İçeriğe geç

Saman Sarısı

Bölüm 3 · 12 dk okuma

Saman Sarısı

Bölüm 3

BÖLÜM ÜÇ

Keyifli okumalarr

Bazen, hiç çıkmaz dediklerimizi hayatımızdan çıkartmak veya uzaklaştırmak zorunda kalırız. Bir zamanlar en sevdiklerimiz, en uzaklaşmak istediklerimiz olur. Hayatın bir çeşit oyunudur bu ama bir şey net kim hayatımızdan çıkarsa çıksın; ölmeyiz.

Ölür gibi hissederiz belki, mutsuz hissederiz kendimizi ama hepsi bu.

Şunun net olarak farkındayım, hayatından ailen dahil herkes çıkabilir. Şu an hayatımızda çok güzel arkadaşlar, aile, sevgili veya eş olabilir ama bu onların hep hayatımızda kalacağı anlamına gelmez.

Bunu küçük yaşta biyolojik ailemin, gidişiyle farkına vardım, iyi ki de vardım.

"Meli, bu ısındı galiba ya," düşüncelerimden çıkıp, yanımda irmik helvasının, süt şerbetini ısıtan Betül'e çevirdim kafamı. Kaynamak üzere olan şerbeti gördüğümde sinirle kapattım ocağı, "Bide ısındı galiba diyor ya, kızım kaynamak üzere!"

"Ayy,"

Gülüp, "Ayy ya, ayy!" dediğimde aklına bir şey gelmiş olmalı ki bu sefer o bana sinirle döndü, sağ elini kaldırıp işaret parmağını kaldırıp salladı "Bana bak! Bu helvadan, o Altay kişisi falan yemeyecek değil mi? Vallahi tükürürüm, şerbete." dediğinde istemsizce güldüm, kavrulan helvanın altını kısıp, "Hayır balım, sadece bize bu helva," dedim, zaten Altay helva değil sütlaç aşığıydı. Bu yüzden ona fırın sütlaç yapıp götürmüştüm.

Betül rahat bir nefes verip, "Heh, iyi ödüm koptu bide o kadar fıstık koyduk, bu fıstık ne kadar biliyor musun sen?"

Tek kaşımı kaldırıp, "Ben aldım, biliyorum tabi ki de," dediğimde, genişçe gülümseyip "Doğru," gülüp onu biraz kenara ittim helvaya süt şerbetini eklerken sıçrayıp ona gelmesin diye.

Böylede, düşünceli bir kadınım biliyor musun?

Çalan zille, Betül üşene üşene açmaya gitti kesin Gözde gelmiştir. "Kolay gelsin ustam," diyen sesle tahminim tutmuştu mutfağa giren Gözde'ye bakıp, "Eyvallah ağam, hoş geldin."

Hoş geldin faslından sonra irmik helvasını dinlendirmeye bırakıp salona geçtik.

Gözde, "Betül, senin kuzen tahmini ne zaman gelir ya?" dediğinde, yerimde dikleştim "Aynen ulan, iki haftayı aşkındır menajerim yok!" diye isyan edercesine konuştuğumda Betül, oflayıp "Bilmiyorum ki ya sözde çarşamba geliyordu pazar oldu hâlâ gelmedi, her sorduğumda gün vermeden "az bir işim daha var," deyip duruyor biliyorsun ki," dediğinde kafamı salladım biliyordum bunları Müberra'yla konuştuğumda kendisi söylemişti ama bu kadar uzun olacağını da tahmin etmiyordum.

Müberra; hem benim sağ kolum biricik menajerim hem de Betül ün en sevdiğim kuzeni. Diğer kuzenlerini tanımamam dışında problem yok.

Menajerliğimi başta abimin ayarladığı Fuat abi yapsa da sonradan onun o ağır halinden epey bunalmıştım ve o an imdadıma Müberra yetişti, 22 yaşında olmasına rağmen epey çalışkan ve disiplinli biriydi.

Tabii bu iki haftayı aşkındır Güney Kore'ye gidip dönememesi dışında problem yok. Güney Kore'ye yeni basılacak kitabımızı tanıtmak için gitmişti, normalde benimde gitmem gerekirdi ama maçlarımdan dolayı toplantıya online olarak katılmıştım.

Bir süre kitap hakkında konuştuktan sonra helva yiyip, çay içmeye başlamıştık. Gözde, çayından bir yudum alıp "Bu helva kavurma nereden çıktı?" dediğinde elimi sallayıp öylesine sallayıp, "Öyle bir içimden geldi," dediğimde salonun kapısından gelen sesle yerimizden sıçradık.

"Selamünaleyküm, en sevilen menajer, kuzen salona giriş yaptı!"

Gözde, elindeki tabağı bırakıp damağını çekti "Aklımızı aldın bacım, ne yapıyon ya?!"

"Ula, öyle girilir mi eve? Ben sana böyle mi öğrettim?!" diye çıkışan Betül'e, Müberra rahatça "Evet," dedi, elindeki yedek anahtarı sehpaya bırakırken.

Bir dakika, Müberra geldi. İdrak ettiğim şeyle hemen elimdeki tabağı gürültülü bir şekilde masaya bıraktığımda, Müberra gülümseyip bir adım geriye gitti.

"Patro-" sinirle lafını böldüm, "Lan Müberra! Ne zamandır sen neredesin kızım?" sert olan sesimle Müberra, gözlerini benden çekip Betül'e baktığında Betül, ellerini havaya kaldırıp, "Hiç bana bakma kanks, hiç bana bakma. Ben yokum bu işte," deyip arkasına yaslanıp helvasını yemeye devam etti, Müberra son bir umut Gözde'ye baktığında, Gözde gülümseyip "Şimdi patron ve menajer arasına girmek bize yakışmaz," deyip o da helvasını yemeye devam etti.

Ellerimi belime yaslayıp, tek kaşımı kaldırdım. Müberra, boğazını temizleyip "Öncelikle, ramen ve tarz erkeklerin diyarı Güney Kore'den, tüm dünyaya selamlar getirdim." dediğinde Betül ve Gözde gülse de ben kendimi gülmemek için sıktım.

Bir ağırlığımız olsun ama değil mi?

"Müberra," dediğimde oflayıp, "Ya, patron milletin kaçarak gitmek istediği Güney Kore'ye rahatça gitmişim. Gezmeden, oranın altını üstünü getirmeden, dönmek sence de ayıp olmaz mıydı?" dediğinde kızlara bakıp "En azından dürüst ya," deyip güldüm.

Gitmeden önce zaten ben ona demiştim, güzelce gez diye ama ben bu kadar uzun olacağını tahmin etmiyordum.

Yerime oturup, karşıdaki tekli koltuğu çenemle gösterdiğimde hemen oturup yayıldı. "Neyse, hadi kıyamadım ama bir daha olursa bu kıyamayacağım anlamına gelmiyor ona göre." diye kaşlarımı çatarak konuştuğumda, "Teşekkürler efendim," diyerek gülümsedi.

"E, anlat bakalım neler dediler?" diye Gözde merakla sorduğunda, bende aklımdaki soruyu sordum "Dediklerimi uyguladın değil mi?" Betül, "Jeju adasına gittin mi?" dediğinde hepimiz anlamsızca ona baktık.

Bakışlarımızı görüp, "Benimde sorum bu, ne var?" diye çıkıştı.

"La havle," diyerek Müberra'ya döndüm. Müberra, boğazını temizleyip konuşmaya başladı.

"Kitabın konusuna, yazımına, çizimine her şeyine bayıldılar. Ki zaten bunları telefonda konuştuğumuzda demiştim, bir an önce çeviri yapılmış bir şekilde basılmasını istediklerini söylediler." bakışlarını bana çevirip omuzlarını dikleştirip, yüzüne yerleşen gururla konuşmaya devam etti, "Dediklerinin hepsini eksiksiz yaptım patron. İyice etkilensinler diye gözlerimi doldura doldura anlattım hikayeyi, zaten çeviri yapan kızda çok duygusal biri, benle beraber neredeyse ağlayacaktı ayol."

Gülüp, "Heh, güzel güzel. İyice etkilenmeleri iyi olmuş."

Müberra, en son Betül'e dönüp devam etti, "Ay oraya gidemedim abla, uzakta kalıyordu biraz ya."

Betül, "Tüh be! Neyse bir dahakine artık," deyip yüzündeki memnuniyetsiz ifadeyle konuştu.

"Ay, Müberra başka bir şey demediler mi ya?" diye merakla soru soran Gözdeyi onaylarcasına kafamı salladım.

Müberra, biraz düşünüp "Heh, şey dediler. 'Melisa Hanım, görüşmek için gelebilir mi?' ben de "no father, no!" dedim." sesine biraz abartı katıp devam etti.

"Benim patronum hem sporcu hem yazar. Çok yoğun, başını kaldıracak hali yok, bide kalkıp sizin ayağınıza mı gelsin?! Ya bu kız, insan değil mi? Kaç parçaya bölünsün, yazık günah! Çok meraklıysanız siz gelin be! Dedim." durup nefes alıp bize baktığında hepimiz tek kaşını kaldırmış, anlamsız gözlerle onu izliyorduk.

Bizlere bakıp gülümsedi, "Yani, tamam direkt böyle değil daha yumuşak bir dille dedim tabii," boğazını temizleyip devam etti, "Onlarda dediler ki 'O zaman biz, Melisa Hanım'ın bir maçını izlemeye gelelim. Öncesinde veya sonrasında bir görüşme yaparız.' zaten voleybola ve Fenerbahçe futbol takımına transfer olan Kim Min Jae sayesinde Türkiye'ye ilgilileri artmış durumda." derin nefes alıp, "Hayır yani mal bunlarda, madem ilginiz var ve takip ediyorsunuz niye beni yükseltiyorsunuz ya? Direkt gelelim deyin işte ayol." Gözde, Betül'le bakışıp bir anda gülmeye başladık.

Ayağa kalkıp, Müberra'nın yanına gidip yanaklarından tutup alnından öptüm. "Gururumsun bebişim, helal olsun." dediğimde arkamdan Betül'ün, "İkna kabiliyetiniz benden almış," dediğini duydum. Tekrar Müberra'ya dönüp, "İyi bir ikramiyeyi hak ettin," deyip göz kırptığımda, ayağa kalkıp "Vallahi mi?" diye yüksek sesle konuştuğunda, kaşlarımı kaldırdım.

Kendini toparlayıp, "Yani şimdi gerek yoktu aslında ama," deyip ellerini iki yana açıp Gözde ve Betül'e baktı, "Patronun üstüne de laf söylenmez şimdi, siz nasıl uygun görürseniz." deyip ellerini önünde birleştirip bana bakıp devam etti, "Ne zaman yatar para?"

Gözlerimi devirip, güldüm "Müberra, getirdiğin dosyaları bırak evine git ve dinlen." dediğimde derin nefes verip, "Kraliçe ayol, gerçekten kraliçe." dediğinde kaşlarımı kaldırıp gülümsedim.

Bir süre sonra, Müberra, "Uyku orucu tutmak için evime gidiyorum." deyip bizle vedalaşıp gitmişti.

///////

Gözde ve Betül oturmaya devam ederken başıma giren ağrı yüzünden ben ilaç almış, uzanıyordum. Arada sırada böyle keskin ağrılarım olurdu.

Çalan kapıyla aklıma gelen kişiyle kalkmak istesem de kendimi fazla bitkin hissediyordum.

"Altay mı gelecekti?" Gözde'nin sorusuna ben "İnşallah," derken Betül, "Allah korusun," demişti.

Gözlerimi devirdiğimde, Gözde kapıyı açmak için ayağa kalkmıştı.

"Çiçeğim?"

Çiçeğin yesin seni.

Yerimde doğrulup, koltukta kalan boşluğa oturan Altay'a sarıldım "Hoş geldin bebeğim."

"Seni iyi görseydim hoş bulabilirdim." diye huysuz bir tonda konuştuğunda yanağını okşadım.

"İyiyim ki sadece ufak bir baş ağrısı."

"Bilirim o baş ağrılarını, pek ufak sayılmazlar."

Gözlerimi zar zor açık tutarken hafiften gülümsedim, "Başıma masaj yaparsan ağrı ufak olur ama," dediğimde başını yan çevirip bileğime bir öpücük kondurdu.

Ayağa kalkıp baş ucuma geldiğinde iyice doğrulup oturması için yer açtım, açtığım yere oturduğunda başımı dizlerine yasladım.

O güzel elleriyle, canımı yakmadan yavaş yavaş masaj yaparken gözlerimi huzurla kapattım.

Baş ağrıma rağmen dünyanın en güzel anını yaşıyor gibiydim.

///////

"Biraz sessiz konuşun Melisa'yı uyandıracaksınız."

"Uyansın dertliyim burada ben,"

Altay ve Eray'ın sesleriyle gözlerimi araladım, hâlâ Altay'ın dizlerinde uzanırken yerimde doğrulup üzerime örtülen pikeyi kenara ittim, ayaklarımı koltuktan sarkıttığımda Altay saçlarımı geriye doğru itti yavaşça.

"Daha iyi misin çiçeğim?"

Saçımdaki elini tutup avucunun içine bir öpücük kondurdum, "Sayende daha iyiyim balım," dediğimde rahat bir nefes verip gülümsedi.

Başımı bizi boş gözlerle izleyen yüzlere döndüğümde Eray'la göz göze geldim.

Eray'ın dolu ve kızarık gözleriyle kaşlarımı çattım ayağa kalkıp, "Ne oldu lan?!" diye bağırmamla Eray, bir anda bana sarılıp kafasını omzuma yasladı. İç çekme sesiyle omuzlarım düştü, hemen sarılıp saçlarını okşamaya başladım.

Kızlar ve Altay bize şaşkınlıkla bakarken, "Konuşma kötü mü gitti?" diye sordum, bugün Çisem ile görüşüp konuşacaktı kırık bir tonla, "Ne bana ne de sevgime güveniyormuş."

"Oy, benim kalbi kırık oğluşum oy,"

Bir süre sarıldıktan sonra oturduk, Eray bize her şeyi anlatırken daha kötü olmuştu.

"Kanks, keşke bizi dinleyip bugün gitmeseydin bir ya." Eray, kafasını konuşan Gözde'ye çevirip yeniden dolan gözleriyle ona baktı. Gözde, Eray'ın yeniden dolan gözleri gördüğünde "Şşş, oğlum tamam len. Hemen bir karalara bağlama düzeltiriz inşallah." diye daha yapıcı konuştuğunda Betül, "Yok ya bence düzelmez," dedi.

Betül'e uyarır gibi baktığımda Eray, başını omuzuma yaslayıp işaret parmağıyla Betül'ü gösterdi "Hep onun yüzünden oldu," dediğinde Betül, hemen kendini savunmaya geçti "Ay üstüme iyilik, sağlık. Sanki ben dedim, kıza sürekli yavşak gibi davran diye."

Eray, mızmızlanarak kafasını omzuma iyice bastırdığında sıkıntılı bir nefes verdim, kolumu omzuna atıp "Tamam ya, o şu an sinirli ve gergin olduğu için öyle yapmıştır. Birkaç güne kesin öyle davrandığı için pişman olur." dediğimde Eray, çocuk gibi omuzlarını silkti.

"Ben, onu gerçekten çok seviyorum. Pişman olup, üzülmesini istemeyecek kadar çok." dediğinde Betül, telefonunu eline alıp bir müzik açtı.

Cengiz Kurtoğlu & Hakan Altun- Yorgun Yıllarım </p>

"Yıllarca beni görmesini istedim, beni ve sevgimi." diye konuşmaya devam eden Eray ve arkadan gelen müzikle ortam iyice duygusal olunca Eray, yeniden ağlama moduna geçti üstüne bir de Gözde'nin de kendini tutmayıp Betül gibi şarkıya şiir okur gibi eşlik etmesi...

Altay'a baktığımda o da benim gibi gülmemek için kendini sıkıyordu.

"Kapanmaz yarayım, gece gündüz kanarım."

"Göz göre göre, yandı yıllarım!"

Kendimi tutamayıp, "Gönlümde açan gonca, gül olmadan kırıldı." diye devam ettim. Eray, burnunu çekip "Senin eserin bu yorgun yıllarım!" diye bağırıp ardından ağlamaya devam ettiğinde, kızlar gülse de ben ve Altay kendimizi tutup onu teselli etmeye devam ettik.

///////

Üstümü giyinip hazırlandığımda, koridora çıktım. Soyunma odası boğmuştu beni. Bugün Eczacıbaşı ile maçımız vardı, maç öncesi Kore'den gelen misafirlerimizle buluşup, anlaşmıştık. Şimdi onlar bizi izlemek adına maçımıza gelmişti, Müberra, Betül ve Gözde onlarla ilgileniyordu.

Ben düşüncelere dalmışken, yanıma gelen Çisem'le ona verdim dikkatimi, yaklaşık bir haftadır pişmanlık ve üzüntüyle dolaşıyordu. Eray ise aynı bir haftadır kendini eve kapatmış, depresyonunu ilan etmişti.

Çisem'nin asık suratına baktığımda, derin nefes verdim. Omzundan tutup sarıldığımda, kollarını belime dolamıştı, "Tamam Çisemim ya, üzme kendini bu kadar." dediğimde "Ya, o kadar çok şey anlattın. Nasıl üzülmeyeyim?" dediğinde p*ç bir şekilde gülümsedim, evet dayanamayıp Eray'ı acındırarak anlatmıştım.

Ne yapayım yav, Eray benim yavrum gibiydi. Bu yüzden, bir şekilde onun için bir konuşma yapmasaydım içim rahat etmezdi.

"Yavrucum, bu konuda az çok sende haklıydın. Ona karşı sinirliydin, e haliyle o gün öyle davrandın. Bırak şimdi geçmişi, önüne bak," kollarını tutup kendimden biraz uzaklaştırdım, yüz yüze geldiğimizde gülümseyip devam ettim, "Hem Eray'la, konuşmak istesen hemen atlar. Ayrıca, toparla kendini ya seni şimdi kesin izler o, böyle üzgün görürse daha da üzülür." dudaklarını birbirine bastırıp kafasıyla onayladı.

Tekrar sarılıp, saçlarını öptüm. Çisem, birini kırmaktan korkan biriydi. Eray'a olan tutumunu ilk haklı bulsa da Eray'ın en başından beri ona olan sevgisinden ve üzüntüsünden bahsettiğimde epey üzülmüştü.

"Sıra tahmini ne zaman bana gelir?"

Yan taraftan duyduğum en güzel sesle, kocaman gülümseyip Çisem'den ayrıldım. Hemen yan tarafıma dönüp Altay'a sarıldığımda, Çisem'nin "Vay arkadaş, ben böyle satış görmedim ya!" diye hayıflandığını duyduğumda, kafamı ona çevirip öpücük attım.

Altay, sarılmama sımsıkı sarılmakla karşılık verip saçlarımı öptü, "Ulan çok özledim," dediğinde karşılık verdim, "Ben de ulan,"

Aklıma gelen detayla kafamı çekip, Altay'ımın güzel yüzüne baktım. Ona bakmamla gülümsediğinde ellerimi boynundan çekip yanaklarına koyup okşamaya başladım, iki gündür görüşmüyorduk "Senin, bugünde akşam antrenmanın yok muydu?" kafasını olumsuz anlamda salladı, "Yarın olacak, bugün gündüz antrenmanı yaptık. Malum, Vitor Hoca falan gittiği için fotoğraf paylaşımı olmadı."

Dudaklarımı büzüp, "Yine bazı hikayeler yarım kaldı," kafasını sallayıp tekrar sarıldığında gülümseyip, kollarımı boynuna doladım.

Şu aralar, doğru düzgün görüşemiyorduk. Bu yüzden özlem fazlaca yoğundu.

Maç vaktinin gelmesiyle, Altay'dan ayrılmak zorunda kaldım. Huysuz yüzüme bakıp şakağıma dudaklarını bastırdı. "Başarılar bir tanem," dediğinde yanağını öpüp çekildim. Bize gülümsemeyle bakan Çisem'ye dönüp ardından bana bir bakış attı, "Bol şanslar diyeceğim ama şansınız zaten bol," deyip omuzumu sıvazladığında güldüm.

"Enişte, yine düşürme seansında."

///////

Bolu belediyesini, 3-0'lık farkla yenmiştik. Klasik galibiyet kutlamasından sonra hemen üstümü değişip, misafirlerimizin yanına gitmiştim. Onları uğurlamak ve bizde evlerimize dağılmak için otoparka indiğimizde gözlerim hâlâ Altay'ı arıyordu.

Maça gelen abimle beraber bir anda ortalıktan kaybolmuşlardı.

Misafirlerimizi yolcu ettikten sonra. Çisem, Gözde, Betül ve Müberra'yla araçlarımızın olduğu yere doğru ilerledik. Dışarıdaki otoparka geldiğimizde ileride hararetli bir şekilde konuşan Altay ve abimi gördüm.

"Ne oluyor, orada la?" dediğimde Gözde, "Aha, kaos!" deyip beni iyice gerdiğinde sessiz olmayacak bir şekilde yürüdüm.

Ama o kadar birbirlerini kaptırmışlardı ki, etraflarındaki hiçbir şeyi duymuyor ve görmüyor gibilerdi.

Altay bağırarak, "Melisa'nın ne kadar üzüleceğini hesaba katmadın mı? Bunu duyduğunda nasıl hayal kırıklığına uğrayacağını bilmiyor musun?" dediğinde içimi bir korku sarmıştı.

Ne oluyor?

Kızlarda benim gibi pür dikkat Altay'ı ve abimi dinliyordu. Abim, "Altay bak koçum, bu mesele seni ilgilendirme-" derken Altay lafını kesti sinirle, "Melisa'yı üzecek, kıracak her mesele beni ilgilendirir!"

Alayla gülüp devam etti, "Ya nasıl o adamla görüşüp, ona yardım edersin!?" dediğinde kaşlarım çatıldı, o adam?

Abim hiddetle, "O adam, dediğin kişi bizim babamız." dediğinde kalbime bir sancı girer gibi oldu. Bunu yapmamış ol abi.

"Evet, biyolojik babanız. Hani, Melisa'yı üzmekten başka bir şey yapmayan biyolojik babanız, sizi terk ed-" Altay sinirle sözlerini söylerken abim bir anda yakasına yapışıp, "Sus ulan!" diye bağırdığında, sinirden dolan gözlerimi kırpıştırıp, ne zaman kolumu tuttuğunu bilmediğim Betül'ün elini kolumdan çektim.

Onlara doğru ilerleyip, abimin Altay'ın üzerindeki ellerini çekip, "Asıl sen sus," diye kırık bir tonla konuştum.

Ben, ona gözlerimden taşan hayal kırıklığıyla bakarken o, sinir ve mahcup olmuş ifadeyle bana bakıyordu.

Volkan Demirel, bugün bana verdiği sözü tutmamıştı. Beni, adeta ezip geçmişti.

>

Wattpad: _52hertzz_

#çizgi2023

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.