İçeriğe geç

SANCI

Bölüm 4 · 3 dk okuma

SANCI

Bölüm 4

FISILDAYAN KORİDOR

Flora o gece neredeyse hiç uyuyamadı. Zihni durmadan aynı sahneyi döndürüp duruyordu:Koridorda, loş ışıkların arasında beliren o zırhlı siluet… Hiçbir şey söylemeden onu izlemesi… Sonra sessizce kayboluşu. Ertesi sabah güneş doğmak üzereyken yatakhane sorumlusu kadın herkesin odalarını dolaşıp uyandırdı. “Bugün hepiniz erken kalkacaksınız. Kral’ın gelişi netleşti. Salonlar yeniden kontrol edilecek.” Flora yorgun bir ‘tamam’ mırıldandı. Mira ise hâlâ yarı uykulu bir halde “Kral için mi yine?” diye homurdandı. Evet, yine Kral için. Ama Flora’nın aklı başka bir yerdeydi. Koridor. Şövalye. Ve o bakışlar… Saray, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte hareketlenmişti. Dış avluda askerler sıra sıra dizilmiş, yüksek rütbeli komutanlar denetim yapıyordu. Hizmetkârlar telaş içinde sağa sola koşturuyor, kimse ayakta durmaya cesaret edemiyordu. Flora bugün Kırmızı Salon’da değil, Kuzey Koridoru’nda görevlendirilmişti. Bu koridor, sadece kraliyet ailesinin ve yüksek rütbeli askerlerin kullandığı, diğer koridorlara göre daha loş ve sessiz bir yerdi. Duvarlarda eski savaşların resmedildiği yağlı boya tablolar asılıydı. Bu koridorda konuşmak bile yasak sayılırdı. Flora, duvar diplerindeki uzun halıları düzeltiyor, arada bir ağır avize zincirlerini siliyordu. Koridorun sonundaki dev kapıya geldiğinde durdu. Üzerinde kraliyet armasının kazındığı bu kapı, sarayın en gizli odalarından birine açılıyordu: Savaş Meclisi Odası. Buraya kimse giremezdi, sadece Kral, Generaller ve Kralın Kalkanı… Flora tüylerinin diken diken olduğunu fark etti. Dün gece gördüğü gölgeli siluet zihninden bir türlü gitmiyordu. Tam geri dönmek üzereyken, ayak sesleri duyuldu. Ağır. Metalik. Ritimli. Flora’nın nefesi kesildi. Bu ses, dün gece duyduğu sesin aynısıydı. Ayak sesleri koridorun sonunda belirdi. Sisli sabah ışığı zırhın üzerinde soluk bir parıltı oluşturuyordu. Kralın Kalkanı yürüyordu. Her adımı taş zeminde bir yankı bırakıyordu. Flora istemsizce başını eğip kenara çekildi çünkü şövalyelerin karşısında böyle durmak saray adabının gereğiydi. Şövalye yanından geçerken hiçbir şey söylemedi. Ama durdu. Adımlarını durdurduğu anı Flora göremedi, ama hissetti. Sanki koridordaki hava ağırlaştı. Flora, başı eğik şekilde beklerken, şövalyenin hafifçe ona döndüğünü fark etti. Bakışlarının üzerinde gezindiğini hissediyordu yüzünü göremese bile, hissediyordu işte. Bir anlık sessizlik… Taş duvarların bile nefesini tuttuğu bir sessizlik. Sonra şövalye çok hafif bir hareket yaptı. Elinin zırhlı parmaklarıyla yere düşmüş küçük bir şey aldı. Flora başını kaldırınca gördü:Kendi mendili. Temizlik sırasında cepten düşmüş olmalıydı. Şövalye, mendili Flora’ya uzattı. Evet…Bir şövalyenin bir hizmetkâra bir eşya uzatması bile görülmemiş bir şeydi. Flora şaşkınlıkla elini uzattı, mendili aldı. “Teşekkür—” Cümlesi bitti. Çünkü şövalye elini geri çekerken parmakları bir an için onun parmaklarına dokundu. Bir anlığına. Ama o an… Flora’nın içi titredi. Sanki o zırhın altında buz değil, yanmakta olan bir şey vardı. Ve bu dokunuş, o ateşten bir kıvılcımdı. Şövalye hiçbir şey söylemeden koridorun sonundaki kapıya yöneldi. Kapı önünde duran askerler hemen açıldı. Ve o içeri girip gözden kayboldu. Flora koridorda tek başına kaldığında kalbinin göğsüne sığmadığını fark etti. “Asla böyle hissetmemeliyim…” diye fısıldadı kendi kendine ama elbette kimse onu duymadı. Bir şövalye asla. Bir hizmetkâr ile asla. Böyle bir şey mümkün olamazdı.Ama parmakları hâlâ titriyordu. Saatler sonra Kral’ın gelişi duyuruldu. Tüm saray seferber oldu, koridorlarda dizili askerler selam verdi, sarayın kapıları büyük bir gürültüyle açıldı. Flora kalabalığın arasından görebildiği tek şey, Kral’ın etrafını saran ağır zırhlı birliklerin yürüyüşüydü.Ve onların başında, herkesin bir adım önünde yürüyen kişi… Kralın Kalkanı’ydı. Ama bu kez farklı bir şey vardı. Kralın yürüyüş hızı yavaştı, ama Şövalye onun önünde yürürken başını azıcık çevirip Flora’nın bulunduğu tarafa baktı. Bir saniye. Belki daha az. Ama baktı. Flora’nın kalbi yere çakıldı.Mira hemen kolunu çekiştirdi. “Hey! Ne yapıyorsun böyle dikilip? Sakın gözlerine bakma! O adam Kral kadar tehlikeli!” Flora sadece başını salladı. Oysa aklından geçen tek şey şuydu: “O beni neden görüyor?Herkesin arasından… neden beni?”Ama bilmiyordu. Çünkü bu sadece başlangıçtı. Ve daha kader, onları birbirine dokunduracak çok gölge ve çok sır hazırlamıştı…

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.