5: Düğünden Bir Gece Önce
Aslanbey Konağı’nda her sabah gibi erken başlamıştı.
Düğüne yalnızca bir gün kalmıştı ve konağın her köşesinde hazırlık vardı. Avlunun ortasında çeyiz sandıkları açılmış, kadınlar son eksikleri kontrol etmeye başlamıştı. Hizmetçiler bir odadan diğerine gidiyor, büyükler ise yapılacak işleri tek tek konuşuyordu.
Zehra Hanım, elindeki listeye bakarak avlunun ortasında duruyordu.
“Fatma, misafir odalarının perdeleri değişti mi?” diye sordu.
Fatma elindeki örtüyü düzelterek başını salladı.
“Değişti hanımım. Her şey hazır. Eksik kalan birkaç küçük şey vardı, onları da tamamladık.”
Zehra Hanım rahatlamış gibi nefes aldı.
“İnşallah yarın yüzümüzü kara çıkaracak bir şey olmaz. Hayırlısıyla bu düğün olsun bitsin inşallah. ”
Fatma bu söz üzerine "Amin inşallah hanımım." Demekle yetindi. Büyük ailelerin düğünlerinde sadece mutluluk değil, herkesin taşıdığı ağır bir sorumluluğu da beraberinde getirirdi.
O sırada Narin avluda ki merdivenlerden ağır adımlarla, kollarındakileri düşürmeden yukarı çıkmaya çalışıyordu.
Elinde birkaç bohça vardı. Sabahın erken saatlerinden beri herkesin yardımına koşuyordu.
“Narin, onları bırak kızım.” dedi Zehra Hanım. “Sen de git biraz dinlen kuzum."
Narin bohçaları masanın üzerine bıraktı ve annesine baktı.
“İyiyim ben böyle ana ya”
Zehra Hanım kızının yüzünü inceledi.
“Son zamanlarda herkese yetişicem diye diye mahvettin kendini kızım.”
Narin hafifçe gülümsedi.
“Ablamın düğünü bu. Her şeyin çok güzel olmasını istiyorum.”
Zehra Hanım kızının bu sözleri karşısında yumuşadı.
“Narin'im, ablanın mutluluğu için uğraşman güzel ama kendini de unutma kızım. Neticede sen de gelinin kız kardeşi olacaksın."
Narin başını salladı.
“Tamam anacım merak etme.”
Ama bunu söylerken kendi içindeki huzursuzluğu saklamaya çalışıyordu.
Çünkü dün gördüğü sahne hâlâ aklından çıkmıyordu.
Avşin ve Azad.
Ablasının gözlerindeki korku, Azad’ın bakışındaki kararlılık.
Narin, bütün gece boyunca bunun ne anlama geldiğini düşünmüştü. Umarım düşündükleri doğru değildi. Bir an önce aralarında sevdalık varsa bile hemen son vermeleri gerekiyordu. Ablası yakında Sancağın Gelini olacağını bile bile hâlâ nasıl görüşebilirdi anlam verememişti.
Avşin ise odasında tek başına oturuyordu.
Yatağın üzerinde düğün için hazırlanan elbisesi duruyordu. Yanında takıları ve diğer eşyaları vardı.
Normalde bu odaya giren herkes mutluluk görürdü. Ama Avşin için bu oda artık ağır geliyordu.
Kapı açıldığında başını kaldırdı.Narin içeri girdi.
İkisi de birkaç saniye konuşmadı.
Narin kapıyı kapattıktan sonra ablasının yanına oturdu.
“Beni görür görmez yüzünü hemen düşürme. Zaten tüm gün hortlaklar gibi geziniyorsun.”
Avşin, Narin'in son cümlesine gülmek istedi ama yapamadı. Sadece gözlerini kaçırmakla yetindi.
“Ne diyeceğimi bilmiyorum.”
Narin derin bir nefes aldı.
“Ben de bilmiyorum.”
Avşin kardeşine baktı.
“Narin…”
“Hayır, önce sen beni dinleyeceksin abla.”
Narin onun elini tuttu.
“Dün her şeyi gördüm abla, görmesem bile bakışlarından her şeyi anladım zaten.”
Avşin’in yüzü değişti.
“Narin…”
“Biliyorum, bana anlatmak istedin.”
Avşin sessiz kaldı.
“Ama anlatamadın.”
Avşin yavaşça başını salladı.
“Evet.”
Narin birkaç saniye bekledi.
Sonra daha sakin bir sesle konuştu.
“Niye anlatmadın ablacım, neden bu zamana kadar sustun?”
Avşin hemen cevap verdi.
“Anlatacaktım güzelim."
“Neden sustun o zaman?”
Avşin gözlerini dolduran yaşları tutmaya çalıştı.
“Çünkü ne söylersem söyleyeyim, bir şeylerin geri dönüşü olmayacağını biliyordum.”
Narin onu dikkatle dinledi.
“Avşin, sen benim ablamsın, canımsın, kanımsın."
Avşin başını eğdi.
“Sen de benim için öylesin meleğim benim. Ben zaten senden diğerleri gibi anlayışsız davranmanı beklemiyordum.”
Avşin'in sesi titredi.
“Ama ben kendimi öyle çaresiz hissediyorum ki, kendim bile bir çıkış yolu bulamamışken seni nasıl böyle bir yola sokabilirdim ki?"
Bu cümleler Narin'in gözlerinde ki gözyaşlarını daha fazla tutamadı. Gözyaşları hızla akmaya başladı.
Avşin'inde gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Sana anlatamadım, güzelim.”
“Olsun ablacım anlatsaydın. Daha önce anlatmış olsaydın belki şu an bu durumda olmazdık ablacım."
Avşin birkaç saniye sustu.
Sonra kısık bir sesle konuştu.
“Çünkü sana anlatırsam, sen de bu yükü taşıyacaktın.”
Narin cevap verrmedi. Ablasının aslında onu korumaya çalıştığını biliyordu.
Ama yine de içinde bir kırgınlık vardı.
“Bana gerçeği söyle o zaman. Seni bu çıkmaza sokan ne?” dedi Narin ve devam etti.
“Ne olursa olsun dürüst ol abla lütfen.”
Avşin uzun süre sustu.
Sonunda derin bir nefes aldı.
“Ben hamileyim.”
Narin olduğu yerde kaldı. Başından aşağı kaynar sular dökülmüş gibiydi. Birkaç dakika boyunca hiçbir şey söyleyemedi. Sanki lâl olmuştu.
Beklediği cevap bu değildi.
Avşin kardeşinin solan yüzüne baktı.
“Narin…”
Narin şokun etkisinden çıkıp, yavaşça ayağa kalktı.
“Azad biliyor mu?” dedi fısıltılarla. Ama bu fısıltılar dudaklarından bir çığlıkmışcasına çıkmıştı.
Avşin başını onaylar şekilde salladı.
“Biliyor.”
Narin gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
“Peki şimdi ne yapacaksınız?”
Avşin’in cevabı çok netti.
“Gideceğiz.”
Narin ona baktı.
“Nereye?”
“Bilmiyorum.”
Avşin dolu gözlerini sildi.
“Ama burada kalırsak hem bebeğimi hem de Azad’ı kaybederim.”
Narin sessiz kaldı.
O an karşısındaki kişinin sadece ablası olmadığını anladı.
Korkmuş bir kadın vardı karşısında.
Ve korumaya çalıştığı bir hayat vardı.
Avşin’in söylediği sözlerden sonra odanın içinde uzun bir sessizlik oldu.
------
Narin hâlâ ablasının karşısında duruyordu. Duyduklarını sindirmeye çalışıyordu. Bir yanda yıllardır bildiği ailesi vardı, diğer yanda karşısında korkusunu saklamaya çalışan ablası.
Narin yavaşça yatağın kenarına oturdu.
“Azad ne düşünüyor?” diye sordu.
Avşin gözlerini yere indirdi. “O da gitmemiz gerektiğini düşünüyor." Dedi sakin çıkması için zorladığı sesiyle.
“Nereye gideceğinizi biliyor musunuz?”
Avşin başını iki yana salladı.
“Hayır. Ama kimsenin bizi bulamayacağı bir yere gideceğiz. Ne kadar uzak o kadar iyi olacak bizim için."
Narin şaşkınlıkla ona baktı. “Abla, sen kendini nasıl bir durumun içerisine düşürdün böyle. İki taraf davalı zaten. N'aptın sen ablacım. Sen akıllı bir kızdın. Böyle olacağını hiç bilemedin mi? ”
“Biliyorum.” Avşin sessizce kardeşinin dediklerini onayladı.
“Karşında sadece bir insan yok abla. İki aile var, koskoca iki aile."
Avşin acı bir şekilde gülümsedi.
“Biliyorum Narin.” Sesi titredi.
“Ben de her şeyi biliyorum. Bu evin kurallarını biliyorum. Büyüklerin ne düşüneceğini biliyorum. Annemin ne kadar üzüleceğini biliyorum.” Bir an durdu.
“Ama ilk defa hayatım hakkında kendim karar vermek istiyorum.”
Narin ablasının sözlerini duyunca sustu. Çünkü Avşin’i ilk defa yürek yemiş kadar kararlı görüyordu.
Avşin her zaman ailesine saygılı olmuştu. Büyüklerin sözünü dinlemiş, kendinden önce herkesi düşünmüştü. Ama şimdi ilk defa kendi hayatı için mücadele ediyordu.
Narin yavaşça başını salladı.
“Peki ya arkandan bırakacakların?”
Avşin şaşkınlıkla ona baktı. “Ne demek istiyorsun?”
“Sen gittikten sonra herkes ne düşünecek, belki sancaklar bu kadar kolay kabullenemeyecek.”
Avşin’in yüzündeki ifade değişti. “Narin, kimin ne düşündüğü umurumda bile değil. Sadece bu işin içinden olduğunca kendini uzak tutacaksın. Zamanı geldiğinde ben gelip seni yanıma alıcam. O ünivesiteyi benim yanımda okuyacaksın.
Narin kaşlarını çattı. “ablam ama-.”
“Hayır, Narin." Avşin hemen başını iki yana salladı.
“Ben kararımı verdim. Bunun sonucunu da ben taşıyacağım. Sen sakın ola ki benden sonra burnunu bu meseleye karıştırma kardeşim.”
Narin yavaşça bakışlarını ablasına çevirdi. "Ablacım ben zaten iyi olacağım. Siz yeter ki sağ salim yeğenimle birlikte sağ salim buralardan gidin. Kurtarın kendinizi ablam” ağlamaklı sesiyle kurduğu bu cümleler Avşin'in canını yaktı.
Avşin cevap veremedi. Narin derin bir nefes aldı.
“Ben seni ele vermem.”
Avşin’in gözleri doldu.
“Narin… Ben zaten böyle bir şey yapmayacağını biliyorum ki kardeşim." Narin ablasınım yüzünü avuçlarının içine alıp, gözlerine baktı.
“Ama bana söz ver.”
“Veririm kardeşim, söyle neye sözümü vereyim?” dedi.
Narin usulca sözlerine devam etti.
“Beni bir daha böyle bir şeyin dışında bırakma. Tek başına kendine yüklenme." Dedi.
Avşin kardeşinin elini tuttu. “Söz veriyorum birtanem." İki kardeş olacaklardan habersiz birbirlerine uzun uzun sarılıp, tüm gün hallerine ağlayıp durdular.
-------
Akşam olduğunda konaktaki hareketlilik devam ediyordu.
Kimse ertesi gün yaşanacaklardan haberdar değildi.
Avluda kadınlar son hazırlıkları konuşuyor, hizmetçiler odaları kontrol ediyordu.
Baran ise bütün bu telaşın arasında ablasını arıyordu.
“Narin abla.”
Narin arkasını döndü.
“Ne oldu Baran?”
Baran elindeki küçük kutuyu uzattı.
“Bunu sana verecektim.”
Narin kutuyu aldı.
“Bu ne?”
“Bilmiyorum. Ama senin olsun istedim.”
Narin kardeşinin başını okşadı. “Sen ne zaman böyle büyüdün yaa?”
Baran omuz silkti.
“Koskoca adam olmuşum Narin hanım, yeni mi fark ettin?”
Narin gülümsedi.
“Daha dün peşimden ağlıyordun.”
Baran hemen itiraz etti.
“Ben ağlamam, gözüme bir şey kaçmıştır.”
Narin gülerek başını salladı.
“Tamam, ağlamıyordun.”
O sırada Narin’in yüzündeki gülümseme kısa sürdü.
Çünkü biraz sonra ablasını korumak için herkese karşı susması gerekeceğini biliyordu. Kendisini ablası için siper edecekti.
---
Gece olduğunda Narin sessizce odasına çekildi. Pencereden dışarı bakarak derin bir nefes aldı. Usulca konağın içindeki sessizliği dinledi.
Bir süre sonra kapısı hafifçe çalındı.
Narin hemen ayağa kalktı.
Kapıyı açtığında karşısında ablası vardı.
“Narin.”
Narin onu görünce kenara çekildi.
“Gel ablacım."
Avşin içeri girdi. İkisi bir süre konuşmadan durdu.
Sonunda Avşin fısıltıyla konuştu.
“Her şey hazır.” dedi.
Narin başını salladı.
“Azad nerede?”
“Beni bekliyor.”
Narin derin bir nefes aldı.
O an ablasının gerçekten gideceğini anladı.Bu artık sadece bir düşünce değil, dakikalar sonra gerçekleşecek bir haberdi.
Avşin kardeşine sarıldı.
“Beni affedebilecek misin?”
Narin gözlerini kapattı.
“Abla burada senin hayatın söz konusu. Ne affetmesinden bahsediyorsun?"
Avşin geri çekildi.
Narin onun elini tuttu.
“Seni asla yalnız bırakmam.”
Avşin gözyaşlarını sildi.
“İyi ki varsın...”
Narin usulca başını salladı, gülümsedi ablasına. Son kez ablasına uzun uzun bakmak istedi.
Avşin'de uzun uzun ona baktı.
Sonra sessizce geri çekildi.
İki kardeş o gece son kez böyle sarıldılar.
Sabah olduğunda Aslanbey Konağı’nda hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.
-----
Aslanbey Konağı o gece hiç olmadığı kadar sessizdi.
Gündüz boyunca süren hazırlıkların ardından herkes kendi odasına çekilmişti. Avluda yanan birkaç kandilin ışığı dışında konağın büyük taş duvarlarında hiçbir hareket kalmamıştı.
Ama bu sessizlik, huzurdan değil, yaklaşan bir fırtınadan önceki bekleyiş gibiydi.
Narin odasında oturmuş, ellerini birbirine kenetlemişti.
Aklından binlerce düşünce geçiyordu.
Bir yanda ailesi vardı.
Yıllardır ona öğretilenler vardı.
Büyüklerin sözünü dinlemek, ailenin adını korumak, verilen kararlara saygı göstermek...
Diğer yanda ise ablası vardı.
Korkmuş, çaresiz ama ilk defa kendi hayatı için mücadele eden Avşin.
Narin gözlerini kapattı. İçinden defalarca aynı cümleyi geçirdi.
“Allahım sen yardım et."
O gece ablasını yalnız bırakamazdı.
-----
Avşin odasına son kez baktı.
Dolabındaki kıyafetlere, yıllardır yaşadığı odaya ve duvarlarda kalan anılarına göz gezdirdi.
Burası onun çocukluğuydu.
Ama artık burada kalamayacağını biliyordu.
Kapı açıldığında Narin içeri girdi.
“Hazır mısın?”
Avşin başını salladı.
“Evet.”
Narin birkaç saniye sustu.
“Korkuyor musun?”
Avşin elini karnının üzerine koydu.
“Evet. Hem de çok."
Sesi bu kez daha kararlı çıktı.
“Çünkü artık sadece kendim için karar vermiyorum.”
Narin onun baktığı yere baktı.
Ablası için bu kararın ne kadar büyük olduğunu o an daha iyi anladı.
Konağın arka tarafında küçük bir kapı vardı. Yıllardır çok fazla kullanılmayan bu kapı, gece olunca daha az dikkat çekerdi.
Narin ve Avşin sessizce oraya doğru ilerledi.
Narin birkaç kez arkasına baktı.İçinde garip bir his vardı.
Sanki bu birkaç adım, hayatlarının tamamını değiştirecekti.
Kapının yanında Avşin durdu.
“Narin.”
Narin ona baktı.
“Ne oldu?”
Avşin kardeşinin ellerini tuttu.
“Kendine ve anneme iyi bak.”
Narin’in gözleri doldu.
“Sen de kendine iyi bak.”
Avşin başını salladı.
“Bana kızma.”
Narin cevap vermeden ona sarıldı.
“Ben sana hep kızacağım.”
Narin gözyaşlarını tutmaya çalıştı.
“Çünkü hiç kendini düşünmedin.” Sonra daha yumuşak bir sesle devam etti.
“Ama neyse ki ben varım. Ben seni hep düşüneceğim. Senin yerine de düşüneceğim." Dedi acı bir tebessümle.
Avşin kardeşine son kez sarıldı.
Azad, konağın biraz ilerisinde bekliyordu.
Siyah bir arabanın yanında durmuş, sürekli konağa bakıyordu.
Avşin’i gördüğü anda yüzündeki gerginlik azaldı.
“İyi misin?”diye sordu.
Avşin belirsiz bir şekilde başını salladı.
“Bilmiyorum" dedi fısıltıyla konuşarak.
Azad ona yaklaştı. “Geri dönmek istersen…”
Avşin hemen başını kaldırdı.
“Hayır.”
Azad sustu, Avşin devam etti.
“Ben korkuyorum Azad.”
Azad onun ellerini tuttu.“Ben de korkuyorum sevdalım”
Derin bir nefes aldı.
“Çünkü karşımızda sadece insanlar yok. Yılların getirdiği meseleler var.” dedi usulca.
Bir an sustu.
“Ama seni ve çocuğumu korumak için gereken neyse onu yapacağım.”
Avşin gözlerini kapattı.
Azad’ın bu sözleri ona güç verdi. Birlikte arabaya doğru yürümeye başladılar.
Narin, ablasının uzaklaşmasını izledi.
İçinde hem büyük bir korku hem de tuhaf bir rahatlama vardı.
Ama Narin o an, bu kararın kendisinin hayatını da değiştireceğini bilmiyordu.
Konağa geri dönmek için birkaç adım attığında taş yolun kenarında bir ses duydu.
“Narin Hanım?”
Narin olduğu yerde durdu. Kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. Başını sakince çevirdi.
Konağın korumalarından biri karşısında duruyordu.
Narin’in yüzü bir anda gerildi.
“Gecenin bir yarısı ne işiniz var burada?”diye sordu koruma.
Narin birkaç saniye cevap veremedi. Sonra kendini toparladı.
“B-Biraz hava almak için çıkmıştım.”
Korumaya bakarken kalbinin daha hızlı attığını hissediyordu.
Adam birkaç saniye ona baktı.
Sonra anlamış gibi başını salladı.
“Bir daha gece vakti tek başınıza dışarıda dolaşmayın Narin Hanım."
Narin hiçbir şey söylemeden başını salladı.
Ama o adamın gördüğü şeyin, ertesi gün herkesin önüne çıkacağını bilmiyordu.
Sabah olduğunda Aslanbey Konağı’nda ilk fark edilen şey sessizlik oldu.
Avşin’in odasının kapısı açıldığında herkesin hayatı değişecekti.
Çünkü düğüne bir gün kala gelin ortadan kaybolmuştu.
Ve kimse henüz bilmiyordu...
Bu kaçışın bedelini kimin ödeyeceğini.