İçeriğe geç

Sana Teslim Oluyorum

Bölüm 10 · 11 dk okuma

Sana Teslim Oluyorum

Bölüm 10

ŐNCŰ

Ani gelen ilhamla, alev alev bir bölüm atıyorum buraya.

Yüsra kapıyı kapattı. Ellerinin titremesini saklamak için, evin içinde işe girişti. Adamın da odanın ortasında, sudan çıkmış balık gibi durduğunu fark etti. Yüsra biraz üşüdüğünü hissediyordu. Titredi ve adama bakmadan sobaya ilerledi. Kapağını açtığında içini doldurmayı unuttuğunu fark etti.

Adam arkasından geldi ve öne eğildi. Yüsra'nın omzu adamın sıcak göğsüne değdi. Kulağının arkasından konuştu. Yüsra bunu omurgasına kadar hissetti.

"Sobayı doldurmamız gerek."

Yüsra doğrulamadan adam dışarı çıktı. Elinde odun ve kömür dolu kovayla geri döndü. Yüsra daha önce hep kendi yaptığı için, adamın kendinden çok daha hızlıca doldurup ateşlemesini hayretle izledi. Soba tutuşunca üstüne su koymak için harekete geçti. Çay içmeliydi. Banyo etmesi de gerekiyordu ama adam evin içindeyken bunu düşünemiyordu bile. Üstelik, eskiden eve gelir gelmez üstünü değiştirirdi. Şimdi şalını bile çözmemişti. Beyaz elbisesi yer yer kirlense de, kendine üstünü değiştirme izni vermedi. O kadar rahat davranamazdı.

Sobanın üstünü doldurduğunda, adamın onu seyrettiğinin bilinciyle sordu. "Açsın değil mi?"

Tugay incelediği kitaplardan uzaklaşarak ona döndü. "Ne pişirmeyi planlıyorsun?"

Yüsra planlamamıştı. Tugay'ın ne yediğini, yemediğini bile bilmiyordu. "Ne seversin?" diye sordu. Hallerine gülmek istedi. Ama ağlamak da istiyordu. Neredeyse dört senedir aşık olduğu adamla evlenmişti. Üstelik onun ne yediğini, nasıl uyuduğunu, ev halini bile bilmiyordu.

"Yemek ayırmam," dedi Tugay. "İstersen yardım edebilirim."

Yüsra kızardı. "Fena olmaz."

Yolda pek konuşmamışlardı. Arada inceleyenler olacağı için aynı evde olmak zorundaydılar, bunu tabur komutanı bizzat söylemişti. Hatta artık Tugay'a akşamları evine gitme izni verilmiş, uzun bir zaman diliminde nöbetini de arkadaşları almıştı. Yüsra bu kadar sıkı denetlenmelerini anlamıyordu. Ama zaten Yüsra'ya göre evlilik oyuncak değildi. Tugay bu işe nasıl bakarsa baksın, Yüsra için Allah katında evli olmaları işi ciddi kılıyordu.

Ama iş şurada kopuyordu. Gerçekten evli gibi davranmak vardı, bir de bunu uygulamak... Daha önce istese bile dokunamadığı adam bir adım ötesinde, ona helaldi ancak Yüsra onun ne istediğini, ne beklediğini bilmiyordu. Belki de adam mesleğini kurtarmak için bir süre evli kalmak, sonra da boşanmak isteyecekti. Yüsra bunu gururuna yedirmezdi. Düşüncesi bile korkunçtu.

"Ne düşündüğünü sormaya korkuyorum." Adam buzdolabına bakarken konuştu. "Düşünmeyi şimdilik bir kenara bırak. Aç karnına kafan çalışmaz."

Yüsra iç çekti. "Ev bir erkekle yemek yapıyor olduğuma inanamıyorum sadece."

Tugay ona gülümseyerek baktı. Belli ki bu sözler hoşuna gitmişti. "Daha önce bir erkekle yemek yapmadığın için mutluyum."

Yüsra kızardı. Böyle sözler söylerken nasıl etkilenmezdi? Nasıl gerçek bir evlilik gibi görmez ve adamın kendine alaka duyduğunu düşünmezdi? Eski Tugay'a öyle çok benziyordu ki...

Yüsra dolaptan malzemeleri çıkardı. Adama seçenekler sundu ve beraber soslu tavuk yapmaya karar verdiler. Yüsra temizledi, Tugay sosunu hazırladı. Ne kadar ince ve iyi çalıştıklarını görmek Yüsra'yı derin bir üzüntüye soktu. Yine kendine şunu sordu. "Üç yılımızı heba mı ettim?"

Yemek hazırlanırken Tugay ağzını açmadan şarkı mırıldandı. Yüsra, onu izlerken izlemiyormuş gibi yaptı. Ekmek doğradı, tepsi hazırladı ama tüm bunlar olurken, adamın garip bir şekilde mutlu gözüktüğünü fark etti. Onun da içinde endişeden çok merak ve heyecan vardı. Bu yeni dünyaya nasıl alışacaktı? Arsızca sordu kendine. Ondan ellerini nasıl uzak tutacaktı? Düşüncelerinin kaydığı yönü fark edere daha beter kızardı. Ondan kaçar gibi sofrayı kurdu. Tugay, tavuğu hazırladığı tavayı getirdi ve köy sofrasını andıran sofralarının etrafına kuruldular. Elektrik o anda gitti. Yüsra artık alıştığı için uzandı ve bulabildiği bir kaç mumu yaktı. Sobanın önünden yansıyan ateş sofrayı aydınlatıyor, gölge oyunları oynuyordu. Yüsra oturdu. Tugay da küçük sofrada tam yanına oturdu.

Yüsra çatalı önüne bıraktı. Adamın koca elleri çatala uzandı ve yemeği yemeye başlarken, dirsekleri ara sıra birbirine çarptı. Ama ikisi de uzaklaşmadı. Yüsra kalbinin yumuşadığını hissetti. Öyle bir hafiflemiş hissediyordu ki, şimdi bahsi geçen bulutların üstünde oturmuş gibiydi. Dış kapının ardından ki her şey oraya aitti. Burası farklı bir dünyaydı. Bu an, ömrünün en farklı anıydı. Daha önce benliğinden bu kadar uzak kalmamıştı. Sadece duygudan ve heyecandan ibaret olmamıştı.

"Yemek güzel olmuş," diyebildi. "Ellerine sağlık."

"Senin de," dedi adam. Sonra yeniden sustular. Yüsra sessizlik uzadıkça, duygularının daha farklı bir yöne kaydığını hissetti. Tugay isteksiz ve mecburi hissediyor olabilirdi. Ondan bu kadar kısa kelimeler kullanıyor olabilirdi. Mesleği bırakacak kadar uzak kalmak istiyor olabilirdi. Sofrayı kaldırdıklarında, Yüsra artık kara bulutların üstündeydi. Üstünde şimşekler çakıyor ve kalbine yağmur yağıyordu. Ahmaktı. Mutluluk sarhoşuydu. En önemlisi aşıktı. Zamanında kırık döktüğü bu adama aşıktı.

Bulaşığı yıkamaya başladı. Adamın ona yardım etmesini istemedi, "Ben hallederim," dedi ama adam onu dinlemedi. Yüsra hırçın ellerine söz geçirmedi. Bir tabağı istemeden kırdığında, Tugay köpüklü eline uzandı ve çeşmenin altına tuttu.

"Sakinleşene kadar odaya git," dedi yine gözlerine bakmadan. "Ben yıkarım."

Asileşen ve hırçınlaşan Yüsra oradan uzaklaşmak istediğine kanaat getirdi. Gidip yatağını kurdu. Erkenden uyursa belki de bugünü atlatır ve yarın sağlıklı düşünürdü. Adamın yatağını da diğer pencerenin önüne kurdu. Onun soğukta yatmasına yüreği el vermedi. Zaten elinde yer yatağı da yoktu.

Sorun şuydu. Nasıl kıyafetleriyle uyuyacaktı? Üstüne daha rahat bir şeyler geçirmek istiyordu ama yanlış anlaşılmaktan korkuyordu. Yatağına oturup sobayı seyrederken, adamın mutfakta işini bitirme seslerini duydu. Havlunun çekilme sesini işitti. Elini kuruluyordu. Sonra muma üfleyen nefes sesini işitti. Salonda adım seslerini... Odaya girdiğinde, sıcaklığını bir ses gibi hissetti. Gözlerini yerden kaldırmadan bekledi. Adam odanın girişinde donmuş gibiydi.

"Yatakları kurmuşsun," derken sesi garipti. Yüsra ona baktığında, adamın yataklara değil, ona baktığını fark etti. Zorlukla yutkundu ve gözlerini kaçırdı. Adama kaçış şansı veriyordu.

"Kurdum."

"İyi düşünmüşsün." Nefes verdi ve sordu. "Üstümü nerede değiştirebilirim?"

Yüsra karşı odayı gösterdi. "Orada bir dolap var. Çantanı koyabilirsin. Sonra yerleştiririz."

Adam başıyla onayladı ve üstünü değiştirmeye gitti. Yüsra eşarbıyla beraber yatağa uzandı ve yastığa akan gözyaşlarına anlam vermedi. "İyi düşünmüşsün," demişti. "İki ayrı yatak, bu evliliğin gerçek olmadığının en büyük kanıtı," dese yeriydi. Yüsra test etmiş ve onaylamıştı. Dudakları titrerken sessiz kalmaya ve bu zehir gibi geceye uyumaya çalıştı.

...

Tugay derisinden memnuniyetsiz, ateş gibi yanan kalbinin yangınını söndürmeye çalışarak giyindi. Öfke ve hayal kırıklığıyla doluydu. Ona daha ne göstermeliydi? Allah katında karısı yapmıştı. Bunun gerçek olmasını istediğini nasıl belli edebilirdi? Ayrı yataklar mı? Tugay onu deli divane ister, ona sarılmak, kokusunu bir kere olsun bizzat koklamak için yanıp tutuşurken, kız kendini Tugay'dan uzak tutmak için ayrı yataklar kurmuştu. Genç adam giyindi ama bir süre kapıya alnını yaslayıp bedenini sakinleştirmeye çalıştı.

Eskiden beri kısıtlamalara gelemezdi. Ailesi onu her konuda açık sözlü ve disiplinli yetiştirmişti. Ancak kendiyle ilgili kararlar verirken, kendini kısması gerekmemişti. Bir şeye istediğinde uzanır, dokunurdu.

Yüsra dışında...

Ömrünün en büyük özlemi bir kapı uzağında, dokunma izni varken orada uzanıyor ve Tugay'a set çekiyor. Bir yorganın ayıracağı set... Tugay yorganı, koltukları, mesafeyi ateşe vermek istedi. Engelleri ateşe vermek istedi. Yarın için düşünürdü. Bugün, ona dokunmak için kavrulduğu bugün onu ne engelleyecekti?

Odaya girdiğince, Yüsra'yı kıyafetleriyle ve eşarbıyla büzüşmüş, uzanırken buldu. Uyumuş muydu? Tugay cehennem azabı çekerken, Yüsra nasıl uyuyabiliyordu? Bu kız adama bakmayı, yakın durmayı hiç mi istememişti? Belki de ağabeyi değildi tek engel. Belki de, Tugay'ın onu istediği gibi adamı istememişti. Genç adam öfkelense de ses çıkarmadan yatağa girdi ve yüzü kıza dönük uzandı. Nabzı fırlayacak gibiydi. Kokusu odayı doldurmuştu. Yorgunluktan bitkin halde olsa da uyuyamazdı. Nefesini dinlemeye çalıştı. Ancak bu anda, hıçkırığı andırır bir ses duydu. Bir kere daha düşünmeden yorganı üstünden attı ve ağız dolusu küfür ederek kıza koştu.

Yorganı yüzünden çekti. Onun uyumadığını, ağladığını gördü. İçi paramparça oldu. Mumu çekerek yakınına koydu ve yüzünü elleri arasına aldı.

"Neden ağlıyorsun İnci?" diye sordu. Kalbi kırıldı. Onunla evlenmekten pişman mıydı?

Genç kız iç çekti ama yüzünü kaçırmaya çalıştı. "Beni bırak, uyu. Sadece içim doldu."

"Uyuduğunu sanıyordum. Neden ağladığını söylemeyene kadar yakanı bırakmayacağımı biliyorsun."

Genç kız onu ittirdi. "İşte bu huyundan nefret ediyorum!" dediğinde Tugay'ın kalbi daha çok kırıldı. "Neden peşini bırakmıyorsun?"

"Bırakamıyorum!" Tugay kendine kızsa da eğildi ve kızın alnına alnını yasladı. Yaşlı yanaklarını avuçlarıyla sildi. "Anlamadın mı halen? Seneler geçti, bırakamadım."

Kızın gözleri kocaman açıldı. Mum ışığında daha yeşil görünüyordu. Teni ışıldıyordu. Koku Tugay'ın genzini yakıyordu.

"Pişman mısın?" diye sordu Tugay içi kan ağlasada.

Kız "Ne?" diye sordu.

"Ağlıyorsun," dedi Tugay. "Pişman olmasan ağlamazdın."

Yüsra inanamıyormuş gibi kafasını iki yana salladı. "Pişman olan sensin."

"Nereden çıkardın?"

"Çünkü yol boyunca konuşmadın. Çünkü mesleği bırakmayı, benimle evlenmeye yeğledin. Çünkü... Çünkü benden ayrı uyumak istedin."

Tugay inanamadı. Kıza bakarken hareketlerine anlam vermeye çalıştı ama tutarsızlıklar, yanlış anlaşılmaları doğurmuştu.

"Konuşmadım çünkü konuşursam herşeyin bozulacağını düşündüm."

"Ben söylemesem, benimle evlenmek yerine mesleği bırakacaktın."

"Ağabeyini ne kadar sevdiğini biliyordum. Benimle evlenmektense, mesleğini bırakacağını düşündüm. Bunun senin için yapmak istedim."

Kız susup gözlerine bakınca, Tugay sessiz sorusuna cevap verdi.

"Odaya girdiğimde iki yatak gördüm. Yol boyunca seni kollarıma almayı hayal ettim ama senin sınır koyduğunu sandım."

Yüsra gerçek olup olmadığını anlamak için gözlerine bakmaya devam edince, Tugay dayanamadı ve yüzünü ona yaklaştırdı. Ellerine söz geçiremedi ve dokunmaya kıyamadığı yanaklarında ellerini gezdirdi. "Seni yakından görmeyi hayal ettim. Sadece kocana sakladığın saçlarını, teninin ışıltısını, kokusunu... Ama sen beni onlardan da mahrum ettin."

"Ben Allah katında evet dedim," dedi kız. Tugay başıyla onayladı.

"Ben de Allah katında kocan olacağımı söyledim."

Yüsra bir süre yüzüne bakınca, Tugay dayanamadı. Burnunun ucunu öptü. Teni ateş gibi dudaklarını yaktı ama oradan kaldırmadı. Sevgiyle, yanaklarına doğru sürttü. Kalbi gümbürdüyordu. Avuç içleri terliyordu. Bedeni bir yay gibi gergindi. Daha önce kimseye böyle dokunmamıştı. Daha önce böyle bir heyecanı hissetmemişti. O sert bir adamdı. Silah tutmaya, ateş etmeye, toprakta yuvarlanmaya ve düşmanla çatışmaya alışkındı. Daha önce böyle kıymetli bir varlığa dokunmamıştı. Bir kadını Yüsra'yı istediği gibi istememişti. Ona dokunacağı hayal bile edemezdi. Şimdi sınırsız özgürlüğü vardı ve nereden başlayacağını bilmeyen acemi bir er gibiydi.

Kızın nefesi yanağına çarptı. Tugay seslendi. "Yüsra..."

Kızın sesini duymaya, gerçekliğini teyit etmeye ihtiyacı vardı. Yüsra kollarında pamuktan ateş topu gibiydi. Hem sıcak, hem yumuşak. Sakinleştirip, demleyen. Kız utanarak elini aralarına koydu. Amacı onu itmek miydi, çekmek mi bilmiyordu Tugay. Ama sakinleşmek zorunda olduğunu biliyordu. Yine de öpmeye ara veremedi. Çenesini, göz kapaklarını öptü. En çok istediği yanağının üstündeki gamzeye özenle dudaklarını dokundurdu.

"Burayı öpmeyi hayal ediyordum," dedi ağır bedeniyle onu ezmemek için kollarına yaslanırken üstün bir çaba sarf ediyordu. Güçsüz ve ona muhtaç hissediyordu. "Bu bal çukurunu öpmeyi çok istiyordum."

Gamzesini defalarca öperken, nihayet kızın sesi duyuldu. "Tugay..."

Genç adam sarhoşluğun etkisiyle fısıldadı. "Efendim aşkım." Yanağından dudaklarına doğru indi. Yanacağını bilse, dünyanın yok olacağını düşünse bile bunu yapacaktı. Onun tadına bakacaktı. "Söyle İncim. Söyle bal."

Kız ağzını konuşmak için açtığında, Tugay onu hazırlıksız yakaladı ve dudaklarını dudaklarına kapattı. Tugay İnci'den önce bir kaç kadını öpmüştü. Yaşantısı göz önüne alınınca, namuslu bile sayılırdı. Ancak şimdi pişmanlık duyuyordu. Onun ilki olduğunu biliyordu, acemi dudakları altında titrerken bunu kavrıyordu.

Pişmandı çünkü İnci'den önce öptüğü herkes ziyandı. Kendine ve onlara haksızlık etmişti. Dudakları da, kalbi de, ruhu da bal tadında karısına, İnci'ye aitti.

O sözcüğü sesli söylemek için dudaklarını hafifçe araladı. "Karım," dedi yüksek sesle. Kızın gözler yakın mesafeden açıldı. Yanakları kıpkırmızıydı. Nefes nefese ve utangaçtı ama alevler gözbebeklerinden yansıyordu. Bu mumun alevi değildi. Kızın aleviydi. O da Tugay'ı çok istiyordu.

Tugay bundan sonra aklını yitirdi. Eşarbını açması için geri çekildi ve uyardı. "Eşarbını çıkar." Kendi beceremez ve canını yakardı. Kız tedirgin ve utangaç bakışlarını kaçırıp eşarbını açmaya başladı. Tugay elektrik olmadığı için üzüldü. Onu aydınlıkta görmek isterdi. Ateşin saf hali gibi sapsarı saçlar mumun ışığıyla buluşunca, Tugay bir süre sadece bakabildi. Kız kendinden rahatsız elini saçlarına sürdü. Tugay onun ellerini kıskanarak, elini uzattı ve kızın okşadığı tutamı parmaklarıyla okşadı. Saçına elini sürerek boynuna geldi ve elbisesinin düğmelerini açmaya başladı. Boynunu açtı ve orada onu selamlayan küçük, kırmızı lekeyi sanki yerini biliyormuş gibi buldu.

Daha önce güzel olduğunu sanıyordu. Güzeldi de. Ama şimdiki görüntüsünü gördükten sonra, bundan ayrı tek bir saniye hayal edemiyordu. İçindeki o yabani erkek yanı, onu ilk kez kendi gördüğü için gururluydu. Ona sahip olduğu için göğsü şişiyordu. Kıymetli inciyi gerçekten bulmuştu. Onu yerinden çıkarmış ve avuçlarına almış, ışıtısıyla büyülenmişti.

"Bir şey söyle," dedi kız titrek sesiyle. Tugay o zamana kadar kızın onay bekleyeceğini düşünemişti.

"Gördüğüm en güzel şey sensin," dedi sadece. Yüsra'nın yanakları tatlılıkla kızardı.

"Abartıyorsun."

Tugay öne eğildi. Kızın nabzının üstündeki kızıl lekeyi öptü. Nefes nefese sesi kulaklarına yansıdığında gülümsedi.

"Tugay?" diye seslendi kız. Tugay kafasını kaldırdı ama onu öpmeden duramıyordu. Çenesini öperek sordu. "Efendim İncim."

Onun çenesini tutarak gözlerine bakmaya çalıştı. Ciddi yüzünü gören Tugay sersemledi. Gözleri halen sulu suluydu.

"Bu olursa, gerçek olur," dedi. Tugay neden bahsettiğini anlayamadı. Yüsra üsteledi. "Geldiğin yer için evlilik ya da kendini vermek basit gelebilir ama ben Allah katında kendimi sana veriyorum. Eşin olmayı kabul ediyorum. Bunun şakası yok."

Tugay onun avcunu aldı ve gümbürdeyen kalbinin üstüne koydu. "Sence şaka mı yapıyor?" diye sordu kalp sesini dinlemesi için biraz süre verdi. Yüsra onun elini aldı ve kendi göğsünün üstüne koydu. Alev almış gibi görünen saçları, yeşil-ela gözleri, parlak teni ve sıcaklığıyla, Tugay'ın gerçek olduğuna inanamadığı serabı kollarının arasındaydı. Kalp atışlarının benzediğini fark etti. İkisi de sanki koşmuş, yorulmuş gibiydi.

Tugay onu dirseğinden tuttu ve yatağa yatırdı. Kendi de kısmen üzerine uzandı. Yüzlerini hizaladı. "Durmamı istiyorsan şimdi söyle," dedi. "Senelerdir bu anı bekliyorum. Duramam."

Yüsra yutkundu. Kafasını iki yana salladı. Tugay, dudaklarını tekrar kapattığında, kızın kendine teslim olduğunu fark etti. İncisi, karısı olmuştu. Tüm bunlar sadece bir kaç gün içinde olmuştu. Şimdi onu böyle tutuyor, sahipleniyor, kucaklıyorken; ona zarar verecek olan herhangi birini öldürmek daha kolay geliyordu. Kollarıyla ince belini sıkıca kucakladı ve kendi kaslı bedenine yasladı. Ona kalkan olurdu. Gerekirse, onun için ölürdü.

Bölüm sonu

8 yorum