Gece Güneş Gökyıldız
Telefonumu kucağıma bırakıp önden yola baktım. Evime uzak bir noktada çekim yapılmıştı ve şu an yoldaydık. İstanbul trafiğinde yol bir beş dakika da açılıyor yine aynı şekilde bir beş dakika da kapanıyordu ve ben bundan aşırı sıkılmıştım.
Eve kadar yürümek istiyordum bu sebepten ama aşırı yorgundum.
Gözlerimi kapatıp başımı arkama yasladım. Araba aniden hızlandı yavaşladı derken ani frenle durdu. O sarsıntıyla kendime gelmem uzun sürdü.
Ön koltukların arasından başımı uzatıp, ne olduğuna baktım. Şoförüm bile şoktaydı.
Önümüzde bir araba durmuştu. Plakası arabamın yani range roverimin yüksekte kalması dolayısıyla görünmüyordu.
"Bu kim?"
"Bilmiyorum Gece Hanım. Şimdi öğreniriz derdini." Şoför kapıyı açtığında önümüzde duran arabanın sahibi aşağıya indi. Arkasını da dönmesiyle onun Barin olduğunu gördüm. Aptal çocuk.
Şoförün kolundan tutup inmesine gerek olmadığını söyledim. Ben ise sırtımı geri yaslandığım koltuğa verip bekledim. Barin gelip kapımı açınca bıkkınca ona baktım.
"Selam sevgilim."
"Ne yapıyorsun?"
"Sen beni yanına çağırınca ben de koşa koşa geldim."
"Evime gelmeni istemiştim aptal!"
"Eve gitmeden ben de seni kaçırmaya geldim işte!" Derin bir of çekip elime telefonumu alarak arabadan indim.
"Nereye gideceğiz?"
"Güzel bir kaçamak yapacağız." Belimden tutup beni kendine çekti.
"Saçma saçma konuşuyorsun!" Dudaklarını birbirine bastırdı. Ne yapmayı planladığını ise o an anladım. Anladım ama çok geç kalmıştım.
Beni bir çırpıda kucağına almıştı. Telefonum elimden kayıp yeri bulurken o şaşkınlıkla şoförün yanıma gelmiş olduğunu ve Barin'le kavga etmeye hazır olduğunu fark etmemiştim bile.
Bir on dakika geçti ya da geçmedi bilemedim kendime geldiğimde.
"İyiyim ben. Yok bir şeyim!" Şoförümü de ikna edene kadar da canım çıkmıştı. Sonunda ise ikna olduğunda hala Barin'in kucağında, bir elim şoförüme uzanmış bir halde duruyordum. Nazikçe sorduğum soruya ise elime telefonumu almamla cevabımı almış olmuştum.
"Sen eve gidebilirsin. Soran olursa da sevgilimle olduğumu söylersin. Tamam mı?" Şoför başıyla beni onayladığında, arabadan çantamı veren de o oldu.
Sonunda Barin beni kendi arabasına bindirdi. Lamborghiniydi arabası. En sevdiğim modellerden biriydi hem de.
"Topuklularını çıkar." Kaşlarımı çatıp ona baktım.
"Ne demek istiyorsun?" O da arabayı çalıştırmadan önce bana döndü. Benim onun dediğini yapmayacağımı anlamış gibi sol bacağımın ekleminden tutup, ayağımdaki ayakkabıyı çıkardı ve olduğu yere bıraktı. Bacağımı da alıp kucağına koydu. Aynı şeyi diğerine de uyguladığında dudaklarımı birbirine bastırmış bir halde öylece izledim onu.
Sonunda arabayı çalıştırdığında, bir eliyle direksiyon hakimiyetini sağlarken diğer eliyle ağrıyan ayaklarıma masaj yapmaya başlamıştı.
Serseriydi ama benimdi. Benim serserimdi.
Sevgili olmadığımızı söylemeyecektim. Çünkü bunu bir randevu, güzel bir kaçamak olarak sayacaktım.

