İçeriğe geç

Sancağın Gelini

Bölüm 26 · 5 dk okuma

Sancağın Gelini

Bölüm 26

25: Maske

Berna, elindeki çantayı koluna takıp hızlı adımlarla Karan’ın yanına geldi. Yüzünde hem bir şaşkınlık hem de duyduğu hakaretin getirdiği öfke vardı.

"Neler dönüyor biliyor musun Karan?" dedi Berna, sesini biraz yükselterek. "Ben seni akıllı, modern bir iş insanı sandım ama meğer sen buraya beni kendi ailene 'kuma' diye pazarlamak için getirmişsin! Annenle bu Berfin hanım az önce bana resmen hakaret ettiler. Sizin bu aşiret oyunlarınıza, orta çağ kafanıza katlanmak zorunda değilim ben. İlk uçakla dönüyorum!"

Karan’ın yüzündeki o sert hatlar, Berna’nın kurduğu "kuma" kelimesiyle birlikte bir anda taştan bir heykele döndü. Gözlerindeki o karanlık fırtına, salondaki herkesi yakacak bir şiddete ulaştı. Yavaşça başını çevirip, köşede duran Berfin’e ve ardından odanın ortasında öfkeden titreyen Süreyya Hanım’a baktı.

"Kuma mı?" dedi Karan, sesindeki o buz gibi ton odadaki herkesin kanını dondurdu. "Ben daha dün odamda, bu konakta böyle bir şeyin asla olmayacağını, adının bile geçmeyeceğini açıkça söylemedim mi anne?"

Süreyya Hanım bastonunu yere sertçe vurarak oğlunun karşısına dikildi. "Senin o düşman sevicinin bu ocağa getirdiği lekeyi temizlemenin başka bir yolu yok Karan! Bu kız buraya gelmişken..."

"Yeter!" diye kükredi Karan, konağın duvarlarını sarsacak bir öfkeyle. "Ne bir yol var, ne de bu konağa başka bir kadın girecek! Ben size sınırları defalarca çizdim ama siz kafanıza göre oyun oynamaya devam ediyorsunuz."

Karan hızla Berna’ya döndü. Genç kadının hâlâ gergin ve gitmeye kararlı olduğunu gördüğünde, Sancak ailesinin adına ilk defa bu kadar net bir tavır koyarak yumuşadı.

"Berna," dedi Karan, sesi şimdi daha sakin ama pişmanlık doluydu. "Yaşananlar için senden özür dilerim. Buraya hangi şartlar altında, ne için davet edildiğini çok iyi biliyorsun; ailemin bu saçma sapan iddialarının senin işinle veya duruşunla hiçbir ilgisi yok. Gitmene izin vermem, konaktaki herkes de sana hak ettiğin saygıyı göstermek zorunda."

Berna, Karan’ın bu net ve tavizsiz özrü karşısında bir an duraksadı. Kadının öfkesi biraz olsun yatışırken, çantasını kolundan indirip derin bir nefes aldı. "Eğer bir daha bu tarz bir saygısızlıkla karşılaşırsam, Karan... O zaman arkama bile bakmam."

"Kimse sana bir daha böyle bir şey söyleyemez, rahat ol," dedi Karan, ardından gözlerini yeniden Süreyya Hanım ve Berfin’e dikti. "Herkes odasına çekilsin."

Berfin, Karan’ın bu sert çıkışından sonra tek kelime bile edemeden hızla arka koridora doğru yürüyüp gözden kayboldu. Süreyya Hanım ise oğlunun bu diklenişini içten içe biriken bir kinle izleyerek, bastonunu vura vura odasına doğru uzaklaştı.

Karan, Berna’yı çalışma odasına yönlendirip işleri yoluna koymaya çalışırken, bütün bunlardan habersiz bir şekilde yukarıdaki odasında camdan dışarıyı izleyen Narin, aşağıda kopan fırtınanın sadece bir başlangıç olduğunu biliyordu. Sancak Konağı’nda ipler artık tamamen kopmuştu.

Aşağıdaki fırtına biraz olsun dinip herkes odalarına çekildiğinde, konağın üzerine yeniden o ağır ve boğucu sessizlik çöktü. Ancak bu kez sessizlik, yaklaşan büyük bir patlamanın habercisi gibiydi.

Karan, Berna’yı çalışma odasına yerleştirip projelerle ilgili birkaç acil talimat verdikten sonra, merdivenleri bizzat o gergin adımlarla tırmandı. Ailesinin arkasından çevirdiği işler, Berna’nın maruz kaldığı o çirkin itham ve en önemlisi, tüm bu karmaşanın ortasında Narin’in yukarıda ne düşündüğü zihnini kemiriyordu.

Yukarı kattaki odanın önüne geldiğinde kapıyı çalma zahmetine bile katlanmadı; kolu aşağı bastırıp içeri girdi.

Narin, pencere kenarındaki berjerde oturmuş, dışarıdaki karanlık bahçeye bakıyordu. Kapının açılmasıyla birlikte başını yavaşça çevirdi. Gözlerinde ne bir korku ne de bir şaşkınlık vardı; aksine aşağıda olan biten her şeyi duyduğunu ele veren alaycı ve dik bir ifadeyle süzdü kocasını.

Karan, kapıyı arkasından sertçe kapatıp kollarını göğsünde kavuşturdu. "Dinliyordun galiba," dedi, sesi odanın içinde yankılanırken.

Narin yerinden bile kıpırdamadı, çenesini hafifçe yukarı kaldırdı. "Aşağıda kopan kıyameti duymamak için sağır olmak lazımdı Karan ağa. Hem ne o? Misafirini konağın ortasında rezil olmaktan son anda kurtardın. Annenin planını başa sarıp bir de kahraman mı kesildin başına?"

Karan, Narin’in bu iğneli ve meydan okuyan tonuna karşılık birkaç adımda aradaki mesafeyi kapattı. Gözlerindeki o karanlık ateş, Narin’in üzerine bir gölge gibi düştü.

"Annemin ne yapmaya çalıştığını engelledim diye rahatsız mı oldun Narin?" dedi Karan, sesi tehlikeli bir şekilde alçalarak. "Yoksa o kadının gerçekten kuma olarak kalmasını mı tercih ederdin?

Narin bu saçma suçlama karşısında yerinden fırladı. Gözleri öfkeyle parlıyordu, az önceki o sakin duruşu bir anda yerini hırslı bir diklenişe bıraktı.

"Ne münasebet!" diye sesini yükseltti Narin, parmağıyla Karan’ın göğsüne hafifçe vuracak kadar yaklaşarak. "Senin hayatın, kiminle evlenip kiminle kalacağın umurumda bile değil! Ama beni buraya kapatıp, kendi ailemin üzerinden bana ceza keserken, başkalarını bu konağa oyuncağınız gibi getiremezsiniz. Ben o kuma lafını duyduğumda midem bulandı, çünkü senin o kibirli gururunun bunu yapamayacağını bildiğimden değil... Sadece bu konağın ne kadar çürümüş olduğunu bir kez daha yüzüme vurduğu için!"

Karan, Narin’in parmağının dokunduğu yerde adeta bir kıvılcım koptuğunu hissetti. Kadının gözlerindeki o ateşe, o boyun eğmez öfkeye baktıkça içindeki o bastırılmış duygu daha da büyüyordu. Eli istemsizce Narin’in bileğine gitti; ne çok sıkı ne de bırakacak kadar gevşek tuttu.

"Çürümüş olan ne biliyor musun Narin?" dedi Karan, sesi adeta fısıltı gibi ama bıçak keskinliğindeydi. "Senin o her şeye rağmen kaybetmediğin bu dik başlılığın... Bana her defasında 'ben buradayım ve teslim olmayacağım' deyişin."

Narin bileğini hızla Karan’ın elinden kurtardı, nefes nefese kocasının gözlerinin içine baktı. "Teslim olacağımı mı sandın? Beni bu odaya hapsedip, adımı lekeleyip, bir de üstüne o kadını gözümün önüne getirerek beni yıkacağını sandıysan... Çok yanılıyorsun Karan Sancak. Ben o lekeyle yaşamayacağım, o suçlamaları da tek tek üzerimden atacağım!"

Karan, kadının bu kararlılığı karşısında bir an soluğunu tuttu. İçindeki o intikam hırsı ile Narin’e duyduğu o karşı konulamaz çekim birbirine karışırken, kapı dışarıdan hızla çalındı ve ardından Melek'in telve gibi soluk soluğa sesi duyuldu:

"Ağam! Karan ağam, acil gelmeniz lazım... Aşağıda... Aşağıda büyük bir sorun var!"

Karan’ın gözleri Narin’den bir anlığına ayrıldı. Odadaki o gerilim dozu doruktayken, kapıya doğru dönmek zorunda kaldı. Sancak Konağı’nda sular asla durulmuyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.