4: Saklı Kalan Bir Sevda
Aslanbey Konağı'nda gün, her zamankinden daha erken başlamıştı. Yaklaşan düğünün telaşı bütün konağın içine yayılmıştı. Avluda bir yandan kadınlar çeyizleri düzenliyor, bir yandan hizmetçiler mutfaktan gelen istekleri yetiştirmeye çalışıyordu.
Narin sabahın erken saatlerinden beri herkesin yardımına koşuyordu. Elindeki listeye bakarak eksikleri kontrol ediyor, bir yandan da annesinin söylediklerini not alıyordu.
“Narin, şu örtüleri de yukarı çıkar kızım.” dedi Zehra Hanım, elindeki bohçayı uzatarak.
Narin hemen bohçayı aldı.
“Tamam anne, şimdi götürürüm.”
Zehra Hanım kızının yüzüne baktı. Son zamanlarda Narin’in her zamankinden daha fazla yorulduğunu fark ediyordu.
“Sen de biraz dinlen. Her işe yetişmeye çalışma.”
Narin hafifçe gülümsedi.
“Ben iyiyim anne. Hem Avşin’in düğünü. Onun için elimden geleni yapmak istiyorum.”
Zehra Hanım kızının sözlerini duyunca ufak bir tebessüm etti.
Narin, ablasını gerçekten çok seviyordu. Onun mutlu olması için kendi yorgunluğunu bile düşünmüyordu.
Tam o sırada avlunun girişinden küçük kardeşleri Baran koşarak geldi.
“Abla!”
Narin dönüp ona baktı.
“Ne oldu Baran? Yine ne yaptın?”
Baran masum bir ifadeyle başını salladı.
“Hiçbir şey yahu, öylesine seslenmek istedim aksiyon olsun diye”
Narin kaşlarını kaldırdı.
“Senin ‘hiçbir şey yapmadım’ demen zaten bir şey yaptığını gösteriyor.”
Baran gülmeye başladı.
“Valla sadece mutfaka hazırlanan her şeyden birer lokma aldım, çok güzeldi.”
Narin ellerini beline koydu. Sinirlenmiş giibi davrandı.
“Annem görürse ne olacak Baran'cım?”
“Sen söylemezsen nereden bilecek canım canım.”
Narin gülerek başını salladı.
“Sen büyüyünce çok başımızı ağrıtacaksın.”
Baran omuz silkti.
“Sen yine beni kurtarırsın.”
Narin onun saçlarını karıştırdı.
“Her zaman kurtaramam, ona göre ayağını denk al”
Bu sırada yukarıdan gelen sesle ikisi de sustu.
“Narin!”
Avşin’di.
Narin hemen başını kaldırdı.
“Geliyorum abla.”
Avşin’in odasına çıktığında ablasını pencerenin önünde otururken buldu.
Avşin elindeki işlemeli mendili katlayıp tekrar açıyordu. Son günlerde bunu sık sık yapıyordu. Narin, onun bir şey düşünürken elleriyle uğraştığını biliyordu.
Kapıyı kapattıktan sonra yanına yaklaştı.
“ne oldu abla, beni çağırdın?”
Avşin başını salladı.
“Evet, gel güzelim.”
Narin kapıyı kapatıp, sessizce yatağın kenarına oturdu. Meraklı gözlerini ablasına doğrulttu.
“Bir şey mi oldu?”
Avşin hemen cevap vermedi.
“Hemen her şeyi fark ediyorsun”
Narin şaşkınlıkla ona baktı.
“Nasıl yani ablam?”
Avşin derin bir nefes aldı.
“Bazen senin bu kadar dikkatli olmanı istemiyorum.”
Narin kaşlarını çattı.
“Neden?”
“Çünkü insan bazı şeyleri saklamak istediğinde, kimsenin onun bu kadar kolay anlamasını istemiyor da ondan.”
Narin ablasının yüzünü inceledi.
“Abla”
Avşin gözlerini kaçırdı.
“Biliyorum, bana kızıyorsun.”
“Hayır, sadece sende ki bu halleri anlamaya çalışıyorum.”
“Neden böyle olduğumu anlamaya çalışıyorsun.”
Narin başını salladı.
“Çünkü sen benim ablamsın, bana derdini dök. Senin içini yiyip duran sebebin ne olduğunu anlat istiyorum abla."
Avşin hafifçe gülümsedi.
“Sen hep böylesin, böyle olma"
“Nasılmışım güzellik?”
“Ben seni korumam gerekirken, sen beni korumaya çalışıyorsun.”
Narin sessiz kaldı.
Avşin onun elini tuttu.
“Hatırlıyor musun? Küçükken bahçedeki dut ağacına çıkmıştın da düşmüştün.”
Narin gülümseyerek başını salladı.
“Hatırlıyorum. Sen de anama söylemeyeyim diye beni kilere götürmüştün."
Avşin ilk kez gerçekten güldü. Narin bu güzel yüzünü gördüğünde derin bir oh çekti. Ablasının gülen gözlerini öylesine özlemişti ki...
“Çünkü anam beni suçlar, eşek sudan çıkana kadar döverdi."
“Zaten dövmüştü.” dedi kıkırdayarak.
“Evet ama sen gidip yetiştirmiştin hemen, gıcık kardeşim.”
Narin gülerek omuz silkti.
“Ben yalan söylemeyi doğru düzgün bilmiyordum ki."
Avşin bir süre kardeşine baktı.
İşte onu en çok yaralayan şey buydu. Narin hâlâ aynı Narin’di.
Temiz kalpli, kimseye kötülük düşünmeyen kardeşi.
“Ne olursa olsun,” dedi Narin yavaşça, “bana güvenebilirsin.”
Avşin gözlerini kapattı, bir şey söylemek istedi. Ama yine ağzından tek kelime düşemedi.
Çünkü söyleyeceği gerçek, sadece kendi hayatını değil, herkesin hayatını değiştirecekti.
Tam o sırada aşağıdan hizmetçinin sesi duyuldu.
“Hanımım! Sancaklardan misafirler geldi!”
Narin ayağa kalktı.
“Eniştem geldi.”
Avşin’in yüzündeki ifade bir anda değişti. Narin bunu fark etti, ancak anlam veremedi.
“Abla?”
Avşin hemen kendini toparladı.
“Ne oldu?" Narin ablasının hemen kalkıp heyecanlı tavırlarını bekliyordu. Ama bu durgun hali onun da somurtmasına sebep oldu. Narin ona birkaç saniye baktı.
"Enişte bey gelmiş, gelmeyecek misin?" Narin merakla ablasının gözlerine baktı.
"Yok gelmeyeceğim ya, zaten evlenmeden elin adamına hemen görünmek istemiyorum, doğru olmaz." Dedi.
Doğru diyordu ablası. Narin başını sallayıp kapıya yöneldi. Ablasına dönüp,
“Peki. Ben aşağı iniyorum.” dedi.
Narin odadan çıkarken Avşin arkasından baktı. Yine içinde ki fırtına ile başbaşa kalmıştı.
Narin merdivenlerden inerken avludaki hareketlilik daha da artmıştı. Hizmetçiler bir yandan misafirlere yer hazırlıyor, bir yandan da mutfaktan gelen tepsileri düzenliyordu.
Avlunun girişinde Cevdet Bey duruyordu. Yanında oğlu Karan ve diğer oğlu Kerem vardı.
Cevdet Bey her zamanki gibi ağır ve kendinden emin bir tavırla etrafı inceliyordu. Aslanbey Konağı’na yabancı değildi. Yıllardır iki aile arasında gidip gelen ziyaretler olmuş, büyükler birçok kez aynı sofrada oturmuştu.
Kerem ise ağabeyinin aksine daha rahat görünüyordu. Etrafına bakıp konağın hareketliliğini izliyordu.
“Maşallah, hazırlıklar başlamış bile.” dedi Kerem, gülümseyerek.
Cevdet Bey başını salladı.
“Büyük düğün kolay olmaz oğlum. Hele iki büyük ailenin düğünü olursa küçük şeylerle yetinmek doğru olmaz.” dedi.
Karan ise sessizce duruyordu.
Kerem, ağabeyine bakıp hafifçe gülümsedi.
“Sen de iki kelime etsen kimse şaşırmaz Karan.”
Karan ona kısa bir bakış attı.
“Şu an iki kelime etmenin lüzumu mu var bıremın.”
Kerem kaşlarını kaldırdı.
“Senin de her yerde susmana gerek yok. Sonuçta senin düğünün abi.”
Karan cevap vermedi.
Tam o sırada Narin avluya indi.
Elinde kahve tepsisi vardı. Büyüklerin yanına yaklaşırken yüzünde sakin bir ifade vardı.
Önce Cevdet Bey’in karşısında durdu.
“Hoş geldiniz Cevdet Bey.”
Cevdet Bey ona baktı ve başını salladı. Narin ellerini öpüp, geri çekildi.
“Hoş bulduk kızım.”
Narin daha sonra Karan’a döndü.
“Hoş geldiniz enişte.”
Birkaç saniye hiçbir şey söylemeden Narin’e baktı.
Narin ise bunun garip bir şey olduğunu düşünmemişti. Çünkü onun gözünde Karan, ablasının evleneceği adamdı. Ailenin büyükleri böyle karar vermişti ve o da herkes gibi bu evliliğin gerçekleşeceğine inanıyordu.
Karan sonunda başını hafifçe eğdi.
“Hoş bulduk.”
Sesi her zamanki gibi sakindi.
Narin kahve tepsisini uzattı.
“Önden kahveleri getirdim" bir bir odadakilere dağıttı.
Karan kahveyi alırken kısa bir süre Narin’in yüzüne baktı.
Narin’in bakışlarında korku ya da çekingenlik yoktu. Sadece karşısındaki kişiye duyduğu saygı vardı.
Karan bu duruma alışık değildi.
İnsanlar genellikle onun yanında daha dikkatli konuşurdu.
Ama bu kız, ona sadece ablasının müstakbel eşi olarak bakıyordu.
Kerem araya girerek gülümsedi.
“Sen Narin’sin değil mi?”
Narin ona döndü.
“Evet.”
“Beni de tanıyorsundur.”
Narin başını salladı.
“Tabii ki ,Kerem Bey.”
Kerem gülerek başını salladı.
“Bey deme. Hepimiz aynı aileyiz sayılırız.”
Narin hafifçe gülümsedi.
“Nasıl isterseniz.”
Kerem memnun olmuş gibi başını salladı.
“Bak, abime göre daha kolay anlaşılıyorum.”
Karan kardeşine baktı.
“Çok konuşuyorsun bıremın, iki dk nefes al.”
Kerem omuz silkti.
Narin istemeden gülümsedi.
Bir süre sonra büyükler salona geçti. Cevdet Bey ile Zehra Hanım düğün hazırlıkları hakkında konuşurken Narin ve diğerleri de yanlarında duruyordu.
Zehra Hanım çayları dağıtan Narin’e baktı.
“Kızım, biraz otur. Sabahtan beri ayaktasın.”
Narin başını salladı.
“Sağol ana, ben iyiyim böyle.”
Cevdet Bey Narin’e baktı.
“Bu kız çok çalışkanmış.”
Zehra Hanım gururla gülümsedi.
“Narin küçükken beri böyledir. Birinin işi olsun hemen yardım eder.”
Karan sessizce dinliyordu.
O sırada salona Avşin girdi.
Herkes ona döndü.
Avşin, yüzündeki ifadeyi toparlamaya çalışarak misafirleri selamladı.
“Hoş geldiniz.” diyip odada ki büyüklerin ellerini öpmeye başladı.
Cevdet Bey başını salladı.
“Hoş bulduk kızım.”
Karan Avşin'in gözlerine uzun uzun baktı.
Ama Avşin gözlerini hemen kaçırdı. Narin de ikisi arasında gözlerini gezdirip, aralarında ki durumu ölçmeye çalışıyordu.
Fakat nedenini anlayamıyordu. Ablasında ki gariplik hâlâ devam ediyordu.
Akşamüstü Sancaklar konaktan ayrıldığında Narin, ablasının yanına çıktı.
Avşin hâlâ sessizdi.
Narin kapının önünde durup onu izledi.
“Abla.”
Avşin başını kaldırdı.
“Efendim?”
“Ne oluyor sana allah aşkına? Kocan olacak adam gelmiş ifadesiz ifadesiz adamın yüzüne bakıyorsun.
Avşin kaşlarını çattı.
“Nasıl?"
“Nereye baksan dalıyorsun. Adamın yüzüne 2 saniye bile bakmadın. Bence herkes fark etti.”
Avşin derin bir nefes aldı.
“Narin, bazen insanın kafası çok dolu oluyor, istemsizce böyle şeyler olabiliyor." Dedi.
Narin hemen ablasının yanına oturup, ellerini ablasının güzel saçlarında gezdirdi.
“Biliyorum canım ablam, zaten ben de seni sıkıştırmak istemiyorum ama..”
Avşin ona baktı.
“Ama?”
Narin hafifçe gülümsedi.
“Ama ablamı tanıyorum. Benim tanıdığım ablam böyle değildi sanki.”
Avşin gözlerini indirdi.
“Narin…”
“Bana gerçeği anlatmak zorunda değilsin.”
Avşin şaşkınlıkla ona baktı.
“Ama yalnız olmadığını bil.” Narin bunu söylerken ablasının gözlerine içine öyle sıcak bakıyor ,yanında olduğunu o kadar iyi hissettirmişti ki. Avşin kendisini biraz daha iyi hissetti. O içinde ki fırtına bir süre kopmayı durdurmuştu sanki.
Avşin birkaç saniye sustu.
Sonra kardeşine sarıldı.
Narin de ona sarılırken bunun belki de ablasına son kez böyle huzurla sarıldığı anlardan biri olduğunu bilmiyordu.
--------
Narin, annesinin istediği birkaç şeyi almak için çarşıya gitmişti. Aslında aklı hâlâ Avşin’deydi. Ablasının son zamanlardaki hâli onu rahat bırakmıyordu.
Avşin her zamankinden farklıydı.
Eskiden evin içinde en çok konuşan, herkesi güldüren kişi oydu. Narin ne zaman üzülse ablası hemen yanına gelir, onu teselli ederdi. Ama şimdi kendi içine kapanmış, sanki herkesin görmediği bir yük taşıyordu.
Narin bu düşüncelerle taş sokakta yürürken bir anda tanıdık bir ses duydu. Fısıltı halinde olan konuşmalardan birinin sesi öyle tanıdıktı ki, hemen merakla seslerin olduğu yöne doğru yürümeye başladı. Birkaç saniye sonra gördükleriyle olduğu yerde durdu.
Sokağın biraz ilerisinde Avşin duruyordu.
Narin önce şaşırdı. Çünkü ablasının burada ne işi olduğunu anlamamıştı.
Tam ona seslenecekken karşısındaki kişiyi gördü.
Azad Karahan.
Narin içinden korktuğunun başına gelmemesi için dualar etmeye başladı. 'Allahım ne olur ablam düşündüğüm hatayı yapmasın'
Mardin’de büyük ailelerin çocukları birbirlerini tanırdı. Kimin kim olduğu, hangi ailenin nereden geldiği herkes tarafından bilinirdi.
Ama Avşin ile Azad’ı böyle görmek, Narin’in hiç beklemediği bir şeydi. Çünkü Mardin'de bir erkek ve kadını böyle görmek hayırlara vesile değildi.
Elindeki poşet parmaklarının arasından yavaşça kaydı.
Yere düşen şeylerin sebze ve meyvelerin takırtısını dahi duymadı.
Sanki etrafındaki bütün sesler bir anda kesilmişti.
Avşin başını çevirip onu gördüğünde yüzündeki renk değişti.
“Narin…”dedi kısık bir sesle.
Narin cevap veremedi.
Sadece ablasına baktı.
Sonra gözleri Azad’a kaydı.
Azad da Narin’i fark etmişti. Yüzündeki ifade değişti. Çünkü bu karşılaşmanın hiç olmaması gereken bir anda gerçekleştiğini anlamıştı.
Avşin birkaç adım Narin’e doğru ilerledi.
“Narin, bak ben sana anlatacağım ablacım tamam mı?”
Narin sonunda konuşabildi.
Sesi düşündüğünden daha kırgın çıktı.
“Abla…”
Başını iki yana salladı.
“Ben sana ne soracağımı bile bilmiyorum.”
Avşin gözlerini yere indirdi.
“Narin, anlatacaktım kardeşim.”
Narin acı bir şekilde güldü.
“Ne zaman anlatacaktın?”
Bu soru Avşin’i susturdu.
Narin gözlerini ondan ayırmadan devam etti.
“Düğünden sonra mı? Herkes seni Sancakların gelini olarak uğurladıktan sonra mı? Hele ki Sancakların en büyük düşmanı Karahanlar hayatını mahvettikten sonra mı?"
“Narin…”
“Hayır abla.”
Narin ilk kez onun sözünü kesti.
“Sakın beni susturmaya çalışma”
Avşin’in gözleri doldu.
“Ben seni üzmek istemedim.”
Narin başını iki yana salladı.
“Ya abla allah aşkına konu benim üzülmem mi? Sen hiç mi hayatını düşünmüyorsun abla? Sancaklar görse seni öldürürlerdi abla. Ailemiz buna sesini bile çıkartamazlar. Benim canım cehenneme, sen kendi canını nasıl hiçe sayarsın?" Cümlenin sonuna doğru sesi ağlamaklı ve fısıltılı çıkmıştı.
Azad araya girmek istedi.
“Narin durum senin sandığın gibi değil.”
Narin ona döndü.
“Ben sizi tanıyorum Azad Bey.”
Sesi sertleşti.
“Ama şu an ne gördüğümü de biliyorum.”
Azad sustu.
Çünkü Narin’in yaşadığı şaşkınlığı anlayabiliyordu.
Avşin titreyen bir sesle konuştu.
“Narin, ne olur beni dinle.”
Narin ablasının yüzüne baktı.
O an içindeki öfkenin yerini başka bir duygu aldı.
Kırgınlık.
Çünkü en çok güvendiği kişi ona hiçbir şey söylememişti.
“Sen benim ablamsın.”
dedi Narin.
“Ben senden herkesin sakladığı şeyi bile duymayı beklerdim.”
Avşin gözyaşlarını tutamadı.
“Biliyorum.”
“Peki neden? Niye bana anlatmadın?”
Bu cümleler sokağın içinde ağır bir şekilde kaldı.
Avşin cevap vermekte zorlandı.
Çünkü anlatacağı her şey sadece kendi hayatını değil, iki büyük ailenin kaderini de değiştirecekti.
Narin birkaç saniye daha ablasına baktı.
Sonra başını salladı.
“Ben eve gidiyorum.”
Avşin hemen yaklaştı.
“Narin, lütfen.”
Narin durdu ama arkasını dönmedi.
“Şu an sana kızgın mıyım, yoksa üzgün müyüm bilmiyorum. Tek bildiğim öyle korkuyorum ki, sanki canımdan can gidecek"
Derin bir nefes aldı, ve kendini sakinleştirmeye çalıştı.
“Ama eve gidince bana her şeyi anlatmanı istiyorum.”
Bunu söyledikten sonra ablasını beklemeden arkasını döndü ve yürümeye başladı.
Avşin arkasından bakarken gözlerinden yaşlar süzülüyordu.
Azad sessizce ona baktı.
“Kardeşin o senin, korkma. Kimseye bir şey demez."
Avşin gözlerini kapattı.
“Ondan korkmuyorum. Onu kaybetmekten korkuyorum.”
Azad cevap vermedi.
Çünkü bazen insanın en büyük korkusu, sevdiği öylesine bir şey bile olsa uğruna her şeyi kaybetme ihtimaliydi.