İlk ders başladığında Lina sınıfa girdiğinde karşılaştığı manzara hiç hoşuna gitmedi.
Boş kalan tek sıra…
Aras’ın yanındaki sıraydı.
Lina öğretmene baktı.
“Hocam başka yer yok mu?”
Öğretmen sınıfa göz gezdirdi.
“Yok Lina. Şimdilik Aras’ın yanında oturacaksın.”
Aras sandalyesine yaslandı.
“Benim için büyük şans.”
Lina ona ters ters baktı.
“Benim için değil.”
Sınıftan birkaç kişi güldü.
Lina oturdu ve çantasını masanın altına koydu.
Aras birkaç saniye onu izledi.
“Bu arada.”
Lina cevap vermedi.
“Benimle konuşmaman gerektiğini söylemedim.”
“Ben de seninle konuşmak istediğimi söylemedim.”
Aras hafifçe güldü.
“Tamam, yeni kız. Anlaştık.”
Lina defterini açtı.
Fakat ders boyunca bir şey dikkatini çekti.
Aras sürekli sınıftaki insanlarla dassak geçiyor, öğretmenin sorularına bilerek yanlış cevaplar veriyor ve herkesi güldürüyordu.
Herkes onu seviyordu.
Ama Lina nedense ondan hiç hoşlanmıyordu.
Daha doğrusu…
Aras’ın herkese karşı bu kadar rahat olmasına rağmen gözlerinin sürekli etrafı kontrol etmesini garip buluyordu.
Sanki bir şey saklıyordu.
Teneffüste Lina sınıftan çıkarken biri önüne geçti.
Aras’ın arkadaşlarından biri.
“Yeni kız.”
Lina durdu.
“Ne?”
“Aras’la kavga etmeye devam edecek misin?”
“Bu kavga mıydı?”
Çocuk güldü.
“Sen daha Aras’ı tanımıyorsun.”
Lina kaşlarını çattı.
“Tanımak gibi bir planım yok.”
Tam o sırada Aras arkadan geldi.
“Bence de tanımasın.”