barbaltac: Çiçekler kimden?
barbaltac: Ben yollamadım, bir de zarf vardı sanki elinde.
barbaltac: O ne?
barbaltac: Ne yazıyor kağıtta?
(...)
gungokyil: Çiçekler kimden derken?
gungokyil: Nasıl sen yollamadın?
gungokyil: Ben sen yolladın sandım.
gungokyil: Zarfın içinde de balo davetiyesi vardı.
gungokyil: Dikkatli bakmadım.
gungokyil: Gitmem diye yani.
barbaltac: Atsana fotoğrafını bana.
barbaltac: Ayrıca o çiçeğe bir daha öyle sıkı sıkıya sarılma.
barbaltac: Ben sana çiçek yollarsam adımı soyadımı da veririm ayrıca.
barbaltac: Başka birisi var sandım.
gungokyil: Kıskandın yani?
gungokyil: Bir çiçekten..?
barbaltac: Hayır canım, çiçekten ne diye kıskanayım.
barbaltac: Kim gönderdiyse ondan kıskandım.
gungokyil: Ben de yedim ya.
barbaltac: Güneş!
gungokyil: Tamam, demedim bir şey.
gungokyil: Davetiyeyi bulursam atayım sana.
gungokyil: Nereye koyduğumu hatırlamıyorum şu an.
gungokyil: Çok hızlı bir çekim gerçekleştirdiğimiz için de yorgunum ve uykum var.
barbaltac: Geleyim mi yanına?
gungokyil: Neden?
barbaltac: Bacakların ağrıyordur. Masaj yaparım. Tüm gün ayakta durdun, oturma fırsatı dahi vermediler.
barbaltac: Kucağımda uyuturdum hem seni.
gungokyil: Barin...
gungokyil: Gelsene yanıma.
barbaltac: Gelirsem yanına öpmeden de durmam ha.
gungokyil: Gelme o zaman.
barbaltac: Sevgilim değil misin kızım!?
gungokyil: Değilim desem ne yapacaksın?
barbaltac: Seni sevgilim olduğuna inandırmaya çalışırım.
gungokyil: Gel o zaman yanıma.
gungokyil: Bekliyorum.
görüldü
