Keyifli okumalar>
Nihayet, iki sevdamı bir arada görebilecektim.
09 Temmuz 2019
Altay, Fenerbahçe'ye 4 yıllık anlaşma yapıp imzasını atmıştı. İçim içime sığmaz bir şekilde Fotoğraf çekiminin bitmesini bekliyordum.
Yarım saatlik bekleyişten sonra nihayet röportaj ve fotoğraf çekimleri bitmişti.
Karşımdaki Oytun ve Sefa'yla konuşurken bize doğru gelen Altay'ı gördüğümde dibim düştü.
Çubuklu ne güzel yakışmıştı balıma.
Islık çalıp, "Vay be! İki aşkım bir olmuş, ne de güzel olmuş." dediğimde Altay'ın hafiften utandığını hissettim, yanımızda Oytun var diye utandı büyük ihtimalle.
Bana gelip sarıldığında, göğsünün üzerine düşen armayı öptüm.
Elimdeki fotoğrafla vedalaşıp diğer fotoğrafı elime aldığımda kalbim tekledi. En güzel yuvam, Şükrü Saraçoğlu'nda en sevdiğim kişiyleydim, Altay'la.
Bana tam 19.07.2020 tarihinde evlenme teklifi etmek için yuvamıza, stada çağırmıştı. Fenerbahçe takım fotoğrafçılarından olan Mert, orada olup fotoğrafımızı çekmişti.
Gözlerimiz mutluluktan dolmuş, kocaman gülümsemeyle kameraya bakıyorduk ikimizi' de sarmış olan Fenerbahçe atkısıyla.
18.07.2020 23:00 (Evlenme teklifinden bir saat önce)
Betül'le oturmuş bom boş televizyon izlerken, telefonuma gelen bildirim sesiyle doğrulup koltuk başındaki telefonuma uzandım.
İki Gözümün Çiçeği: Stadyumdayım, gelebilir misin?
Ben: Ne bu resmiyet, ne oluyor?
İki Gözümün Çiçeği: Gelince konuşuruz, Melisa.
"Lan ne Melisa'sı? Ne oluyor ya?!" yüksek sesle konuşup ayağa kalktığımda Betül, "Ne oluyor, ne oluyor!" deyip elimde açık olan ekranı kendine döndürüp okuduğunda sırıtmaya başladı "Ay Meli, kesin ayrılmak için çağırıyor!"
Kafasına vurup, "Ağzından yel alsın salak," dediğimde kafasını tutup "Of, ayrılmak isteyen Altay, dayak yiyen ben." diye mızmızlanarak konuştuğunda sinirle bağırdım "Lan ne ayrılması! Sus ya deme şunu!"
Kapıya doğru ilerleyip anahtar askısından, arabamın anahtarını alıp ayağımdaki terlikleri fırlattım ayağıma beyaz spor ayakkabılarımı geçirirken Betül, "Hadi hayırlı ayrılmaların olsun balım, güzel ayrılma haberleriyle gel." ona doğru bir adım attığımda hemen salona doğru koşmaya başladı, gözlerimi devirip dışarı çıktım bahçenin içine park ettiğim arabama binip derin nefes alarak stada doğru sürmeye başladım.
^^^^^^^
Stada geldiğimde içeri girdim, beni gören görevliler bana selam verip yolda bana eşlik ederken Fenerium tribünün orada oturan Altay'ı gördüm. Yanımdaki görevliye teşekkür edip Altay'a doğru ilerledim.
O, pür dikkat karşıya bakarken "Altay?" diye seslendiğimde kafasını bana çevirip gülümsedi "Hoş geldin Melisa çiçeği." dediğinde rahat bir nefes verip gülümseyip yanına oturdum.
Altay, kolundaki saate bakıp bakışlarını bana çevirip konuşmaya başladı.
"Hani bana anonim olarak telefonda konuşurken 'En güzel Beşiktaş'ın çocukları sever derler Fenerbahçeli çocukların sevgisini görmeden. Oysa en güzel, en temiz Fenerbahçe'nin evlatları sever. Maç kaybedilir, şampiyonluklar gider ama o beste hâlâ söylenmeye devam edilir, o formadan, armadan vazgeçilmez. Vazgeçemez Fenerbahçe'nin evlatları her zaman yanında olmaya devam ederler, çıkarsızca. Ha, kızarlar, kırılırlar ama kalplerdeki o sevgi limit tanımamaya devam eder.' demiştin hatırlıyor musun?" dediğinde şaşkınlıkla ona baktım ben hatırlıyordum ama onun her cümlemi hatırlamasına şaşırmıştım.
Şaşkınlığımı fark ettiğinde, "Senle ilgili bir şeyleri unutmam imkânsız." deyip konuşmasına devam etti, "Sen öyle konuştuğunda aklımda olan Fenerbahçe kalbime işlenmiş gibi hissettim, sonra Fenerbahçe sevdası bu kadar büyük olan kız beni kalbine aldığı için çok şanslı olduğumu fark ettim."
Saatine bir bakış daha atıp küçük alanda zar zor yere çöktü, ben mal gibi ona bakarken o cebinden çıkardığı yüzük kutusunu bana doğru açtığında sertçe yutkunup bir, zarif taşlı yüzüğe bir de Altay'a bakarken o derince gülümseyip konuşmaya devam etti.
"Saat 12'yi geçti ve biz Dünya Fenerbahçeliler gününde, Mümtaz amca ve İhsan teyzenin beraber maçları izlediği tribündeyiz, bana evet deyip, ömür boyu benimle Fenerbahçe marşları söylemeye devam eder misin? Senin tabirinle 'sararmış olan dünyanı' Lacivertim birleştirip güzelleştirme me izin verir misin? benimle evlenir misin?" dediğinde dolan gözlerime inat kocaman gülümseyerek karşımdaki adama bakmaya devam ettim.
Heyecanla benden cevap beklerken, kafamı hızla olumlu bir şekilde sallayıp güldüm "Evet, sararmış olan dünyamı lacivertinle güzelleştir." deyip boynuna sarıldığımda gülüp ellerini belime sardı.
Ellimdeki fotoğrafı da yerine mandallayıp diğer fotoğrafa geçtim, isteme ve sözün bir arada olduğu gün toplu bir şekilde çekildiğimiz aile, arkadaş karışık olan bir fotoğraftı. Nişanı yapmaya gerek duymamıştık ikimizde onun yerine İzmir'de olan söze gelemeyen arkadaşlarımızla yemek yemiştik.
İsteme günü aklıma dolduğunda, yüzümden eksik olmayan gülümseme yine büyüdü. Oldukça eğlenceli ve güzel bir gündü.
07 Eylül 2020
Üzerime giyindiğim mavi tülden oluşan, kayık yaka midi boy elbisemin üzerinde ellerimi gezdirdim, "Oldu mu ki ya?" diye sorduğumda Betül, "Fena gacı oldun Meli," dedi derin nefes verip "Peki makyaj çok mu abartılı?" diye soru sorar gibi konuştuğumda Remziye gözlerini devirip "Kardeşim, makyajın neredeyse yok, beni çıldırtmak mı istiyorsun sen?" diye hafif sinirle konuştuğunda dudaklarımı büzdüm, "Peki saç-" odada bulunan kızlar yani Çisem, Gözde, Betül, İrem, Remziye ve Müberra aynı anda "Yeter, her şeyin çok güzel!" diye bağırdıklarında bir adım geriye gittim.
"Tamam be ne bağırıyorsunuz ya!" diye yükseldiğimde, İrem "Kardeşim, sabahtan beri aynı şeyleri sorup duruyorsun ama," ben konuşmadan Remziye, lafa atladı "Hayır, bide aynaya bakıp 'Ulan çok güzel oldum he' demene rağmen sormaya devam ediyorsun."
Zeynep yengemin çağırmasıyla hepimiz büyük salona geçtiğimizde salondaki yüzler bana döndü. Abim, tek bacağını sallarken beni görünce durdu. Annem gibi gördüğüm, hissettiğim babaannem, babam gibi görüp hissettiğim dedem burukça gülümserken Eray, ayağa kalkıp ellerini dizlerine vurdu "Ay benim kara kömürüm, gelin olmuş gidiyormuş." diye ağlamaklı bir sesle konuşup gelip sarıldığında bıkkın bir nefes verip sırtını sıvazladım.
Bir Betül, bir Eray ikisi de duygusallığın diplerini yaşıyorlardı adeta.
Eray, geri çekilip omuzlarımı sıkıca tutup ciddi bir ifadeyle konuşmaya başladı, "Bak güzel kardeşim, hâlâ hiçbir şey için geç değil. Vazgeçtim de hemen herkesi evlerine yollayayım." Betül lafa atlayıp, "Eray'a katılmak pek tarzım değil ama katılıyorum. Vazgeçtim de Meli, lütfen." dediğinde Eray'ın kafasına vurdum, işaret parmağımı ikisine sallayıp "Sakın, Altay ve ailesinin yanında bir aptallık yapmayın, yoksa fena olur." dediğimde Betül, yanındaki Gözde'nin arkasına saklanırken, Eray, babam gibi gördüğüm dedemin yanına koşmuştu.
Çocuk, bunlar ya.
Karşıma geçen abimle ufacık gülümsedim, "Çok güzelsin, bir tanem." dediğinde gülümsemem genişledi "Eyvallah kaptan," gözleri hafif nemlenirken beni kendine çekip sarıldı, sarılmasına karşılık verirken Betül'ün sesiyle ona döndüm.
"Rıza baba, adamlar gelmek üzere gel vazgeç bu işten. Bu devirde yuva kurmak kolay mı baba?" diye dedemi ikna etmeye çalışmasına göz devirirken babaannem cevap verdi, "Peki, daha yuva kurmadan yuvayı yıkmak doğru mu kızım?"
Babaanneme uzaktan öpücük attığımda, gülümseyerek göz kırptı bana. Betül, babaanneme kırgınca bakıp "Senle böyle anlaşmamıştık, kırdın beni Rukiye ana." dediğinde babaannem dayanamayıp Betül'e sarıldı.
Çalan kapıyla heyecanlandığımda, Eray önden ilerleyip "Ben bakarım," dediğinde ensesine vurup kenara çektim. Eray, ensesini tutarak kendini Çisem'e acındırmaya gittiğinde Çisem'nin "Oh oldu sana," dediğini duydum.
Çocuğumun, kalbi yine kırıldı.
Onları boş verip kendimi toparlamaya çalıştım, derin bir nefes verip soğukkanlı olmaya gayret göstererek kapıya doğru ilerledim, peşimden kızlar gelirken onlara bakıp, 'Her şey yolunda,' diye fısıldadığımda beni gülümseyerek onayladılar.
Yüzümdeki gülümsemeyle kapıyı açıp, Altay'ımın ailesini içeriye davet ettim. Önde annesi Türkan teyze ve babası Beyazıt amca girerken arkadan ablası Betül, eşi Aytaç ve oğulları Aybars, onların arkasından abisi Alperen ve eşi Meyra girdi.
Hepsiyle sarıldığımda sıra, nihayet arkasında arkadaşları Oytun ve Sefayla bekleyen iki gözümün çiçeğine gelmişti.
Güzel kahverengilerini, benden bir an olsun ayırmadan bana doğru adımlamaya başladı karşı karşıya geldiğimizde fönlenmiş saçına ve jilet gibi olmuş olan takımına hayranlıkla bakıp gülümsedim. Altay, yutkunup bana aynı şekilde hayranca bakarken elinde tutuğu sarı-lacivertli çiçek buketini uzattı hafif eğilip "Aklımı durdurdun çiçeğim," deyip şakağıma dudaklarını bastırdığında, bende yanağından öpüp "Yine düşürdün kendine." dedim.
Biz gülümseyerek birbirimize bakmaya devam ederken arkadaki Sefa'nın konuşmasıyla ikimizde kaşlarımız çatık bir şekilde ona döndük "Kardeşim, hadi be kuruduk burada." Altay sinirle kenara çekilip, "Geç ulan, geç." dedi.
Yanımıza gelen abimle dudaklarımı büzerken kızlar bana gülerek bakıyordu, onlara sinirle bakıp Oytun'un da içeriye girmesiyle kapıyı kapattım.
^^^^^^^
Herkes salondayken ben ve kızlar mutfağa kahveleri yapmaya geçmiştik. İrem, büyüklere sade kahve yaparken, Çisem ve Gözde diğerlerine kahve makinesinde kahve yapıyordu. Müberra ve Remziye ise kahve yanına su, lokum ve çikolata türü şeyleri hazırlıyorlardı.
Ben, Altay için kahve yapmaya geçtiğimde yanıma, Betül elinde tuttuğu küçük bir kağıtla geldi. Kaşlarımı çatıp ona baktığımda Betül, burnunu havaya dikip konuştu "Hiç öyle bakma Meli, unutma ki Volkan abimle anlaşma yaptık öyle ya da buna uymak zorundasın."
Evet, abim geçmişte onun kahvesine yaptığım suikastın intikamını almak için Betül ile ortak olup benimle anlaşma yapmışlardı, eğer kahveye atacakları şeyleri kabul edersem isteme boyunca Betül hiçbir arıza çıkarmayacak, abim ise laf falan atmayacaktı.
Altay'ı gelmeden önce mide koruyucu içmesi için uyarmıştım, inşallah içmiştir.
Kahve'yi atıp bir fincan su eklediğimde Betül, "Evet sen şimdi şöyle bir çekil bakayım," deyip ocağın başına geçti, derin nefes verip yanında dikilmeye başladığımda Eray, yanıma gelip keyifle Betül'ü izlemeye başladı.
Betül, ilk bir tatlı kaşığı tuz attıktan sonra karabiber, kimyon, kırmızı biber, tarçın, kakao, bal, zerdeçal attığında "Oha lan oha, hiç vicdan yok mu sende?!" diye yükseldiğimde bana bakıp "Vic- ne? Vicdan?" Eray'a dönüp "Vicdan nedir ula?" dediğinde mutfaktaki herkes güldüğünde göz devirdim.
Hüzünle kahveye bakarken Betül, tepsideki suya limon sıkıyordu "Ya, bari suyu rahat bırak!" omuz silkip "Yo," dedi uzatarak. Kahve pişene kadar başımda beklemeye başladığı için sinsilik yapamıyordum.
Anlaşma yapan ağzıma tüküreyim.
Kahvenin köpüğünün çıkmasını beklerken içeri giren Sefa ile ona baktım. Direkt bana bakıp, "Bir su alabilir miyim be?" dediğinde Müberra bir bardak suyu Gözdeye verdi, Sefa'ya uzatması için. Sefa, gözlerini Gözde'ye dikip bakakalırken kaşlarımı çattım.
Gözde, hâlâ alınmayan bardakla "Alacak mısınız?" dediğinde Sefa, kendine gelip bardağı aldı "Maşallah, sizde su gibisiniz." dediğinde Betül, kahvedeki gözlerini Sefa'ya dikip "Ne oluyor be?!" diye çıkıştığında Sefa, hâlâ Gözdeye bakarak suyu içti.
Gözde, kaşlarını çatıp "Eyvallah, kardeşim eyvallah. Haydi geç içeri hatta Eray sende haydi." diye ikisini de kovduğunda gururla baktım.
Eray, Sefa'nın omzuna kolunu atıp onunla kapıya doğru ilerledi, "Kırık kalpler grubuna hoş geldin koçum."
Onlar gittikten sonra hazır olan kahvelerle bizde komple içeri geçtik. Kahveleri servis ettikten sonra, üzgün gözlerle Altay'a bakmaya başladım ama o, oldukça keyifli ve huzurlu bir gülümseme ile bana bakıyordu.
Altay, sakince kahvesine uzanıp aldığında kahvenin içinde neler olduğunu bilenler yüzlerini buruşturmuştu. Müberra, "Ambulansın numarasını tuşlamaya başlayalım bence," dediğinde Remziye, "Kokusundan, benim midem bulandı be," dedi.
Ben iyice gerilirken İrem, "Bir şey olmaz kanka ya," diye rahatlıkla konuştuğunda ona dönüp, "Sanırım, önümüzdeki ay boyunca terapi alacağım." dediğimde omzumu sıkıp destek olduğunda önüme dönüp Altay'a bakmaya başladım.
Bir yudum aldığında, gözleri kısıldı. Abim ve Betül yan yana oturmuş bir şekilde keyifle gülerek Altay'ı izlerken, sinirle derin bir nefes verdim. Altay, yavaş yavaş içmek yerine birşeyler mırıldanıp kahveyi bir anda diktiğinde, gözlerim korkuyla açıldı.
Altay, oğlum ne yapıyorsun?
Abim, "Oh, yarasın koçuma." dediğinde Betül, "Su, iç rahatla bir." dedi sinsice.
Yanımdaki kızlar, gizlice gülmeye çalışırken Altay, suyu kafasına dikip derin bir nefes verdi, birkaç kere öksürdüğünde iyice gerilirken, yanımdaki Gözde bileğimi tuttu "Sakin, sakin..."
Altay, elini boğazına atıp sıvazlarken Çisem, "Dönüşecek mi ne oluyor ya?" diye kısık sesle konuştuğunda kızlar burunlarından nefes verir gibi gülmüştü.
Ortamda, gülmeyen tek kişi bendim.
Altay, bana bakıp derince gülümsedi "Ellerine sağlık, çok güzel olmuş." dediğinde zorla gülümseyip dudaklarımı 'İyi misin?' diyerek kıpırdattım bana göz kırpıp gülümsediğinde bu sefer gülen benken, somurtan Betül ve abimdi.
Klasik isteme konuşması yapıldığında dedem bana baktı "Sen, ne diyorsun çiçeğim?" dolu gözlerime inat gülümsememi sürdürüp sadece başımı olumlu anlamda salladığımda abime baktı abimde kafasını salladığında dedem bana, hüzünle gülümseyip yanındaki babaannemin elinin üzerine koyup ona döndü. Annem, kafasını salladığında babam, Beyazıt amcaya dönüp "Hem Melisa'nın anne ve babası hem de ninesi ve dedesi olarak hayırlı olsun diyoruz."
Yüzükler takılmış, büyüklerden biraz uzakta bahçede hazırladığımız masalarda otururken biz gençler olarak ayakta durmuş sohbet ediyor, fotoğraf çekiliyorduk.
Sefa, hüzünle Altay'ın elindeki yüzüğe ve benim elimdeki yüzüğe bakarak Oytun'a döndü "Benim Altay'ım küçük yaştan beri hep kızlardan uzaktı, tek derdi kariyeriydi be," diye üzgün bir şekilde konuştuktan sonra bana dönüp gözlerini kıstı "Kesin büyü yaptı kardeşime ya, bunun başka bir açıklaması olamaz." dediğinde kaşlarım çatıldı, sinirle ağzımı açmıştım ki Altay kolunu omzuma atıp, yanağını saçlarıma yasladı "Büyülenen memnun kardeşim," dedi sesine yansıyan sevgiyle, ardından ona gülümseyerek baktığımı görüp şakağıma dudaklarını bastırdı.
Yan tarafımdan gelen sesle Betül'e döndüm "Tabi memnun olur, Meli' den iyisini bulacak sanki." diye huysuzca konuştuğunda Altay, gülerek kafasını salladı "İlk defa Betül'e katılıyorum," ardından bana gülümseyerek baktı "Melisa çiçeğimden iyisi yok." dediğinde ben ona daha da sarılırken İrem, "Allah aşkına, Melisa'nın aslan burcu olduğu detayını unutmayalım aniden coşuyor," dediğinde gülerek ona döndüm, "Ama hayatım, doğruları söylüyorlar. Benden iyisi sahiden yok." dedim.
Egomla dalga geçilirken, yanımıza Zeynep yengem geldiğinde ona döndük. "E, hadi çok konuştunuz birazda dans edin." diyerek müzik ayarlamaya gittiğinde gözlerimi devirdim, dans etmekten pek hoşlanmıyorum ki Altay'da benim gibi pek hoşlanmaz.
İkimizde, isteksiz bir şekilde dans edilmesi için ayarlanan biraz ötedeki alana geçtiğimizde kollarımı Altay'ın boynuna doladım o, ellerini belime dolarken alnımı boy farkının az olmasının avantajıyla çenesine yasladım. Sakalları alnıma batsa da rahatsızlık duymadım, alnıma konulan öpücükle gülümserken hafifçe yerimizde sallanmaya başladık.
Bir süre sonra etrafımızı dolduran, ailelerimizle daha rahat olmaya başladım. Gözüm, arkadaşlarımızın olduğu tarafa takıldığında Sefa'nın kararsızlıkla Gözde'ye baktığını Gözde'nin ise Betüle konuşmaya daldığını gördüm.
Oytun, Çisemle sohbet ederken, Eray arada sırada onlara bakarken İremlere bir şeyden bahsediyordu. Kaşlarım merakla çatılırken ne konuştuklarını anlamaya çalışmak adına onlara dikkat kesildim. İrem, gözlerini devirip, dudaklarını okuyabildiğim kadarıyla "Ne olacak sanki?" gibi bir şey derken Remziye, destekler gibi başını sallayıp Çisem'e bir bakış atıp Eray'a dönüp "Haydi, haydi," gibi bir şeyler söyledi Müberra, o sıra devreye girip "Ne kaybedersin?" diye gaz verir gibi konuştuğunda Eray, kızlara bakıp üzerindeki gömleğini düzeltip, omuzlarını dikleştirdi kafasını sallayıp "Dua edin lan," diyerek Çisem'e doğru ilerledi.
Kızlar, benim gibi merakla onu izlerken Eray, Çisem'e ilerleyip karşında durdu bir prens gibi dizini kırıp eğildi, bir eli belindeyken diğer elini Çisem'e doğru uzattı, bu hareketine göz devirip güldüm.
İşi gücü şov, bu çocuğun.
Kızlarda alayla gülerek Eray'a bakarken Çisem kararsızlıkla etrafına bakarken göz göze geldik, dudağını büzüp bana baktığında başımı olumlu bir şekilde sallayıp gülümsedim, ikna olamayıp tek kaşını kaldırdığında gözlerimi devirip "Haydi be," der gibi başımı hareket ettirdim, derin nefes alıp Eray'a dönüp elini, Eray'ın eline bıraktı.
Eray, şaşkınlıkla avucundaki ele bakarken arkasındaki kızlara dönüp "Oha lan!" dediğinde İrem, gözlerini devirip "Bu çocuktan olmaz," diye hafif yüksek sesle konuştuğunda Remziye ve Müberra gibi hak verdim.
Çisem ve Eray, el ele bir biçimde yanımıza doğru ilerdiler Eray tek elini Çisem'nin beline atarken Çisem, tek elini Eray'ın omuzuna koydu diğer elleri bitişikti.
"Herkes kendi yolunda," diyen Altay'a gülüp kafamı salladım, Eray'ın heyecanlı sesini duymamızla ikimizde ona döndük, Çisem'e parlayan gözleriyle bakarken "Bir gün bizde, dans ederken parmaklarımızda kurdelesi yeni kesilmiş yüzüklerimiz olur mu kızıl güneşim?" dediğinde Çisem kaşlarını çatıp, "Abartma be sende!" diye çıkıştığında Eray'ın ilk omuzları düşse de kendini toparlayıp Çisem'e gülümseyerek bakmaya devam etti.
"Eray, bir şeyler denemekten vazgeçmeyecek galiba," diye yorumda bulunan balıma dönüp manidar bir şekilde gülümseyip konuştum, "Benim gibi," Altay, gülümseyerek bakıp saçlarıma öpücükler kondurdu.
Gülümseyerek elimdeki fotoğrafı da yerine mandalladığım sırada odaya Gözde girdi, bugün Betül'e yazdığım bir hikaye üzerinde çalışacaklardı ben ve Altay maçtayken.
Ben, yazarken Betül, sayfaları güzel çizimleriyle süslüyor, Gözde ise editörümüzdü. Voleybolun yanında, sadece kafa dağıtmak için girdiğim bir web sitesinde yazarlık yaparken, işin içine Gözde'nin editörlük yaptığı yayın evinden teklif almamızla, hikayelerim bastırılmaya başlamıştı. Sahip olduğum ekiple iyice güçlü olmuştum, öyle ki Kore'den teklif bile gelmişti. Kore'de daha çok yaygın olan kitap türünün Türkiye'de ki temsilcileri olmuştuk adeta.
Bugünde Gözde ve Betül, Kore'deki anlaşmalı olduğumuz yayın evine göstermek istediğimiz hikaye üzerinde çalışacaklardı. Genel olarak çocuklara ve gençlere hitap eden kitaplar gibi dursa da neredeyse her yaş kuşağından okuyucumuz vardı.
"Kanka, Altay geldi seni bekliyor." diyen Gözde'ye bakıp aynada omuzuma uzanan dalgalı saçlarımı düzelttim, masanın üzerinden telefonumu aldım. Kapıda duran Gözde'ye ilerleyip omzuna kolumu attım aramızdaki boy farkı olduğu için o benim omuzlarıma geliyordu.
Merdivenlerden inerken, etrafa bakındım "E, Betül nerede?" dediğimde Gözde, bıkkın bir nefes verdi günlük arabasının tozunu alma vakti gelmiş, dediğinde gözlerimi devirdim. Betül, siyah incisine aşıktı resmen günde iki defa olmayan tozunu almak için siliyordu.
Dışarı çıkmadan önce, portmantodan spor ayakkabılarımı alıp giydikten sonra siyah kot ceketimi aldım elime. Sol göğsümün üzerine gelen, Fenerbahçe logolu koyu lacivertli sweatimin üzerine geçirip dışarı çıktım, arkamdan gelen Gözdeyle.
Altay, simsiyah giyinmiş bir şekilde Betül'ün az ötesinde duruyordu. Beni, görünce sıkılgan yüz ifadesinin yerine içten bir gülümseme aldığında ona doğru ilerleyip sımsıkı sarıldım, anında sarılmama karşılık verdiğinde Betül'ün konuşmasını duydum, "Bebeğimin, yanında şöyle sarılıp durmayın gözleri kanıyor yavrucuğumun." deyip 1967 fastback mustang arabasının, pardon siyah incisinin farlarını okşamaya başladı.
Gözde, "Artık sende vedalaşsan şu bebeğinle işimize koyulsak," diye laf attığında destekledim, "Kız haklı, kaç saattir seni bekliyor."
Betül abartılı bir şekilde gözlerini devirip, "Tamam be," deyip arabasına bir öpücük kondurup, "Allah'a emanet ol balım," diyerek ben ve Altay'a döndü "Sizde çok geç kalmayın ha maç biter bitmez gelin!" diyerek otoriter bir şekilde konuştuğunda, tek kaşımı kaldırdığımda boğazını temizleyip, Gözde'nin koluna girdi "Yani, trafik olur ondan." dediğinde "Tamam Betül, tamam." dediğimde Altay'a döndü, "Ayrıca, deodorantımın aynısını bulup, aldığın için teşekkür falan etmiyorum zaten yapmak zorundaydın." dediğinde Altay, gülüp kafasını salladı, "Bende rica falan etmiyorum." dedi.
^^^^^^^
Alanyaspor oyuncalarından biri yine yere düştüğünde homurdandım, "Bunlar sürekli kendilerini yere mi atacak ya? Sürekli yeri öpüp duruyorlar." Altay, dediğime güldü.
Şükür güldürebilmiştim bey efendiyi. Kendisi bu maç cezalı olduğu için oynayamıyordu, balım benim ya sakatlıktan kurtulup oynadığı ilk maçta, rakiplerin aptal taraftarlarına haklı bir çıkış yaptığı için ceza almıştı.
Pelkas, yine top kontrolünü kaçırdığında omuzlarımı düşürdüm, "Bu çocuğa okuyup, üflemek şart oldu sürekli ya üste atıyor ya da direğe takılıyor." Altay, kafasını sallayıp "Sakatlık sonrası formdan düştü," dediği sırada oyuncumuz Zajc sarı kart gördü, sinirli bir nefes verdim "Heh, dakika 30, gol yok ama nur topu gibi bir sarı kartımız oldu."
Pelkas, yeniden atağa geçtiği zaman yerimde dikleştim, hadi sarı civciv. Altay, "Pelkas, bir şeyler deniyor yine." dediğinde Pelkas'ın direkten dönen topuna hüzünle baktım "Ve sonuç başarısız."
Dakika 48, olduğunda ilk yarı için verilen sürenin son dakikasına girmiştik. Çok duraklama olmuştu. Başımı Altay'ın omzuna koyduğumda Altay, başını başıma yasladı.
"Senin skor tahminin neydi?" dediğinde içimden yine geçen skorla omuzlarımı silktim "Söylemem." dediğimde hakem düdüğünü çalıp ilk yarıyı bitirmişti. Direklere çarpan toplar aklıma gelirken sıkıntılı bir nefes aldım.
Keşke, o direkler sevmediğim kişilerin gözlerine girseydi de, o vuruşlar gol olsaydı ulan.
^^^^^^^
İkinci yarı başladığında, tekrardan yerlerimize geçmiştik.
Stresle, ellerimi sıkıp yumruklarımı dizlerime vurduğumda, Altay ellerimi tuttu "Yine başladın, kendine zarar vermeye sakin ol. Çok bir şey sıkmak istiyorsan al benim kolumu sık." dediğinde kıyamadığımdan sadece elini tuttum.
Dakika 75, olduğunda kalemize gelen ilk şut gol oldu sinirle söylendim, "Ulan sabahtandır deniyoruz atamıyoruz. Adamların ilk şutu gol oluyor!"
80. Dakikada Serdar Dursun, atak yapıp gol attığında, klasik sevincim olarak yumruklarımı birbirine vurduğum sırada Altay, beni kendine çekip sarıldı. Taraftarla beraber Serdar Dursun, anonsuna katıldığımızda artık daha umutluyduk.
90+3'te karşı takımın ikinci şutu gol olduğunda "Ama ha siktir, artık ya!" diye hayıflandım.
90+5'te Pelkas yeniden atak yapıp Valencia'ya pas attığında Valencia topu ağlarla buluşturdu. Son dakikada bulduğumuz gol içimizdeki yangını biraz olsun dindirmişti.
Düdük çalınıp maç bittiğinde Altay, soyunma odasına Berke'yi ve takım arkadaşlarını görmeye gittiğinde onu bekledim. Görüşmesini bitirip yanıma geldiğinde el ele tutuşup otoparka doğru ilerledik, marş söyleye söyleye.
"Sevdik seni, her şeyden çok. Fenerbahçe bize bu yoldan geri dönüş yok!"
^^^^^^^
Altay'la kapıda kısa konuşmadan sonra vedalaşıp, eve geldiğimde saat 10'a geliyordu, salona girdiğimde sadece Gözde ve Betül'ü görmeyi bekliyorken elinde su bardağı ile yüzü, is olmuş, bomboş gözlerle karşıya bakan Eray'ı gördüm.
Betül ve Gözdeye baktığımda Gözde, endişeli bir şekilde Eray'a bakarken Betül, tam tersi keyifle Eray'ı izliyordu.
"Eray, ne bu halin lan?" dediğimde hepsinin bakışları bana dönmüştü. Eray'ın tam karşısında kalan orta sehpaya oturup omzuna elimi koydum, "Ne oldu oğlum sana?" dediğimde sadece "Meli," diye mırıldandı.
Kızlara döndüğümde, Gözde "Geldiğinden beri böyle kanka bir şey demiyor." dediğinde Eray'a dönüp sert olmayacak bir tokat attım, vurmamla Betül'ün gülmesini duysam da umursamandan Eray'a bakmaya devam ettim.
"Kendine gel lan!" dediğimde Eray, elindeki bardağı yan tarafıma bırakıp "Her şey, başlamadan bitti Meli." dediğinde kaşlarımı çattım "Ne oldu oğlum? Çisemle randevun vardı hani senin, yoksa o mu kötü bitti?" dediğimde omuzlarını düşürüp "Gidemedim ki," diye mırıldandı.
Gözde, yanımıza gelip "Nasıl gidemedin lan? Bir yerlerini yırttın o randevuyu ayarlamak için," dediğinde Eray, ağlamaklı bir ses çıkarıp konuşmaya başladı, "Akü bitti lan, tam buradan çıktım otobandan gidersem geç kalırım diye ormanlık yoluna girdim oradan giderken bir anda araba durdu, mal gibi kaldım orada," yüzünü sıvazlayıp devam etti "Telefonumun şarjı da %5'ti yardım dilenmeye çalışırken o da bitti. Çisem'e hiçbir şey diyemedim, taksi bulma umuduyla otobana çıktığımda hayat bana bir kez daha 'nah' çekti. Ulan saatlerdir yürüyerek gele gele buraya gelebildim."
"Ulan, çok kötü olmuş." diyen Gözde'ye ağlamaklı bir bakış attı, bana dönüp "Başlamadan bittik, saygısızca Meli." dediğinde omzunu sıvazladım.
"Benim anlamadığım, akünün bittiğini nasıl anlamadın oğlum sen?" dediğimde "Buraya gelmeden önce kontrol ettiğimde her şey yolundaydı, buraya geldim sizle kıyafet seçip konuşurken çıktı-" durup kaşlarını çattı bana ve Gözde'ye baktıktan sonra çaprazımızdaki tekli koltuğa yayılmış bir şekilde oturan Betül'e dönüp "Sen..." deyip ayaklandı "Ulan sen yaptın, o ben çıkarken ki sinsi gülüşünden bir haltlar yediğini anlamalıydım!" deyip Betül'ün üzerine doğru hamle yaptığında Gözdeyle tutmaya çalıştık.
Betül, yerinden kalkıp merdivenlere doğru koşarken alayla gülüp "Senden almam gerek birikmiş intikamlarım vardı canım." dediğinde Eray, "Bittin kızım sen!" diyerek bizden kurtulmaya çalıştığında Betül, "Ay, hoşt!" deyip odasına kaçtı.
Eray, hâlâ bizi atlatmaya çalışırken onu durdurup koltuğa doğru ittirdim, "Tamam lan dur! Hallederiz bir şekilde." dediğimde bana umutsuzca bakıp, "Ya kızın, bana zaten güveni yoktu iyice gitti Meli!" diye serzenişte bulunduğunda, "Konuşur, arabuluculuk yaparım ben." dediğimde benden böyle bir şey beklemediği için umutla baktı, "Vallahi de!" gülüp "Vallahi ulan!" dediğimde sarıldı.
Esra Erol, oynamanın vakti geldi anlaşılan.
>
#çizgi2023