İnsan, ailesini seçemiyor.
Hayatımın anahtar cümlesi bu. Ailemi seçemedim ama birilerini ailem yapabildim.
Birileri; daima yanımda olduklarını hissettiğim dostlarım, kardeşlerim ve kalbimde taşıdığım adam.
Ben her ne kadar ailemi seçemediğim için üzgün ve öfkeliysem, biyolojik annem ve babamda bir o kadar benim gibi bir evlatları olduğu için üzgün ve öfkeli.
Sonuçta, istenmeyerek olan bir çocuğum.
Korunmalarına rağmen olduğum için ve beni aldırmak için geç kaldıkları ekstradan öfkelilerdi, hayata ve en çokta bana. Bunu yanımda çekinmeden defalarca tartıştıklarından dolayı biliyorum.
Çünkü, ben seçtim anasını satayım doğup onların çocukları olmayı, aynen.
Onlara göre abim yeterliydi hem uslu hem yetenekli bir çocuktu. Babamın sesi çınladı kulağımda, 'Keşke erkek olsaydın, o zaman seni sevebilirdim.' evet erkek olup, abimin izinden gitseydim beni severlerdi. Neticede para ve şöhreti kim sevmez...
Onların sevgisini istemeyi bırakalı baya oluyor, hayatıma bağladıkları prangaları söktüğümde ise henüz on iki yaşındaydım. Abim, babaannem ve dedem sayesinde kurtulmuştum onlardan.
Abim, onları seviyordu çünkü ona hiçbir zararları dokunmamıştı ama beni daha çok sevdiğini söyleyip onlardan uzaklaşmıştı.
Artık sanırım, benden uzaklaşıyor.
"Kanaryam, buradaymış."
Duyduğum sesle gözlerimi devirdim, Altay'la olan tartışmalarından sonra ona hiçbir şey demeden oradan uzaklaşmıştım. Bir tek, arkadaşlarıma ve Altay'a yalnız kalmak istediğimi söylemiştim. Yalnız olmak istediğimde geldiğim yerlerden birindeydim, Şükrü Saraçoğlu stadının karşında kalan tepede oturmuş stadyumu ezberlercesine inceliyordum.
Ona dönmeyeceğimi anladığında, gelip benim oturduğum kayaya oturdu. "Bir şey sermeden oturmuşsun, karnın ağrır senin." deyip üzerindeki ceketi çıkarıp beyaz tişörtüyle kaldı. "Hadi abim kalk sereyim bunu," hiçbir tepki vermeden stadyuma ve çevresinde geçen arabaları izlemeye devam ettim.
"Eğer bunu sermezsem, yarın tüm gün karnın ağrır ve Altay'ın yanında gaz falan çıkarabilirsin."
Zihnimde, o anlar canlandığında yüzümü buruşturdum. Tamam, insanlık hali eyvallahta yine de rezil bir durum. Ona bakmadan hafifçe buz tutmuş totomu kaldırdım. Şu an zafer kazanmış gibi bana baktığına emin olduğum abim ceketini oturduğum yere serdiğinde geri oturdum.
Kendisi donmaya başlayabilir, benim için sorun yok.
"Sende üşürsün gel beraber oturalım üzerine demen gerekirdi."
Aynen, birkaç saat önce olsaydı derdim ama şimdi umurumda değilsin hacı ya, donman beni hiç alakadar etmez.
Benden bir cevap almadığında sıkıntılı bir nefes verdiğini duydum, "Senden uzak olması için yaptım."
Bana ne zaman yakın olmuştu ki?
"Senin popüler olduğunu görmüş. Sana ulaşmaya çalıştığını fark ettim ve buna engel olmak istedim sırf sen üzülme diye." burundan nefes verir gibi güldü, "Ama yine üzüldün."
Güzel para kazandığım için bana ulaşmaya çalışmıştı.
"Ne zamandan beri?" İçimdeki kırgınlık sesime yansıdı, sesimi duyduktan sonra bir süre sessiz kaldı kafamı hafifçe ona döndüğümde gözlerini kaçırdı, "İki yıl oluyor."
İki yıldır, yurt dışında uyuşturucu ve kumarla ilgilenen babasıyla ve belki de annesiyle de görüşüyordu. Ama ben bunu daha yeni öğreniyorum. Bana "Onlarla hiçbir ilişkim kalmadı artık." demesine rağmen.
"Annenle de görüştün mü bari?" az önceki kırgın sesimin yerini alay almıştı. Hiçbir cevap vermedi, veremedi. Zaten vermesine gerek yoktu, biliyorum ki kesinlikle görüşmüştü.
İçimi boğan bir sessizlik oluştu. Ne düşünüp ne hissedeceğimi bilmez haldeyim. Ne gidebiliyorum ne de kalmak istiyorum burada, en huzur bulduğum yerlerden biri olan bu yer üzerime karabasan gibi çökmüştü sanki.
"İlk başta sana paran için ulaşmaya çalışıyorlardı bunu hissetmiştim, ama son görüşmemizde bana nasıl olduğunu sordular Melisa. Bak, konuştuk onlar pişma-" o, hevesle konuşmasını sürdürürken onu böldüm.
"Pişman olup, olmadıkları zerre umurumda değil."
Sözünü kestiğim için bana sertçe bakarken derin nefes alıp önüne döndü, "Bir kere, geçmişi boş versen olmaz mı?" durgun çıkan sesiyle kaşlarım çatıldı, "Olmaz" net çıkan sesimle ellerinin yumruk olduğunu gördüm.
"Seni seviyorlar,"
"Hayır, paramı seviyorlar."
"Onları, affetsen dedemlerde affedebilir ve Türkiye'ye dönerler, iyi bir insan ve iyi bir aile olmak yeniden mümkün."
"Bensizde onlarla iyi bir aile olabilirsin."
"Sen, olmazsan eksiğiz Melisa."
Zihnimde babamın sesi yankılandı, 'Senin gibi ucube bir kızımız olmasaydı, her şeyimiz daha güzel olacaktı.'
Bu sözleri duymamın sebebi belki okul hayatında başarısız olmamdı, belki voleybol oynamak istememdi, belki sürekli hastalanıp durmamdı, belki de yaşıyor olmamdı.
Onlar için stres topundan bir farkım yoktu, başkalarına sinirlenseler bile hınçlarını gelir benden çıkarırlardı.
"Voleybolcu olacakmış hah! Sen ilk önce işe yarar bir evlat ol."
"Allah kahretsin senin gibi çocuğu!"
Babamın sesi dinerken ardından annemin sesi canlandı zihnimde. Yine kocasıyla tartıştığı bir gün, ona laf geçiremediğinde bana bulaşmıştı.
"Bu yerdeki saçlarda ne böyle?!" annemin bağırmasıyla salonda yere dökülmüş ufak saçlara baktım, erkek saçına benziyordu büyük ihtimalle abimden dökülmüştü. Kolumdan tutulup sallanmamla bakışlarımı korkuyla anneme çevirdim.
"Allah'ın cezası ben sana demedim mi bir saç telini bile yerde görürsem seni mahvederim diye!"
"A-ama bunlar benim değil ki,"
"Sus! Sakın cevap verme bana, sesinde varlığın da midemi bulandırıyor! Lanet olsun sana."
Sakinleşmek adına derin nefes aldım, gözlerimi stadyuma diktim bu sefer zihnimde Altay'ın sesi yankılandı, sanki zihnim beni sakinleştirmek istiyordu.
"Melisa çiçeğim, sen benim yaşamımda başıma gelen en güzel şeysin, varlığına şükürler olsun."
Gözlerim nemlenirken, dudağımda beli belirsiz kırık bir gülümseme belirdi.
Onlardan kurtulduğum gün benim miladımdı, o ikisinden ve vücuduma, ruhuma taktıkları prangalardan kurtulduğumda özgürdüm, bir kuş gibi.
Küçükken bastırdığım her çığlığımı, özgür olduğumda atmaya başladım. Maçta her sayı aldığımda, sinirlendiğimde, sevindiğimde, üzüldüğümde sesimin duyulmasından korkmadan her yerde içimde biriken çığlıkları attım ve atmaya devam edeceğim.
Artık, kimse çığlığımı bastıramaz.
"Eskiye dalıyor gözün." yanımdan gelen sesle ağzımdan "hıh" diye bir gülüş çıktı ilk önce, "Dalmasında ne yapsın?"
Kolumdaki saatte baktığımda 15 dakika kadar vaktimin kaldığını gördüm. Annem ve babam 15 dakika sonra net olarak evde olurlardı ve benim daha 3 dakikalık yolum vardı. Kalbim hem hızlı yürümemden hem de yetişememe korkusundan duyacağım seste çarpıyordu.
Kendi kendimi sakinleştirmeyi denedim, "Sakin ol Melisa, yetişeceksin. Hiçbir sorun olmayacak." ya da kendimi kandırıyordum belki de.
Onlardan önce evde olup sanki okuldan saatler öncesinde gelmişim gibi etrafı düzenleyip, yemekleri ısıtmam gerekiyordu. Evi sabah onlardan sonra çıktığım için toparlamıştım ama yemekler ve salata hazır değildi ve bu büyük bir sorunlardan biriydi.
Bir diğeri de şu an üzerimde voleybol şortu olmasıydı. Onlardan gizli okuldaki voleybol takımına yazılmıştım ve bugün maç vardı maçı kazanmanın mutluluğunu bile yaşamadan, okuldan çıkmıştım.
Adımlarımın yavaşladığını fark ettiğimde, ağaran belimi ve ayaklarımı umursamadan koşmaya başladım. Kararan havaya, yanından hızla koştuğum marangozları umursamadan koşmaya devam ettim.
Birkaçının bakışını gördüğümde ürküp karşıdaki kaldırımlara doğru geçtim, on iki yaşında bir kızın neden böyle koştuğunu anlamıyor olmalılardı. Yoldan geçen arabaların çaldığı kornaları umursamadan. Kafamı soluma çevirdiğimde bu sefer mezarlığın yanında koştuğumu fark ettim.
Stresten ve korkudan dolan gözlerimle koşmaya devam ettim. Epey koştuktan sonra nihayet mahalleye varmıştım. Saatte baktığımda 10 dakikamın kaldığını fark ettiğimde çantamdan çıkardığım anahtarla hemen kapıyı açıp içeriye girdim.
Hızla ayakkabılarımı çıkarıp, çantamı alarak odama koşturdum. Kapıyı açıp çantamı fırlattığım gibi geri çıkıp banyoda ellerimi yıkadıktan sonra hızla mutfağa girdim. Yemekleri yüksek ateşte yaktığım ocakta ısıtırken, bir yandan yıkanmış sebzelerle hızla salata yapmaya koyuldum.
Saate baktığımda yalnızca bir dakikamın kaldığını fark ettim. Biten salatayla, yemeklere kısa bir bakış atıp yanmasınlar diye altlarını kapattığım gibi hızla odama ilerledim. Üstümü çıkarmadan terli formamın üzerine eşofman takımlarını giyindiğim sıra dış kapının sesini duymamla stresle atan kalbimin sesi de arttı.
Odanın kapısına ilerken benden önce açılan kapıyla birkaç adım geriye gittim, içeriye giren sinirden dişlerini sıktığı belli olan annemle telaşlandım. Tam konuşacağım sırada bağırmasıyla yerimden sıçradım, "Tebrik ederim Melisa Hanım, bugün voleybolda çok iyiymişsiniz! Öğretmeniniz, arayıp tebrik etti."
"N-ne voleybolu,"
Üzerime gelip yanağıma inen darbeyle gözlerimden yaşlar akmaya başladı.
"Ağlıyor birde, kes ağlamayı utanmaz!"
Odada babamın sesinin yankılandığını duyduğumda bir umutla ona baktım, belki beni kurtarır diye.
O bana iğrenir gibi bakıp, annemin havada tekrar bana vurmak için kalkan ellerini çektiğinde içimi anlık bir rahatlama sarsa da yüzüme aldığım darbeyle geriye doğru düştüm, sırtıma konsolun sivri yeri battığında neremin acısına ağlayacağıma şaşırmıştım.
Sırtıma mı, yüzüme mi yoksa hepsinden çok ağaran kalbime mi?
Göz yaşlarım aksa da hıçkırıklarımı tuttum, tutmak zorundaydım daha fazla zarar vermemeleri için.
"Biz sana voleybol yok demedik mi ulan!" diye bağıran babam yere düşmüş bedenime rasgele tekmeler attığında inlemelerimi zar zor bastırıyordum.
Canım çok acıyordu.
Bir süre vücudumda hiçbir darbenin inişini hissetmediğimde öylece durdum. Yanımda olmasını en çok ihtiyacım olan ve istediğim kişinin sesini duydum.
"Melisa, abim."
Abim, telaşla anne ve babamı uzaklaştırıp ellerini yanaklarıma koyduğunda görüş alanımı bulanıklaştıran göz yaşlarıma rağmen, hafifçe gülümsedim.
"İyi ki geldin, abi." fısıldamadan farksız sesimle abimin duyup duymadığından emin olmadan konuştum ve gözlerimi rahatça yumdum.
Geçmişten sıyrılıp, kafamı iki yana sallayarak bulanıklaşan gözlerimin netleşmesi için parmaklarımla kısa bir süre ovaladım.
Kısa bir sessizlikten sonra ilk konuşan ben oldum, "Onlara görüştüğün için kızmıyorum sana, buna hakkım yok. Çünkü sen her ne kadar 38 yaşında olsan da hâlâ 8 yaşındaki bir çocuk gibi annesine ve babasına muhtaç bir çocuksun. Bunu hissediyorum." boğazımı temizledim, "Onlar seni seviyordu, sende onları aranıza girmem saçma. Ama keşke bana söyleseydin, görüştüğünü. Söz vermiştin, bu konuda ilk gelip benimle koşacaktın. Saklamasaydın benden, o zaman bu kadar üzülmezdim ki."
"Amacım seni üzmek değildi Melisa, sadece korktum benden uzaklaşmandan."
'Benden saklaman uzaklaştırdı.' demedim, sustum sadece.
"Altay, yeni öğrendi bu arada öğrendiği gibide zaten senin öğrenmeni sağladı." sonlara doğru Altay'ı suçlar gibi konuşmasıyla kaşlarımı çattım, bugün abimden daha önce almadığım enerjiyi alıyordum, kötü bir enerji.
"Biliyorum, Altay benden bir şey saklamaz çünkü." diye konuştuğumda sinirle güldü, yüzünü sıvazlamaya başladı.
"Altay'a inandığın kadar kendi öz ailene de inansan keşke." diye mırıldandığını duyduğumda sinirle kaşlarımı çattım, "Altay'la onları bir tutma sakın." dediğimde abim iyice sinirlenmiş bir şekilde bana döndü.
"Ulan onlar seni dünyaya getirdi, büyüttü. Tamam yanlışları oldu olmadı demiyorum ama pişmanlar işte. Sende biraz sularına gitsen böyle olmazdı."
Şok olmuş bir şekilde ona döndüm, resmen bana onları savunuyordu. "Hani şiddetin hiçbir türü savunulamazdı." diye daha önce söylediği sözleri yüzüne vurduğumda derin nefes aldı, "Gösterdikleri şiddeti savunmuyorum, sadece senden özür dilemek isteyen ve seni seven ailene şımarıklık yapmayı kesip bir şans vermeni istiyorum."
"Şımarıklık?"
"Evet, şımarıklık. Şu an yaptığın tamda bu Melisa. Ayağına kadar geldim senle konuşmak için bir kere yüzüme bakmadın, ailemiz yeniden birlikte olsun senden af dilemek istiyorlar dedim umursamadın, ulan neredeyse ailemle görüştüm diye senden özür dileyeceğim hâlâ beni umursamadan laf çarpıtıyorsun. Biraz daha ılımlı olsan ölür müsün?"
Boğazıma oturan yumruyla öylece durup, sonradan sakin kafayla düşündüğünde pişman olacağı sözlerle bana bakan abime baktım. Dolan gözlerimi kırpıştırmadan gülümseyerek ayağa kalktım.
"Çocukluğumun katillerine karşı ılımlı yaklaşıp onları affetmeyip, şımarıklık yaptığım için üzgünüm." deyip arkamı dönüp ilerlemeye başladım.
"Melisa, abim."
Arkamdan seslenen abimi duyduğumda uzağımdaki bedenine omzumun üzerinden baktım.
"Keşke gelmeseydin, abi."
///////
Eve girmeden önce Altay'ın evine bir bakış attığımda bahçede olduğunu fark ettim, yavaş sessiz adımlarla kendi evimi es geçip yanına ilerledim.
Tatsız konuşmadan sonra, Altay'ı görmek bana iyi gelecek, yaralarımı saracak.
Açık olan bahçe kapısından sessizce girip yanına ilerlediğimde bir telefonuna bakıyor bir de benim evime bakıp duruyordu.
Sanırım benden haber bekliyordu.
Yavaş adımlarla yanına giderken dikkatini çekmek adına ıslık çalarak laf attım, "Hoay maşallah, analar neler doğruyor be!" ben beğeniyle onu süzerken o duyduğu sesle ilk irkilse de benim geldiğimi fark edip derin bir nefes verdi.
Hızla yanıma gelip, kolları arasına aldı beni.
Yüzüme yerleşen sahici gülümsemeyle kollarımı beline dolayıp kafamı omuzuna yasladım. Şakağıma kondurduğu öpücükle kafasını biraz eğip yüzüme bakmaya çalıştı, ''iyi misin bir tanem?" kokusunu derince içime çekerek, "Maşallahım var çok iyiyim şu an." Dedim hafifçe gülümseyerek.
Onun yanındayken kötü olmam imkansızdı, bunu o da biliyor.
O varsa, iyiyim.
Yüzümde ve sesimde alay ibresi görmediği için rahat bir nefes alıp şakağını hafifçe şakağıma vurdu, "Kelime oyunu yapma bana." uyarı tonlamayla konuştuğunda kolları arasında biraz geri çekilip güzel yüzüne baktım, "Bir sorun yok bebeğim, iyi hissediyorum kendimi. Sadece biraz yorgunum hem ruhen hem bedenen." Elini enseme koyup yeniden omzuna yasladı kafamı, "Keşke seni yoran her düşünceyi, kendime alsam sana yorulacak, üzülecek hiçbir düşünce kalmasa."
Yiyim seni ne olur...
Hafifçe güldüm "E yine yanan ben olurum o işte."
Kafasını eğip, sinirli bakış atmaya çalıştığında gülümseyip yanaklarını sıktım. "Senin o sinirli bakışını yiyim..." bir süre suratıma baktıktan sonra nefeslenir gibi güldü, "Olur, yersin."
#çizgi2023