Şahin Bey’in telefondaki o telve gibi titrek sesi, hastane odasının içindeki o kırılgan huzuru bir anda darmadağın etti. Karan, telefonu kulağından indirirken yüzündeki hatlar yeniden gerildi; babası ölümün kıyısından dönmüştü ama Sancak Konağı’nda bu kez fırtına Süreyya Hanım’ın üstüne kopuyordu.
"Ne olmuş?" diye sordu Karan, sesindeki o sert otoriteyle.
"Biraz önce fenalaştı yeğenim, tansiyonu birden fırladı, nefes alamıyor," dedi Şahin Bey telaşla. "Doktoru eve çağırdık ama seni ve Narin Hanım’ı ısrarla görmek istiyor. Hemen dönün."
Karan telefonu kapatıp derin bir soluk aldı. Başını çevirip Narin’e baktı. Hastane odasının kapısının eşiğinde, yaşanan tüm bu kaosa rağmen dik durmaya çalışan kadının gözlerindeki o kararlılığı gördü. Aralarındaki o hastane koridorunda yaşanan yakınlaşma, ikisinin de sırtına yepyeni birer zırh kuşanmıştı artık; ama konak, onları asla rahat bırakmaya niyetli değildi.
"Dönüyoruz," dedi Karan, elini hafifçe Narin’in omzuna koyarak. Narin başını salladı. Korkmuyordu; aksine Süreyya Hanım’ın o her defasında can yakmaya çalışan zehirli diline karşı verecek çok daha güçlü bir cevabı vardı artık.
Karan’ın siyah cipi Mardin’in sarı ve kavurucu yollarını aşarak kısa sürede Sancak Konağı’nın avlusuna girdi. Arabadan indiklerinde, kapıda onları bekleyen hizmetçi Melek, aceleci adımlarla koşarak karşıladı.
"Karan Bey, çok şükür geldiniz... Süreyya Hanım yukarıda, doktor içeride ama kadın bir dakika olsun susmuyor, sizi soruyor."
Karan merdivenleri ikişer ikişer tırmanırken, Narin de hemen arkasındaydı. Büyük salondan geçip Süreyya Hanım’ın yatak odasının önüne geldiklerinde, kapı aralıktı ve içeriden yaşlı kadının kesik nefesleri duyuluyordu.
Karan içeri adımı attığı an, yatakta yarı oturur pozisyonda yatan ve yüzü kireç gibi beyazlamış olan Süreyya Hanım gözlerini doğrudan kapıya dikti. Ama bakışları Karan’da değil, hemen arkasından içeri giren Narin’de kaldı.
Süreyya Hanım titreyen elini kalkıp onlara doğru uzattı. "Sen..." diye hırladı yaşlı kadın, nefesi yetmese de içindeki o öfkeyi kusmaktan geri kalmayarak. "Cevdet ölüm döşeğindeyken... Siz dışarıda baş başa... Bu konağın yıkılışını izliyorsunuz, değil mi? oğlumu da kendine benzettin yılan"
Narin, Süreyya Hanım’ın bu düşmanca ve suçlayıcı çıkışı karşısında ne geriye adım attı ne de başını eğdi. Yavaşça Karan’ın bir adım önüne geçerek, yaşlı kadının yatağının ucuna kadar yaklaştı.
"Süreyya Hanım," dedi Narin, sesi odanın içinde yankılanacak kadar net, bir o kadar da sakindi. "Cevdet Bey şu an hayatta ve durumu iyi. Karan da ben de o hastane koridorunda onun başından bir an olsun ayrılmadık. Sizin bu evde oturup sürekli bize zehir saçmanız, o gerçekleri değiştiremiyor."
Süreyya Hanım duyduğu bu cüretkar sözler karşısında adeta nefessiz kaldı; göğsü hızla inip kalkarken, başındaki doktor hemen müdahale edip kadını yatıştırmaya çalıştı. "Lütfen, heyecanlanmayın hanımefendi, tansiyonunuz hâlâ çok yüksek!"
Karan, Narin’in bu gözü kara diklenişini şaşkınlıkla ama içten içe derin bir gururla izliyordu. Adımlayıp Narin’in yanında durdu, elini kararlılıkla genç kadının beline yerleştirerek omuzlarına binen tüm o haksız yükü paylaştı.
"Annem odasında dinlenecek," dedi Karan, doktorun gözlerinin içine bakarak ve odadaki diğer herkese net bir şekilde hitap ederek. "Ve bundan böyle bu konakta kimse Narin’e karşı tek bir kelime bile etmeyecek."
Süreyya Hanım öfkeden kısılmış gözleriyle oğluna baktı ama Karan’ın o demir karası bakışlarındaki kararlılığı gördüğünde, ilk defa oğluna söz geçiremeyeceğini anladı. Yatağın içine geri çekilip başını yastığa bıraktığında, Sancak Konağı’nda artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı herkes tarafından anlaşılmıştı.
Karan’ın odasında kapıyı ardına kadar kapatıp dış dünyayı tamamen dışarıda bırakmalarının ardından, içerideki o ağır hava yerini yavaş yavaş ılık bir huzura bıraktı. Karan, Narin’i belinden tutup kendine biraz daha çektiğinde, genç kadının kokusu odadaki tüm o gerginliği adeta sildi süpürdü.
"Şunların haline bak..." diye fısıldadı Karan, başını Narin’in boynuna gömüp derin bir nefes alırken. "Bütün konak ayağa kalktı, az önce annem neredeyse nefessiz kalıyordu ama benim aklım hâlâ hastane koridorunda sana bıraktığım o anda kaldı."
Narin, Karan’ın saçlarına dokunan parmaklarıyla ona karşılık verirken, dudaklarında tatlı ama muzip bir tebessüm belirdi. "Öyle mi? Hastane koridorunda aklın bende miydi gerçekten, yoksa annemin baskısından kaçmanın yollarını mı arıyordun Karan Sancak?"
Karan başını hafifçe kaldırdı, gözlerindeki o koyu ve derin bakışı Narin’in gözlerine dikti. "Beni en iyi sen biliyorsun Narin," dedi sesi fısıltı gibi ama kalbinin derinliklerinden kopup gelerek. "O koridorda, o beyaz ışıkların altında senin bana sarıldığın o saniyeden beri... Dünyadaki hiçbir şey umurumda değil. Annem de bu konak da dahil."
Narin, kocasının bu kadar net ve korumacı bir dille ona teslim olmasını kalbinin en derininde hissetti. Aralarındaki o buzdan duvarlar, o zoraki evliliğin getirdiği tüm o acı hatıralar bu odada, bu loş ışıkta tamamen eriyip gitmişti.
Karan, Narin’in yüzündeki o yumuşamış ifadeyi, gözlerindeki o güveni gördükçe daha fazla direnemedi. Eğilip dudaklarını Narin’in dudaklarına yavaşça, adeta bir yemin eder gibi bastırdı. Bu ne aceleci bir tutku ne de bir korkunun eseriydi; bu, ikisinin de birbirine karşı kazandığı en tatlı zaferdi.
Narin, kollarını Karan’ın boynuna biraz daha doladı, parmakları onun enselindeki sert hatlarda gezindi. Öpücük derinleşirken Mardin’in sarı güneşi pencereden yavaşça çekildi, ama odanın içindeki sıcaklık hiç azalmadı.
Nefes nefese birbirlerinden ayrıldıklarında, Narin alnını Karan’ın geniş göğsüne yasladı; adamın düzenli ve güçlü kalp atışları kulaklarında ninni gibi yankılanıyordu. "Böyle kalalım," diye fısıldadı Narin, gözlerini kapatarak. "Hiç kimse kapımızı çalmasın, aşağıdan sesler gelmesin..."
Karan, Narin’in sırtını okşayan elini bir an bile durdurmadan, çenesini onun saçlarının üzerine yasladı. "Kalalım," dedi, sesindeki o kararlı tonda. "Dünya dursun, biz böyle kalalım."
Bir süre o odada, o sessizliğin ve birbirlerine duydukları aidiyetin içinde hiç kıpırdamadan durdular. Sancak Konağı’nın dışarıda koparan fırtınaları, bu iki insanın birbirine sığındığı bu duvarların arkasında etkisini tamamen yitirmişti sanki.
Karan’ın odasındaki o loş, huzurlu sessizlik uzun süre bozulmadı. Mardin’in akşam güneşi konağın taş duvarlarını turuncuya boyarken, onlar hâlâ aynı yerde, zamanı durdurmuş gibi birbirlerine sığınmış duruyorlardı.
Narin, başını Karan’ın geniş göğsüne yaslamış, parmaklarıyla kocasının gömleğinin düğmesiyle oynuyordu. Karan’ın diğer eliyse istemsizce, hâlâ dışarıdan pek belli olmasa da Narin’in hafifçe yuvarlanmaya başlayan karnının üzerine kaymıştı. O devasa, herkese korku salan Karan Sancak, şimdi bir kadının karnındaki o minik varlığın sıcaklığıyla içten içe eriyordu.
"Biliyor musun..." diye fısıldadı Karan, parmakları nazikçe Narin’in karnını okşarken sesi inanılmaz yumuşaktı. "Bazen bu konağın yükü, babamın durumu, dışarıdaki düşmanlar... Hepsi beynimi kemirirken, ellerimi karnına koyduğum an bütün gürültü kesiliyor. Sanki dünyadaki tek gerçek şey buymuş gibi."
Narin, kocasının bu samimi ve savunmasız itirafı karşısında derin bir nefes aldı. Başını kaldırıp Karan’ın gözlerine baktı; o kara gözlerdeki hırçın fırtına tamamen dinmiş, yerini kocaman bir şefkate bırakmıştı.
"Çok az kaldı Karan..." dedi Narin, dudaklarında tatlı bir tebessümle. "Doktor yakında bebeğin cinsiyetini öğrenebileceğimizi söylüyor. Sence neye benzeyecek? Senin gibi inatçı ve sert mi, yoksa..."
"Yoksa tamamen sana benzesin," diye lafını kesti Karan, gözlerinde pırıl pırıl bir parıltıyla. Eğilip Narin’in saçlarına derin bir öpücük kondurdu. "Senin gibi güzel, senin gibi güçlü... İçindeki o inatla bu konağa meydan okuyan bir kız olsun mesela. Ya da tıpkı senin gibi bakan bir oğlan..."
Narin, Karan’ın bu sözleriyle yanaklarının kızardığını hissetti. Aralarındaki bu konuşma, bir zamanlar nefretle kurulan o zoraki evliliğin ne kadar uzağındaydı şimdi. Artık iki düşman değil, ortak bir geleceği inşa eden iki yaralı aşıktılar.
"Kız ya da oğlan..." dedi Narin, elini Karan’ın yanağına koyarak. "...tek temennim bu konağın karanlığından uzakta, huzurla büyümesi."
Karan, Narin’in elini avucunun içine alıp dudaklarına götürdü, uzun uzun öptü. "Söz veriyorum Narin," dedi sesi bir yemin kadar sert ve netti. "Bu konağın hiçbir gölgesi ona değmeyecek. Bizim kurduğumuz dünya bambaşka olacak."
O odada, o kapalı kapılar ardında dış dünyadan habersiz birbirlerini severken, içten içe yaklaşan o cinsiyet öğrenme heyecanı ikisinin de kalbini tatlı bir sabırsızlıkla dolduruyordu. Sancak Konağı’nın fırtınaları dışarıda esmeye devam etsin; bu odada artık aşkın ve yeni bir hayatın kuralları geçerliydi.