İçeriğe geç

SANCI

Bölüm 3 · 3 dk okuma

SANCI

Bölüm 3

KIRMIZI SALONDAKİ SIR

Flora o günün geri kalanında tek bir kelime bile edemedi. Şövalyenin o boğuk sesi hâlâ kulaklarında yankılanıyordu. “Dikkatli ol.” Bu kelime, sarayın gürültüsünün arasında bir sır gibi dolaşıyordu zihninde. Ne demek istemişti? Neye dikkat etmeliydi? Bu, bir tehdit miydi… yoksa bir uyarı mı? Bunu kimseye soramazdı. Mira’ya bile. O yüzden yalnızca işine gömülmekle yetindi; ama ne kadar uğraşsa da zihni sürekli o zırhlı siluetle meşguldü. Akşamüstü olduğunda, saray daha da hareketlenmişti. Hizmetkârlar Kırmızı Salon’a koşuşturuyor, büyük bir etkinliğin hazırlıkları yetiştirilmeye çalışılıyordu. Flora da görevlilerle birlikte içeri girdi. Salon, adını aldığı gibi tamamen kırmızı tonlarına bürünmüştü. Soluk şarap rengi duvar halıları, altın dokulu kadife perdeler ve ortada yükselen devasa bir masa… Her şey göz alıcıydı. Fakat odanın en ilgi çekici yanı masanın başındaki taş platformdu.Kralın konuşma yapacağı yer. Mira, Flora’ya fısıldadı: “Bugün Kral, Kuzey Sınırı’ndaki bir mesele için konuşma yapacak. Buranın kusursuz görünmesi gerek.” Flora başıyla onayladı, hemen masanın üzerindeki şamdanları cilalamaya başladı. Ama çalışırken bir şeyi fark etti. Salonun girişinde, gölgelerin içinde… Kralın Kalkanı oradaydı. Sanki görevli değil de gözetleyen bir gölge gibi duruyordu.Bir adım bile atmıyor, sadece salonu inceliyordu.Ve ara sıra…Flora’ya bakıyordu. Flora tepsisindeki gümüşleri düzenlerken, yaklaşmakta olan bir tehlike hissine kapıldı. Şövalyenin bakışları tehditkâr değildi; ama fazla dikkatliydi. Fazla hesaplayıcı. Belki de sadece işini yapıyordu. Belki de o, sarayda olan her şeyi bu kadar yakından izlemek zorundaydı. Ama neden diğer hizmetkârlara değil de ona bu kadar uzun süre bakıyordu?Flora istemeden göz göze geldi onunla. Miğferin içinde yüzünü göremiyordu; ama bir insanın bakışının ağırlığı gizlenemezdi. Şövalye, başını bir an hafifçe yana eğdi.Sanki onu anlamaya çalışıyor gibiydi.Flora hemen gözlerini kaçırdı. Hazırlıklar bitmek üzereyken salonun dışında bir patırtı koptu. Askerlerin yüksek sesle konuştuğu duyuldu.“Kapıları kapatın! Hiç kimse içeri girmesin!” Flora irkildi.Mira da endişeyle kulak kabarttı. Derken yüksek rütbeli bir asker salon kapısına koştu, nefes nefese içeri baktı.“Kalkan!” diye seslendi. Sesi komut doluydu.Kralın Kalkanı bir anda hareket etti; ağır zırhının sesi taş zemini doldurdu. Asker hızlı bir şekilde yanına koştu. “Kral gecikmeli geliyor. Bir saldırı söylentisi var. İnsanlar panik içinde. Gözlerinizi dört açın. Kimseyi yaklaşmayın.” Şövalye sadece başını eğdi. Söz söylemesi gerekmiyordu. Flora’nın kalbi küt küt atıyordu. Saldırı mı? Sarayda mı?Mira bile şimdi duvar dibine çekilmişti.Şövalye kapıdan çıkmadan önce bir an durdu. Başını, tam Flora’nın olduğu yöne çevirdi. Bu bakış, ilk kez korkutucu değildi. Sanki…“Endişelenme” diyordu sessizce. Sonra döndü ve kapıdan kayboldu.Şövalyenin gitmesinden sonra salon tuhaf bir şekilde daha soğuk geldi Flora’ya. Kralın yokluğu, askerlerin koşuşturması ve içerideki ağır hava… hepsi üstüne bir yük gibi çökmüştü. Flora masayı düzenlemeye devam ederken Mira yanına sokuldu.“Bu saatte böyle bir hazırlık olması hiç iyi değil,” dedi fısıltıyla. “Sınırdaki mesele ciddi olmalı.”Flora başını salladı, ama düşünceleri çok daha derindeydi. Şövalyenin onu uyarışı…O uzun bakışları…Az önceki “korkma” der gibi duruşu… Hepsi bir araya geldiğinde, Flora’nın içini dayanılmaz bir merak kapladı. Bu adam kimdi?Gerçek yüzü neydi?Ve ondan ne istiyordu? Gece olduğunda saray sessizliğe gömüldü. Hazırlıklar bitmiş, herkes odalarına çekilmişti. Flora yatakhaneye gitmek üzere koridorda yürürken, bir anda arkasında hafif bir metal sürtünme sesi duydu. Döndü. Koridor boştu. Ama karanlığın içinden belli belirsiz bir zırh yansıması göründü. Flora’nın nefesi kesildi. Kralın Kalkanı… uzaktan ona bakıyordu Bir şey söylemedi.Yaklaşmadı.Sadece orada duruyor, gölgelerden onu izliyordu.Neden?Flora gözlerini kırpınca, şövalye bir adım geriye çekildi. Sonra hiçbir şey söylemeden karanlığın içine karışıp kayboldu. Flora oracıkta kaldı. Hem korkmuştu… Hem merak etmişti… Hem de, garip bir şekilde, kendini güvende hissetmişti. Ama bu hisler tehlikeliydi. Çünkü sarayda fısıldanan bir söz vardı: “Bir şövalye kimseye ait değildir. Hele bir hizmetkâra asla.” Flora içinden sadece tek bir şey düşündü: “O kimseye ait değilse… neden beni izliyor?”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.