Hava hiç bu kadar soğuk olmamıştı. Genç kadın arabanın içerisinde olmasına rağmen tir tir titriyor, dişleri birbirine çarparak takırdıyordu. Evinin bahçesine giriş yaptığında ve garajın kepenklerini açık bulduğunda rahat bir nefes vererek arabasını baştan savma bir şekilde, hızlıca park etti. Sonunda evine varmıştı. Sıcacık bir duş alacak hem günün yorgunluğunu hem de havanın soğukluğunu bedeninden atacaktı.
Arabadan iner inmez vücuduna çarpan rüzgarla irkilen kadın, ellerini karnına sararak hızlı adımlarla evinin kapısına ilerledi. Verdiği nefesler buhar olup yüzüne değerken adımlarını daha da hızlandırdı. Birkaç merdiven de çıktıktan sonra geniş, beyaz kapının önündeydi. Karnına sarılı ellerinden biriyle zile basarken yardımcısı Ayşe’nin üst katta olmayıp kapıya yakın olması için dua ediyordu.
Şans yüzüne gülmüştü ki birkaç saniye sonra Ayşe kapıyı açtı. Kendisini can havliyle içeri atan kadın, ‘’Dışarısı buz gibi! Buz!’’ diye sitem ederek salona doğru yürüdü. Yardımcı Ayşe arkasından gelerek, ’’Hanımım, size küveti hazırlayayım hemen,’’ dedi, bir yandan da kadının üstündeki paltosunu çıkarıyordu.
‘’İyi olur Ayşe,’’ dedi, vücudu artık ısınmaya başlamıştı. Salonda oturan eşini gördüğünde dudaklarına minik bir tebessüm kondu. Ona aldığı hediyeyi görünce vereceği tepki için sabırsızlanıyordu.
‘’Sevgilim,’’ dedi eşi, oturduğu koltuktan kalkarak kadının yanına adımlarken.’’Bu gün erkencisin bakıyorum.’’ Genişçe gülümsedi. ‘’Bunu neye borçluyuz acaba?’’ Elleri kadının yüzüne gitti, onu her iki yanağından uzun uzun öptü.
‘’Sana bir hediyem var, elime geçer geçmez dayanamadım, getirmek istedim.’’ Kadın konuşurken birden aklına gelen şeyle adamın yüzündeki ellerini elleriyle çekti. ‘’Ama arabada unuttum!’’ Eşinin bir şey demesine izin vermeden kapıya doğru koştur koştur gitmeye başladı. ‘’Dur, hemen alıp geliyorum!’’
Eşi arkasından, ‘’Sen dur Rıfat alır!’’ dese de kadın çoktan kendini kapıdan dışarıya atmış, arabaya doğru hızlıca yürümeye başlamıştı. Ya soğuk biraz önceki keskin etkisini kaybetmiş ya da heyecanın verdiği sıcaklık kadını sarmış olmalıydı, aksi takdirde üşümesinin bu denli azalmasının başka açıklaması olamazdı.
Arabanın kapısını açıp, sürücü koltuğunun yanındaki yolcu koltuğuna koyduğu siyah kutuyu aldı. İçinden gülüyor, eşinin hediyesine vereceği tepkiyi iple çekiyordu. Arabasının kapısını kapattıktan sonra kutunun etrafındaki kırmızı kurdeleyi düzeltti. Bu sefer yavaş adımlarla evin kapısına yönelmişken oldukça yakından bir ses duydu ve ansızın durdu.
‘’Abi beyaz eve bir araba girdi demin! Ev sahiplerine mi sorsak?’’
Kendi evinden bahsedildiğini anlayan kadın merakına yenik düşerek sesin geldiği yöne, yan tarafındaki evin bahçesine doğru minik adımlar attı. İki evin arasında kocaman iki ağaç vardı. Ağaçların birinin ardından yan bahçeyi gözleyebilirdi.
‘’Gerek yok.’’
Duyduğu ses ile donakaldı. Oldukça tanıdık ama bir o kadar da yabancı olan ses tüm bedeninde yankılanmaya başladı. Göğsüne bıçak saplanıyormuş gibi keskin bir ağrı girdi, parmak uçları karıncalanmaya başladı. Zorlukla birkaç adımı da atıp bir eliyle ağaca yaslanırken kısıtlı görüş alanıyla görmeyi çok uzun zamandır beklediği ama bunu kendisine asla itiraf edemediği o adamı gördü.
Ne kadar olmuştu onu görmeyeli? Ne kadar olmuştu sesini duymayalı? Farklı görünüyordu, onu değiştiren seneler miydi yoksa yaşananlar mı? Aklında dönen soruların hiçbiri gözlerini doldurmasına sebep değildi. Öyleyse neden gözlerinin acıdığını hissediyor, sol yanağından gözyaşı süzülüyordu?
Derin bir nefes verdi. Belki göğsündeki ağrı rahatlar, belki vücudunun her bir zerresine yayılan o derin acı bir nebze olsun diner diye. Ancak nafile, hepsi katlanarak artıyordu. Titreyen alt dudağını dişleriyle zapt etmeye çalıştı, onu bile beceremedi.
Kendisini fark etmeden eve dönmesi gerekiyordu. Hava da soğuktu hem, hasta olabilirdi. Sol eliyle tutunduğu ağaçtan destek alarak kendisini toparladı. Yavaşça arkasını dönüyordu ki adam onu fark etti. Tıpkı kendisi gibi adam da olduğu yere çakılı kaldı.
İzmir’de yaşamak kışın kara hasret kalmaktı. Diğer şehirlerde insanlar kar botlarını, kalın montlarını giyerken onlara nazaran ince giyinirdiniz, hele ki kar yağmasına ihtimal bile vermezdiniz. Aralığın 28’i bile olsa.
Oysa şimdi gökyüzünden süzülen kar taneleri, yılların ardından birbirlerinin gözlerine tutunan kadın ile adamın çevresinde dans ediyor, danslarını saçlarına konarak sona erdiriyorlardı. İkisi de kar yağdığını fark etmedi. Öylece bir süre birbirlerine baktılar.
Ta ki genç kadın karnında ani ve şiddetli bir ağrı hissedene dek.
Transtan çıkan kadın elini karnına götürüp yüzünü buruşturarak başını eğdiğinde pantolonuna yayılan kanı gördü. Titremeye başladı, ansızın gücünü yitirdi ve yere düştü. Kar tanelerinin yüzüne konduğunu hissettikten hemen sonra gözleri karardı ve bayıldı.
28 Aralık 1991 akşamı İzmir bir mucizeye tanık olurken genç kadın rahminde taşıdığı mucizesini kaybetti.
Yerdeki kanlar içerisinde yatan geçmişindeki kadını kucaklayıp koşa koşa arabasına götüren adam ise mucizesini zaten yıllar evvel kaybetmişti.