, kapının önüne gelmişlerdi.

Engin zile basmak için elini kaldırdığında kapı çoktan açılmıştı.

‘’Anneciğim!’’ diyerek direkt kızına atılan Arzu Hanım ile Ayperi geriye doğru sendeledi. Zaten ayakta kalacak dermanı yoktu.

Arzu Hanım kızına sıkıca sarıldıktan sonra birazcık geriye doğru çekildi. Ayperi’nin aynısı olan mavi gözleri dolu dolu bakıyordu. Manikürlü elleri karşısındaki soluk, çökmüş yüzde gezindi. ‘’Ben çok üzgünüm,’’ diye fısıldadı. Kızının ölü gibi bakan gözleri karşısında gözlerinden yaşlar boşalmaya başladı.

Engin şaşkınlıkla önce Arzu Hanım’a, sonra onun arkasında sıralanan annesi ve babasına baktı. Ayperi kayıplarını şu an ailelere söylemek istemediğini, yası kendi içinde yaşamak istediğini söylediği için Engin ona saygı duymuş ve kimseye haber vermemişti. Öyleyse onların nereden haberi olmuştu?

Ayperi bir adım geri çekilip annesinden uzaklaştığında Engin duruma el atması gerektiğinin farkına vardı.

‘’Hava soğuk, içeri geçelim.’’

Arzu Hanım başını hızlı hızlı sallayıp içeri doğru yöneldiğinde Engin sıkıntılı bir nefes verdi. Elini nazikçe Ayperi’nin omzuna koyup ona yaklaştı. ‘’Merak etme, onları göndereceğim.’’ Ayperi başını sallayıp içeriye doğru yürüdüğünde Engin de arkasından yürüdü ve beyaz evin siyah kapısı kapandı.

Geniş salona geçerlerken evdeki herkes suspus olmuştu. Ayperi sessizce üçlü krem koltuklardan birinin en kenarına oturmuş, Engin de onun hemen yanında yerini almıştı. Engin’in yanına Arzu Hanım oturmuş, yaşlı gözlerle kızına bakıyordu. Beliz, Ayperi’nin oturduğu koltuğun yanındaki tekli koltuğa oturmuş dudaklarını kemirirken, eşi Doğan da Beliz’in oturduğu koltuğun kol dayama kısmına yaslanmıştı. Hikmet Bey, Buket, Mehmet Bey ve Aysun Hanım da Ayperi’nin karşısındaki koltuklara oturmuş, sessizce onu izliyorlardı.

Yas ve acının getirdiği sessizlik herkesi içine hapsetmişti. Ayperi en azından ağlıyor olsa ona teselli için sarılıp birkaç cümle söyleyebilirlerdi ancak Ayperi öyle sessiz, öyle durgundu ki bu durum karşısında ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Yanlış bir şey söylemek, onu daha fazla üzmek istemiyorlardı.

Sessizliği bozan Engin oldu.

‘’Geldiğiniz için teşekkürler ama şu an teselli alacak durumda dahi değiliz.’’ Tok sesi kırık beyaz duvarlarda yankılandı. ‘’Sizden biraz müsaade istiyoruz, anlayışla karşılayacağınıza eminim.’’ Lafını bitirdikten sonra gözlerini salonda oturan herkeste gezdirdi. O gözlerde yalnızca rica değil, uyarı da vardı.

Hikmet Bey ilk ayağa kalkan oldu. Onun akabinde kızı Buket de kalktı ve hızlı adımlarla ablasının önüne geldi.

‘’Abla, başın sağ olsun.’’ Eğilerek kollarını Ayperi’nin bedenine sardı. Ayperi sertçe yutkundu ve fısıldadı. ‘’Sağ ol.’’ Buket yavaşça geri çekildi ve ablasına buruk bir tebessümle baktı.

Tam o esnada kapı zili çaldı. Engin bıkkınlık dolu bir nefes verirken Ayperi kapı zilini duymadı bile. Yalnızca diğerlerini uğurlayabilmek için ayağa kalktı.

Yardımcı Ayşe kapıyı açtı. O esnada herkes sırayla Ayperi’ye sarılıyor, onu kısa cümlelerle teselli etmeye çalışıyordu.

Herkesle sarılma merasimi bittiğinde salona giren kişi ile beraber Mehmet Bey ve Aysun Hanım harici herkes donakaldı. Ayperi’nin denizi içinde barındıran mavi gözleri şaşkınlık dolu bakışların kaynağına, salona giren kişiye çevrildi. Salona giren kişinin gözleri ise başından beri Ayperi’deydi.

Cihan Kalyoncu.

Sevdiği kadın ve sevdiği kadının kocasının evinde, tüm gözler üzerindeyken doğrudan Ayperi’ye bakıyordu.

Bölüm sonu

2 yorum

  • Bir yazım hatanı yakalamadım. Muhtemelen olmadığı içindir. 1. bölüm de çok akıcıydı. Sana tavsiyelerim şunlardır; öncelikle gereksiz yerlerde betimleme yapma. Çünkü bu eserine zarar verir. Okuyucu okurken sıkılabilir. Bizi meraklandır. Ne olacağını açıkçası merak ediyoum. Yakında yeni bölümü bekliyoruz. Çoğu yazar, güzel bir akış varken, ne devam ediyor ne de eseri sonlandırıyor.

  • Başarılar diliyorum.Hikayenin gidişatı çok güzel gelecek bölümü okumak için merakal bekliyorum.