İçeriğe geç

Sancağın Gelini

Bölüm 29 · 6 dk okuma

Sancağın Gelini

Bölüm 29

28: Kurallar

Cevdet Bey’in hastanedeki kritik günleri geride bırakıp, doktorların onay vermesiyle Sancak Konağı’na dönüşü büyük bir yankı uyandırdı. Konağın devasa ahşap kapısından içeri girerken, asayı elinde tutan o kudretli adam eskisine göre biraz daha yorgun görünse de, bakışlarındaki keskinlikten hiçbir şey kaybetmemişti. Süreyya Hanım hemen kocasını karşılamak için öne atılsa da, Cevdet Bey’in gözleri ilk olarak salonda dikilen Karan ve Narin’i aradı.

Odanın havasındaki o eski boğucu gerginlik, Cevdet Bey’in sessiz ama otoriter duruşuyla bir kat daha artmıştı. Ancak asıl fırtına, akşam saatlerinde konağa gelen kadın doğum doktorunun çantasıyla birlikte içeri girmesiyle kopacaktı.

Narin’in aylardır karnında taşıdığı, o konağın tüm kargaşasından sakınmaya çalıştığı minik canın cinsiyetini öğrenme vakti gelmişti. Doktorun özel odada yaptığı kısa muayenenin ardından salona geçildiğinde, Evde ki herkes merakla kapının önünde bekliyorlardı.

Karan, Narin’in elini sımsıkı tutarak salona girdiğinde, doktor hafif bir tebessümle etrafa baktı.

"Gözünüz aydın," dedi doktor, Sancak ailesinin üzerine dikilen gözlerin orta yerinde net bir sesle. "Bebek gayet sağlıklı... Ve bir kızımız olacak."

Odadaki sessizlik bir saniyeliğine bıçak gibi kesildi. Süreyya Hanım’ın yüzündeki o merak ifadesi, yerini hemen küçümseyen ve hayal kırıklığı barındıran buz gibi bir sırıtışa bıraktı. Bastonunu mermere vurup kafasını iki yana salladı.

"Demek kız..." dedi Süreyya Hanım, zehrini akıtmaktan geri kalmayarak. "Sancak soyunu devam ettirecek bir erkek bile veremedi bu konağa. Beklenen varis yerine yine bir elin nesi var iki elin sesi var... Yazık, bu konak bir kız evlatla nasıl baş edecek bilmem."

Şahin Bey de Süreyya Hanımı onaylar gibi mırıldanarak araya girdi: "Sancak ailesinin kökünü taşıyacak bir oğul lazımdı yenge, gerisi..."

Daha sözünü tamamlayamadı. Karan, o kelimeyi ağzına tıkarcasına öyle bir öne atıldı ki, salondaki bütün sesler kesildi. Yüzündeki o buz gibi ifade, odadaki herkesin kanını dondurmaya yetmişti.

Karan, Narin’in elini daha da sıkı kavrayıp, doğrudan annesinin gözlerinin içine baktı. Sesindeki o titremediği gibi, konağın tavanını sarsacak kadar netti:

"Bir daha bu evde ne Narin’e ne de benim kızıma tek bir kelime eden olursa..." dedi Karan, dişlerinin arasından sökülen her kelimeyi deftere yazar gibi vurgulayarak. "...karşısında sadece Karan’ı değil, bu konağı ve holdingi yakıp yıkacak bir adam bulur! Beğenmediğiniz o kız evlat bu ailenin baş tacı olacak. Eğer bu evde bu zihniyet bir kez daha başını kaldırırsa, yemin ederim ki arkama bile bakmadan Narin’i ve kızımı alıp bu konağı terk ederim. Bir daha da adımımızı atmayız!"

Süreyya Hanım, oğlunun gözlerindeki o gözü kara ve dönüşü olmayan kararlılığı gördüğünde ilk defa geriye doğru bir adım attı. Bu kez sadece bir tehdit değil, Karan’ın ailesini ve konağı karşısına almayı göze aldığı net bir kopuştu.

Narin, kocasının arkasında duruşunu, kendisini ve doğmamış bebeğini korumak için tüm dünyaya meydan okuyuşunu izlerken gözlerinin dolduğunu hissetti. Sancak Konağı’nın o kalın taş duvarları ilk defa bir babanın ve bir adamın sevgisiyle çatlıyordu. Artık ne Süreyya Hanım’ın zehirli dilleri ne de bu köhne gelenekler onları yıkabilirdi; çünkü onlar kendi dünyalarını kurmaya çoktan başlamışlardı.

Karan’ın salonda savurduğu o sert tehdit, Sancak Konağı’nın mermer duvarlarında yankılanıp sessizliğe gömüldüğünde, odadaki herkes taş kesilmişti. Süreyya Hanım, oğlunun gözlerindeki o yabancı ve acımasız ateşi ilk defa bu kadar net görüyordu; Karan, bu köhne konağın kurallarını, geleneklerini ve hatta annesini bile çiğnemekten bir an olsun çekinmeyecekti.

Yatak odasına geri döndüklerinde, ağır kapı arkalarından kapanır kapanmaz o dışarıdaki gürültülü dünya tamamen yok oldu. Narin, sırtını kapıya yaslamış, kalbindeki o hızla atan ritmi sakinleştirmeye çalışıyordu. İçindeki o küçük kızın haberi, Süreyya Hanım tarafından küçümsenmişti belki ama Karan’ın o an ayağa kalkıp tüm dünyaya meydan okuyuşu, her şeyin üzerini örtmüştü.

Karan, Narin’in bu dalgın ve duygulu halini görünce yavaşça ona doğru adımladı. Önünde durup ellerini Narin’in beline yerleştirdi, başını eğerek gözlerinin içine baktı.

"Kötü mü hissediyorsun?" diye fısıldadı Karan, sesi az önceki o kükreyen adamdan eser kalmamış gibi sıcacık ve yumuşacıktı.

Narin, başını iki yana salladı. Gözlerinden süzülen bir damla mutluluk yaşını saklamaya gerek duymadan Karan’ın göğsüne yaslandı. "Hayır..." dedi, sesi titreyerek. "Kötü değilim. Sadece... İlk defa birinin beni, bizi bu kadar koruyup kolladığını hissediyorum. Karan, sen anneni ve bütün konak halkını karşına aldın."

Karan, Narin’in sırtını okşayan elini daha da sıkılaştırdı, dudaklarını onun saçlarına bastırdı. "Ben kimseyi karşıma almadım Narin," dedi net bir sesle. "Ben sadece olması gerekeni yaptım. O konaktakiler zamanla öğrenecekler; bu evde bundan böyle ne benim karımın ne de kızımın boynu eğilir."

Odanın içinde esen o huzurlu rüzgar, ikisinin de yaralarını yavaş yavaş sararken, Mardin’in akşam karanlığı konağın üzerine yavaşça çöktü. Artık önlerinde final yoluna giden çok az bir zaman kalmıştı. Süreyya Hanım’ın ve Şahin Bey’in sessizliğe bürünmesi, fırtınanın bittiği anlamına gelmiyor aksine çok daha büyük bir kararın habercisi gibi duruyordu. Ama o odada, o iki insan birbirine sığınmışken, hiçbir güç onları yıkamayacak gibiydi.

O odanın koruyucu ve sığınak misali sessizliği, konağın alt katındaki loş salonun taştan duvarlarında yankılanan fısıltılarla delinmekte gecikmedi. Süreyya Hanım, bastonunu mermer zemine hırsla vururken, karşısında ellerini önünde bağlamış duran kayınbiraderi Şahin Bey’e zehir zemberek cümleler savuruyordu.

"Görüyor musun Şahin?" diye hırsla çıkıştı yaşlı kadın, gözlerinden ateş saçarak. "O oğlan... Kendi kanından, canından olan annesini bir elin yabancısı uğruna harcadı! Bizi ellerin maskarası etti. O kızın karnındaki o çocuk doğarsa, bu konakta bizim sözümüz geçer mi sanıyorsun? Zaten bir aydır evli olan Berfin’in hamileliğiyle konağın tüm neşesi ve umudu oradayken, şimdi o Narin de başımıza bela oldu!"

Şahin Bey derin bir nefes alıp gür sakallarını sıvazladı. "Haklısın yenge ama Karan’ın şu an gözü hiçbir şeyi görmüyor. Holdinge de tek başına el koydu, ipin ucunu tamamen eline aldı. Üzerine doğrudan gitmek..."

Süreyya Hanım, Şahin Bey’in lafını ağzına tıkarcasına bastonunu yere öyle bir vurdu ki ses salonda yankılandı. Öfkeden titreyen yüzüyle kayınbiraderine ters ters baktı.

"Ne demek hisselerimizi tehlikeye atar Şahin ağabey? Sen ne saçmalıyorsun?" diye hırsla çıkıştı Süreyya Hanım. "Benim oğlumun kurduğu o holding, kazandığı o güç kolay mı kazanıldı sanıyorsun? Karan’ın o koltukta oturuşu benim kanımın gücüdür! Sen şimdi çıkıp benim oğlumun emeğine, holdingdeki hakkına mi göz dikiyorsun?"

Şahin Bey kadının bu zehirli çıkışı karşısında ellerini iki yana açtı, sıkıntıyla başını salladı. "Yenge, fesatlık etme Allah aşkına; ben burada holdingin geleceğini düşünüyorum, sen hâlâ dünden kalma kavgalardasın."

Şahin Bey derin bir nefes alıp gür sakallarını sıvazladı. "Yenge, valla beni de bu dedikodulara, o eski oyunlara ortak etme; yeter artık, evdeki huzuru da zehir ediyorsun kendine de herkese de." Şahin Bey daha fazla laf uzatmayarak başını salladı ve arkasını dönüp kendi odasına doğru ağır adımlarla uzaklaştı.

Süreyya Hanım salonda yapayalnız kalırken, Karan’ın koyduğu o sert kuralların ve oğlunun gözündeki o kararlı öfkenin ağırlığı ilk defa omuzlarına bindi. Narin’i ve o doğacak çocuğu bu konaktan atmak bir yana, artık Karan’ı karşısına almanın kendisini de bu konakta tamamen tecrite düşüreceğini acı bir şekilde anlamıştı. Dişlerini hırsla sıktı ama elinden hiçbir şey gelmediğini hissederek odasına çekildi.

Yukarıdaki odada ise bu fırtına planlarından tamamen habersiz, bambaşka bir dünya akıp gidiyordu.

Narin, pencerenin kenarındaki ahşap sedire oturmuş, Mardin’in geceye bürünen turuncu-mor siluetini izliyordu. Karan, arkasından sessizce yaklaşarak ellerini Narin’in omzuna koydu, parmakları nazikçe onun boynunu okşadı.

"Hâlâ uyumadın mı güzelim?" diye fısıldadı Karan, dudakları Narin’in kulağının hemen arkasına değerken.

Karan, Narin’in yorgunluktan kısılmaya başlayan gözlerini fark ettiğinde, parmaklarını nazikçe onun yanağında gezdirdi. Dudaklarında beliren o yumuşak tebessümle genç kadını biraz daha kendine çekti.

"Aşağıda ne olduğu ya da kimin ne dediği umurumda bile değil güzelim," dedi Karan, sesi odanın içindeki sessizliğe karışarak fısıltı gibi çıktı. "Bugün yeterince yıprandın, kızımız da sen de çok yoruldunuz. Artık uyku vakti... Hadi, uyuyalım."

Narin, kocasının bu korumacı ve şefkatli yaklaşımı karşısında içindeki son gerginliğin de uçup gittiğini hissetti. Başını Karan’ın omzuna yaslayıp derin ve rahat bir soluk aldı.

Karan, Narin’i dikkatle yatağa doğru yönlendirdi; üzerini örtüp yanına uzandığında kollarını kadınına siper eder gibi sardı. Mardin gecesinin serinliği pencereye vururken, o odanın içinde ne bir fırtına ne de dışarıdan sızabilecek bir gürültü kaldı. İkisi de birbirlerinin nefesinde huzuru bularak derin bir uykuya teslim oldular.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.