Sancak Konağı’nın devasa taş duvarları arasına sızan o sabah, dışarıdaki Mardin ayazından değil, mutfağın arka girişine düşen gölgeden ibaretti. Narin, günlerdir odasının o sakin ve korunaklı sınırları içinde nefes alırken, o sabah kardeşinin getireceği o masum sürprizin konağın altını üstüne getireceğinden tamamen habersizdi.
Mardin’in dik ve dar sokaklarını tırmanıp konağa gelen Baran, elindeki küçük hasır sepetle arka avlunun sakin köşesinde ablasını bulduğunda yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. Sepetin kapağını açtığında yayılan o tanıdık koku Narin’in gözlerini doldurmaya yetmişti; çocukluğundan beri bıkmadan yediği o yöresel ayran aşı çorbasını özenle hazırlayıp getirmişti kardeşine.
"Annem hâlâ söylenip duruyor, 'ablasına bir tabak çorba götüremedi' demesinler diye kendi ellerimle getirdim valla," dedi Baran, neşeyle gülerek elinde ki poşeti Narin’e uzatırken.
Narin kardeşine sarılıp minnetle baktı. "Allah razı olsun Baran, günlerdir canım nasıl çekiyordu bir bilsen," diye fısıldadı, ikisi avlunun o loş ve sessiz köşesinde ayaküstü sohbete koyuldular. Baran ablasının karnındaki yeğenini merakla soruyor, Narin ise gülerek son durumları anlatıyordu.
Tam o sırada, evin içinde işleri olan Berfin ellerinde bir tepsiyle köşeyi döndü. Avludaki bu samimi manzarayı gördüğünde adımları yavaşladı. Berfin uzaktan bakınca yabancı bir gencin Narin’e bu kadar yakın durduğunu, onunla gülüşerek konuştuğunu sandı; yüzünün detaylarını o anki loşlukta tam seçememişti. Kalbi bir an kuşkuyla attı sadece gördüğü bu garip manzarayı içten bir merakla Süreyya Hanım’a taşıdı.
Berfin, gördükleri karşısında kafasında oluşan o soru işaretleriyle adımlarını hızlandırıp konağın içine girdiğinde, salonun girişinde Süreyya Hanım’a denk geldi. Yaşlı kadının meraklı bakışlarını üzerini diktiğini görünce, saf bir merakla mırıldandı.
"Yenge.. Arka avluda Narin’in yanında bir adam vardı, tanıyamadım ben," dedi Berfin, kaşlarını hafifçe çatarak. "Bir gençti, abla-kardeş gibi de durmuyorlardı, yaşları birbirine yakın gibi, bayağı yakın konuşuyorlardı. Ortada ne döndüğünü çözemedim"
Süreyya Hanım’ın gözlerindeki o hınzır pırıltı anında parladı. İçindeki zehri kusmak için saniyeler bile kaybetmedi. Genç kızdan aldığı haberi hemen bambaşka bir boyuta taşıdı.
"Sen ne diyorsun Berfin!" diye sesini hafifçe yükseltti Süreyya Hanım, yüzüne yerleştirdiği sahte bir dehşet ifadesiyle. "O kızın arkasından iş çevirdiğini biliyordum ben! Konağın orta yerine getirdiği kepazeliğe bak. Hemen Karan'a haber vermeliyiz, bu evin adına leke sürmesine asla izin vermem!"
Berfin, olayın bu kadar büyüyeceğini bilmesine rağmen, yapmacık bir tavırla "Yenge dur, belki yanlış anladım, tanıdık biridir belki..." dediyse de yaşlı kadını bir kere gaza getirmişti, durdurmak imkansızdı. Süreyya Hanım çoktan Cevdet Bey’in karşısına dikilmiş, soluk soluğa zehrini akıtıyordu.
"Görüyor musun Cevdet!" diye gürledi Süreyya Hanım, bastonunu yere vurarak. "O getirdiğin gelin, konağın arkasında ellerin adamıyla gizli saklı buluşuyor! Sancak soyunun adına leke sürüyorlar, sen hâlâ burada oturuyorsun!"
Cevdet Bey elindeki gazeteyi indirip karısına şaşkınlıkla baktı. "Ne oluyor Süreyya, bu ne hal? Doğru dürüst anlat şunu."
Süreyya Hanım göğsünü kabartarak, sesindeki o zehirli tonla lafa girdi. "Ne olacak Cevdet! Senin o el üstünde tuttuğin gelin, konağın arkasında ellerin adamıyla gizli saklı buluşuyor! Berfin kendi gözüyle görmüş, yabancı bir gençle sarmaş dolaş fısıldaşıyorlarmış. Sancak soyunun adına leke sürüyorlar, sen hâlâ burada oturuyorsun!"
Cevdet Bey’in o yüz hatları öfkeden kasıldı. Konağın ortasına düşen bu kor gibi haberle birlikte hışımla ayağa kalktı. "Çağırın o kadını buraya!" diye kükredi.
Narin, odasında elindeki çorba kasesiyle yaşadığı o sakin anın hemen ardından aşağıdan gelen bu öfke dolu sesle irkildi. Ne olduğunu anlamadan salona çağrıldığında, Cevdet Bey’in buz gibi ve nefret dolu bakışlarıyla karşılaştı.
"Doğru mu söylenenler Narin?" diye başladı Cevdet Bey, sesindeki o öfke tüm salonu inletiyordu. "Bu konağın eşiğinden içeri adım attığın günden beri başımıza gelmeyen kalmadı! Şimdi de arka avluda yabancı bir adamla gizli saklı işler çevirdiğin doğru mu?"
Narin duydukları karşısında adeta kanı çekildi gibi donakaldı. "Ne... Ne lekesi Cevdet baba? Ne adamından bahsediyorsunuz siz? Ben kimseyle..."
Daha cümlesini tamamlayamamıştı ki Süreyya Hanım hırsla ileri atıldı ve elinin tersiyle Narin’e öyle şiddetli bir tokat patletti ki genç kadının başı yana savruldu.
"Seni edepsiz! Seni sokak ortasından topladık da adam ettik, şimdi geldiğin yerin pisliğini bu konağa mı bulaştırıyorsun!" diye bağırdı Süreyya Hanım, soluk soluğa.
Narin yanağındaki o yakıcı acıyla geriye doğru sarsıldı, eli istemsizce karnına gitti. Gözleri dolmuştu ama gururla başını kaldırdı. "Bana vurduğunuz yetmedi mi! Yemin ederim yanlış biliyorsunuz, o gelen..."
Cevdet Bey Narin’in sesini bastırırcasına öfkeyle elini kaldırdı ve hemen telefonunu çıkardı. "Kes sesini! Karan gelene kadar odandan adım atamayacaksın önce kocana anlatacaksın bu rezaleti!"
Cevdet Bey’in öfkeyle telefon açıp durumu aktarması, holdingde işlerin başında olan Karan’a adeta bir ihanet haberi gibi ulaştırıldı. Karan’ın zihninde geçmişin o karanlık, güvensiz günlerinden kalma yaraları tek bir hamlede kanatmaya yetmişti. Gözü dönen Karan, holdingdeki masasını öylece bırakıp arabaya atladığı gibi konağa ulaştı.
Nefes nefese ahşap kapıyı açtığında, Narin odasında az önceki darbenin ve şokun izleriyle pencere kenarında öylece duruyordu. Karan’ın yüzündeki o sert, öfkeden kasılmış ifadeyi görünce genç kadının kalbi tekletti.
"Kiminle görüştün avlunun arkasında?" dedi Karan, sesi kulakları sağır edecek kadar sertti ama asıl titreyen şey içindeki o derin korkuydu. "Narin! Kimdi o adam?"
Narin, kocasının yüzündeki o yabancı bakışı, o anlık şüpheyi gördüğünde elleri zangır zangır titriyordu. "Ne... Ne adamından bahsediyorsun sen Karan? Sen... Sen dinlemeden etmeden inanıp bana da mı şüpheyle yaklaşıyorsun? Baran geldi! Kardeşim Baran, bana en sevdiğim ayran aşı çorbasını getirdi!"
Karan, o an içinde kopan fırtınanın verdiği öfkeyle duramadı. Gözlerini kaçırmadan, dişlerinin arasından konuştu. "Aşağıda herkesin dilindesin Narin, anamlar gözüyle görmüş..."
O kelime, Narin’in kalbine saplanan ilk hançer oldu. Genç kadın geriye doğru bir adım attı, nefesi boğazına düğümlendi.
"Bana bile inanmadın..." dedi Narin, gözlerinden aniden boşalan yaşlarla. Sesi o kadar kırılgandı ki odanın duvarlarında yankılandı. "Yazıklar olsun Karan. Senin o ördüğün duvarlara sığındım ben, ilk rüzgarda sen yıkıverdin."
Aşağı salona tekrar çağrıldığında, Cevdet Bey’in buz gibi bakışları ve konağın o boğucu kalabalığı ortasındaydı. Berfin, Süreyya Hanım’ın yanında kollarını göğsünde kavuşturmuş, yüzünde gizli bir tatminle izliyordu olanları; Narin’in düşüşünü görmek onu asla rahatsız etmez aksine içten içe memnun ederdi.
Süreyya Hanım hınzır bir memnuniyetle köşede dururken, Narin dik durmaya çalışarak gözleri yaşlı ama gururla başını kaldırdı.
"Gelen kardeşimdi, Baran’dı!" diye haykırdı Narin, salondakilere tek tek bakarak. "Beni bir kez olsun dinlemeden, kapı arasındaki dedikoduya kurban ettiniz!"
Gözleri Karan’ı buldu. Karan’ın yüzündeki o geç kalmış pişmanlığı ve hâlâ tamamen silinmeyen o şüphe gölgesini gördü. O an, o masada kalmanın, nefes almanın bile bir anlamı kalmamıştı.
"Yeter," diye fısıldadı Narin, sesindeki o kırgınlık konağın mermerlerinde yankılandı. "Yeter artık."
Arkasını dönüp odasına doğru yürümeye başladı. Merdiven basamaklarını çıkarken, günlerdir çektiği stres, açlık, yorgunluk, yüzüne yediği o tokat ve o büyük ruhsal yıkım bedenine ağır bir yük gibi bindi. Gözlerinin önü karardı, mermer basamaklar ayağının altından kayıp gitti.
Salondan yükselen o dehşet dolu çığlık ve Narin’in merdivenlerden sertçe aşağıya doğru kayan bedeni, konağın kaderini bir kez daha sarstı. Karan "Narin!" diye fırlayıp merdivenlerin başına koştuğunda, ellerine bulaşan o kanı gördüğü an, dünyadaki her şey sessizliğe gömüldü.