İçeriğe geç

Saman Sarısı

Bölüm 1 · 17 dk okuma

Saman Sarısı

Bölüm 1

BÖLÜM BİR

Fotoğraf karesi; bazen insanların yüzünde sevinç çiçekleri açtırır, bazen keder filizlerine boğar, bazense yüreklerindeki hasret yeninden yeşerir.

O keder, bir daha o anı yaşamayacağın içindir, bir daha o beraber gülerek fotoğraf çekildiğin kişiyi göremeyeceğini bildiğindendir, yakar kavurur insanı. Hasret ise, bambaşka bir şeydi ne zaman dineceği belli olmayan, zehri olan bir duygu zehrin adı ise umut, insan o fotoğraflara bakarken hep umutlu olur bir gün yeniden aynı karede denk düşeriz diye.

Benim şu an baktığım fotoğraf karelerin bana verdiği hisler belki en güzel hislerdi, sevinç ve huzuru tadıyorum her baktığımda.

Odamın bir duvarının neredeyse komple demirden kaplattığım fotoğraf köşeme yeni polaroid olarak bastırdığım fotoğrafları ekliyordum, küçük mandallarla tutturarak.

Ellimdeki fotoğrafları sağ tarafta duran küçük makyaj masasına bırakıp tek tek alıp özenle eklemeye devam ettim.

Elime gelen fotoğrafla durdum, benim için çok önemli olan fotoğrafa yüzümdeki gülümsemeyle baktım. Bu fotoğraf Altay'ı ilk canlı kanlı gördüğüm ana ait bir fotoğraftı. Ben önde yüzümdeki kocaman gülümsemeyle sahadaki Altay'a bakarken Altay tamamen maça odaklıydı. O zamanlar beni tanımıyordu çünkü ona anonim olarak yazmıştım. Zihnime dolan anılarla yüzümdeki gülümseme buruk bir hal aldı.

Daha on yedi yaşında, on sekiz yaşındaki çocuğa bu kadar kapılacağımı bilmiyordum.

15 Eylül 2015 (Melisa'nın Altay'ı ilk görüşü)

Canım sıkıldığı için açtığım spor kanalına boş boş bakışlarımla bakarken, abim salona giriş yaptı "Naber kız," dediğinde kollarımı göğsümde bağlayıp omuzlarımı silktim "İyidir kaptan sen," yanıma oturup saçlarımı karıştırdı "Senin soğuk nevale yüzünü gördüm daha iyi oldum," diye alayla koştuğunda ters ters bakıp televizyona geri döndüm.

Salona giren Zeynep televizyona bakıp "Hayret FBTV açık değil," dedi "Voleybol maçı var dediler açtık hâlâ tık yok," diye huysuz tonda konuştuğumda abim kumandayı alıp "E, başka yerde vardır dur," deyip değişeceği sırada ekrana çıkan çocukla "Dur." dedim.

Abim ve Zeynep yengem bana garip garip bakarken ben yerimde doğurulup çocuğun konuşmasına odaklandım. Alta okuduğum yazıya göre Ankaragücü'nün genç kaleciymiş. Fön çekilmiş gibi duran saçları sola doğru taranmış, sakalsız elmacık kemikli yüzüyle tam bir bebek gibiydi. Ses tonu kulağıma dolduğunda yerimde iyice dikleştim.

Abimin ve eşinin bakışlarını üstümde hissediyor olsam da ekrandan bakışlarımı ayırmadım, ayıramadım. "Ne oluyor lan?" diye hafif yüksek sesle konuşan abime bakmadan aklıma gelen ilk yalanı söyledim "Alt yazı geçti birazdan başlayacakmış," yengemin gülmesini duydum "Ondan mı ekrana kitlendin?" dediğinde kafamı salladım "Aynen, aynen."

"Çocuğa olan bakışların hoşuma gitmiyor," diyen abimle istemsizce gözlerim ona döndü "Ay abi saçmalama, kaleciymiş çocuk ondan bakıyorum ilerde belki lazım olur." dediğimde kaşlarını çattı sinirli sesiyle konuştu "Ne için lazım olacak lan?!"

"Yaşlanıyorsun be usta," deyip ekrandaki çocuğu işaret ettim bakışlarımla "ileride bize böyle genç, yetenekli bir kaleci lazım olur."

Abim yanımda iyice kızışıp sinirli sinirli homurdanmaya başladığında, ekrana döndüm alt taraftan yazan isimle gülümsedim.

Demek, kaleci olan bu bebeğin adı Altay.

Onu gördükten sonra her şey bambaşka bir hal oldu. Her an onu düşünmelerim, onu araştırmaya girmeye çabalarım. Gözümün önüne yüzü geldikçe hızlanan kalbim. Yabancı olduğum duygulara bürünmüştüm adeta, küçükken büyülendiğim tek şeyin Fenerbahçe olduğunu sanırdım. Ondan başka biri için atmaz kalbim diye düşünüyordum ama Altay bu teorimi çürüttü, Fenerbahçe'den sonra kalbimi tepe taklak eden isim oldu.

Onunla ilgili daha çok bilgi öğrenip, ani bir hareketle ona tabiri caizse yürümem geldiğinde gülmeden edemedim.

20 Kasım 2015

Arkadaşlarla kafede buluşmak adına sözleşmiştik, heyecanla dizimi titretirken yanımda oturan Betül bana baktı "Ne oldu ya, yarın ki maçın için mi heyecanlısın sen?" dediğinde bom boş yüzüne baktım.

Benim yarın maçım mı vardı ya?

Betül, bana tekrar seslendiğinde karşımızda Eray'la oturan Gözdenin dikkati bize yönelmişti tam cevap vereceğim sırada içeri giren İrem, Remziye'yle sustum. Kısa bir selamlaşma sonrası herkes oturdu.

İrem, bana dönüp "Kanka, yarın maç kaçtaydı ya?" diye ilgiyle sorduğunda ben cevap veremeden Eray cevap verdi "19:00'da," dediğinde sayesinde bende öğrenmiş oldum.

Betül, "Kardeşim, baya hakimsin bakıyorum voleybol maçlarına," diye alayla konuştuğunda Eray, Kavak Yelleri Efe gibi sırıtıp "Voleybola değil Çisem'ime hakimim ben," dediğinde gözlerimi devirip kafasına sert bir şekilde vurdum. Kızlar, Eray'ın kafasına vurduğumda gelen sese gülerken Remziye, "Vazgeç kanka bu sevdadan manyak olursun bak," dediğinde Gözde"Ya da Meli'nin vuruşlarından sonra komalık olursun."

Onlar atışırken, araya girdim "Arkadaşlar, bir mevzu var." dedim ciddi bir şekilde herkes susup bana dikkat kesilirken, Eray'a döndüm "Senin şu hacker olan arkadaş vardı ya ona söyle Ankaragücü kalecisi olan Altay Bayındır'ı bir araştırsın. Telefon numarasını, ev adresini her şeyini bul bana." dediğimde hepsinin kaşları çatıldı, kızlar "Ne oluyor be," diye merakla sorduğunda hepsinin üzerinde gözlerimi gezdirdim.

"Ne olacak? Melisa kardeşiniz, Ankaragücü kalecisine vuruldu."

Eray ve Gözde "Hassiktir!" diye yüksek sesleriyle konuştuğunda, İrem ve Remziye "Nasıl ya?" diye sorular soruyordu.

Çisem ise yanımda oturan öksürme krizine giren Betül'ü sakinleştirmeye çalışıyordu. Derin bir nefes verip arkama yaslandım rahat bir şekilde olan, biteni anlatmaya başladım.

23 Kasım 2015

Kargocudan çıktığımda kapıda beni bekleyen Eray, "Yürümeden, koşmaya başladın Meli." dediğinde omuzumu silktim "Ne bileyim oğlum, aklıma ilk gelen şeyleri yapıyorum işte."

"Aklına, çocuğun evine isimsiz bir şekilde boş bir defter yollamak gelmesi oldukça tuhaf," dediğinde gözlerimi devirdim ilerlemeye başlarken kendimi savundum "Birincisi, başka biri üzerine konmasın diye ikinci hatım olan numaramı yazdım ki eline ulaştığı an mesaj atacağım, ikincisi ise boş değil ilk cümlesi yazılı bir şekilde yolladım gerisini elbet doldururuz."

"Bu kadar emin olman peki," diye alayla konuştuğunda ona döndüm "İyi veya kötü fark etmez illa ki o kitap dolacak Eray."

^^^^^^^^^

Gruptaki kızlar benim bu yaptığıma normal olarak tepki gösterirken. Betül ayrıyeten beni arayıp azarlamıştı. Çisem ve Gözde ise onlardan beklediğim gibi destek olmuşlardı.

Yani herkes haklıydı aslında, kim daha iki ay kadar tanıyıp, sevdiğini hissettiği çocuğun evine defter yollardı ki?

Melisa Demirel, yollar.

Gelen kargonuz iletildi mesajıyla uzandığım yatakta doğruldum.

Vira Bismillah.

İkinci telefonumu alıp whatsapp'a giriş yapıp Altay'ın numarasına tıkladım çevrimiçi olmasını beklerken ellerimi semaya doğru kaldırdım, "Allah'ım sen bu aciz kulunun yüzünü kara çıkarma, gönlüme taş gözüme yaş değmeden sağ salim bir şekilde bu sevda yolunda ilerlememi nasip eyle! Amin!" yüzüme sürdüğüm ellerimi indirip.

Ekrana diktim gözümü, bir süre sonra 'yazıyor' yazısını görünce heyecanla "Bismillahirrahmanirrahim!" diye bağırıp, heyecandan soğuyan ellerimi ağzıma kapattım.

Gelen sesle telefona diktim bakışlarımı, yolladığım siyah kaplı defterin fotoğrafını atmıştı.

İki gözümün çiçeği: Merhaba, bu nedir ve siz kimsiniz?

Ben: Hikayemiz, şu an sayfaları boş fakat ileride beraber dolduracağız. Ha bu arada ben ileride seveceğin kızım.

İki gözümün çiçeği: Güzel şaka, bir daha olmasın. Yolunuza gidin lütfen, tek sevdanız Fenerbahçe olsun.

Ben: Bu saatten sonra benim bütün yollarım senden geçer. Bu yüzden boşuna yorma kendi, Fenerbahçe'den geçemediğim gibi senden de vazgeçemem.

Giden profil fotoğrafı ve çevrimiçi yazısıyla burukça gülümsedim, ilk engelimi yedim. Ama bu beni vazgeçirir mi? Asla.

Aklıma, yolladığım defterin ilk sayfasına yazdığım söz geldi, gayet güzel yazmıştım.

"Bir gönülle iki sevda sığmaz der dururdum ama seni gördüm göreli gönlüm iki sevda için yanıp tutuşmaya başladı. İlk sevdam Fenerbahçe, son sevdam sensin Altay Bayındır."

O, engel ilk ve son olmuştu çünkü başka bir hat alıp yazmıştım, böylelikle vazgeçemem lafımı ciddiye alıp engellemeye devam etmemişti. E, numarasını da değişse bulacağımı açık açık söylediğimde, benden ufaktan tırstığını söylemişti.

Ben ise o zamanlar bana karşı bir duygu hissetmeye başladı diye bunu olumlu olarak karşılamıştım.

Beni sevmese bile, sevgime saygı duyuyordu eh, bende biraz bunu kullandım. Ona her gün mesajlar atıyordum, oynadığı maçlardan sonra yorumlar yapıp abimden aldığım kaleci tüyolarını ona söylüyordum, benden beklenmeyecek şekilde açık açık ona sevdiğimi söylediğimde susup görüldü atması dışında bir problem yoktu ama zamanla bana alıştığını hissetmiştim ve bu ondan kopmamı daha da zorlaştırmaya başlamıştı.

05 Ocak 2016

"Melisa?" abimin salonun girişinden gelen şaşkın sesini duyduğumda birkaç saniye ona bakıp geri kafamı ekranda oynayan maça çevirip cevap verdim "Buyur reis," alnımda hissettiğim elle irkildim "Abim, sen iyi misin?" diye soran abime anlamsız bir bakış atıp "Evet, ne oldu ki?" dediğimde şaşkınla televizyon ekranına bakıp sonra bana döndü "Başka bir takımın maçını izliyorsun?" dedi soru sorar gibi.

Maça bir bakış atıp tekrar abime döndüm "Ee, yani?" abim kaşlarını çatıp "Kızım sen Fenerbahçe maçından başka maç izlemezsin, hatta milli maçları bile sevdiğin futbolcular -ki bunlar Fenerbahçeli futbolcular oluyor- yoksa onu bile izlemezsin doğru düzgün." eliyle ekranı gösterip "Şimdi, oturmuş Ankaragücü maçını izliyorsun!" dedi dehşet bir ses tonuyla.

Evet, şimdi faka bastım. Ama neyse ki bende yalanlar bitmez, "Unuttuğun bir şey var ama canım abim, ben her zaman rakiplerimizin bizden önceki maçı nasıl diye izlerim ve analiz yaparım. E, bizim haftaya Rize ile maçımız var bende bu maçı izleyip analiz yapıyorum bir şeyler yakalayıp sana söylemek için." konuşmam bittiğinde abim ikna olmuş bir şekilde yanıma oturup "Ha, o zaman tamam." dedi.

"Bir dakika, bu senin aylar önce "Senin yerine geçer," dediğin çocuk değil mi?" diye sorup kalede tüm endamıyla duran Altay'ımı gösterdi.

Yüzümdeki gülümsemeyle Altay'a bakarken o sırada tehlikeli bir ataktan kolaylıkla kurtulmuştu ama karşı takım pes etmeyip kaleye yeni bir vuruş yaptığında Altay çift yumruk atarak topu uzaklaştırdı.

Seri bir şekilde nazar duası okumalıyım.

Abime bir cevap vermediğimi fark edip toparlandım sahte bir umursamazlıkla "Ha, evet o." dediğimde az önceki Altay'ın üst üste yaptığı kurtarışlar yeniden ekrana verilmişti abim dudaklarını beğenmiş bir şekilde aşağı kıvırıp başını salladı "Atakları iyiymiş."

E, az mı taktik verdim? Gerçi balım, her türlü çok iyi.

Maç bittiğinde odama çekilip, kızlara Altay'ımı uzun uzun övdüm. Aynı heyecan ve mutlulukla Çisem'e, Eray'a ve Gözdeye de övdüğümde rahatlıkla uzandım yatağıma.

Yarım saat sonra üst üste gelen mesaj bildirimleriyle Betül'ün, mesajları yeni okuyup, ona göre abartılı övmeme sinirlendiği için bir sürü, asık surat attığını düşünüp sırıtarak telefonu elime aldım. Gördüğüm isimle yerimde doğrulup, rayından çıkan kalbimle mesajı okumaya başladım.

İki gözümün çiçeği: Taktikler için, teşekkür ederim.

İki gözümün çiçeği: Yeni taktikler vermediğine göre iyiydim herhalde?

Ya şapşal, sen benim yorumumu merak ediyorsun.

Ben: Ne demek Altay'ım ne demek. Ayrıca alttan alttan yorumumu merak ettiğini hissetmedim değil, neyse reflekslerin ve atakların çok iyiydi balım, nazar değmesin.

İki gözümün çiçeği: Eyvallah: )

Ben: Eyvallah benden, koçum: )

İki gözümün çiçeği: Bence bana artık adını söylemelisin, hakkında sadece, ikimizin de burnun yanında ben olduğu ve bu yüzden benim senin kaderim olduğuna inandığını, voleybolu sevdiğin, kahverengi gözlü olduğunu biliyorum ama sana nasıl hitap edeceğimi bilmiyorum.

Ben: Kurban olduğuma bak hakkımdaki her şeyi eksiksiz aklında tutmuş. Ve haklısın artık öğrenmelisin. Adım Melisa, yakınlarım Meli falan der ama sen bana 'Hayatımın tek aşkı' diyebilirsin.: )

İki gözümün çiçeği: Fazla umutlusun, Melisa. Bence bu konuda umutlanma, üzülmeni istemem.

Ben: Fenerbahçeliyim oğlum ben, umut benim ikinci adım. Ayrıca üzeceksen, sen üz.

İki gözümün çiçeği: Senle çok işim var benim ya...

Bir sene, boyunca bu böyle devam etti, ben yürümekle kalmayıp koştum o ise aramıza duvar ördü. Bana iyice alıştığını hissediyordum hatta hoşlanıyordur belki diye ümit ediyordum ama hep laf arasında "Daha fazla devam etme, ben tamamen kariyerime odaklanmak istiyorum." deyip ümitlerimi paramparça ediyordu.

Bunu da sorun etmedim, uzaktan sevmeye devam ettim. En sonunda onu canlı kanlı görmek için, Fenerbahçe maçları dışında maçlara gitmeyen, izlemeyen ben Altay'ı aramızda kilometreler yokken görmek için Ankaragücü maçına gittim.

Elimdeki fotoğrafta kocaman gülümsüyor olsam da onu ilk gördüğümde hıçkırarak ağlamıştım.

03 Kasım 2017 (Maçtan iki gün önce)

"Ya bir aşk, sevda diye tutturdun! Ne hale geldin ya, sen kendini tanıyor musun ya, tanıyor musun?!" yüzümü ellerinin arasına alıp beni sarsan Betül'ü, Gözde çekmeye çalışırken gözlerimi devirdim yüzümdeki elleri tutup indirdim.

Eray, Çisem, İrem ve Remziye film izler gibi bizi izlerken Gözde, Betül'ü gülerek bırakıp yerlerine oturmuştu. Çok fazla ortak plan yapıp buluşmazdık. Çünkü gruplar ayrı yani; İrem, Remziye ve ben bir grup. Gözde, Betül ve ben bir gruptuk. Çisem, benim hem yakın arkadaşım hem de takım arkadaşım beraber Fenerbahçe Voleybol alt yapısında oynuyoruz. Eray, ise joker eleman gibi her yerde sadece benim ilkokuldan beri yakın arkadaşım olsa da sonradan benim arkadaşlarımla da arkadaş olmaya başlamıştı.

Bu buluşmanın nedeni ise tamamen benim üşengeçliğimdi. Herkese ayrı ayrı haber vermektense bir arada söylemek istemiştim, Altay'ın maçını izlemek için Ankara'ya gideceğimi.

Herkes, şaşırsa da en büyük tepki Betül'den gelmişti.

Kendisi fazla anaçtı.

"Abartma Betül, alt tarafı onu görmek için maça gideceğim." dediğimde Betül şok içinde kalmış bir şekilde dehşetle bağırdı "Abartma mı? Sırf hoşlanıp, sevdiğin birini görmek için senin Ankara'ya gidiyor olman normal ama benim buna tepki göstermem mi abartı Meli?" dediğinde bütün kızlar, Betül haklı der gibi kafa sallayıp "Evet, doğru" falan derken tek susan Eray'dı.

"Ya, Melisa tamam seviyorsun anlıyoruz kanka ama çocuğun senin gideceğinden haberi yokken gitmen ne kadar mantıklı?" diye konuşan İrem'e kafamı çevirdiğimde dudağımı büzdüm, Remziye lafa girip "Emiş haklı, tamam görmek istiyorsun anlıyoruz ama yeterince peşinden koşmadın mı?" kızlar bu sefer Remziye'yi onayladığında Çisem konuşmaya başladı "Ayrıca, bir hafta sonra önemli bir maçımız var, böyle yaparak onu da riske atıyorsun."

Evet farkındayım, normalde dinlenmemiz için verilen o günü maça gitmek için kullanacağım. Ben bir şey demeden Gözde konuşmaya başladı "Her şeye tamam, peki abin? Kanka onu nasıl atlatacaksın, izin vereceğini düşünmüyorum." Betül, "Heh aynen," dedi.

"Siz ne anlarsınız aşk dilinden, gönül niteliğinden be!" diye çıkıştığımda Remziye "Kızım senin aşk değil de daha çok saplantılığa doğru yol alıyor gibi," dediğinde İrem onu onayladı.

Betül, lafa atlayıp oldukça sert sesiyle konuştu "Bu çocuk seni sevmiyor ve belki de hiç sevmeyecek. Sadece sevgine saygı duyuyor ama bu sanki sadece sana özel değil Meli, kim olsa saygı duyar gibi bir tipi var çocuğun. Ve sen mal gibi buna sığınıyorsun ama artık uyanman gerek bu rüyadan. Daha ne kadar seni sevmeyen birinin peşinden koşacaksın yüzsüz gibi?!" burnumun direğinin sızlandığını, boğazıma bir yumrunun oturduğunu hissettim.

Masada derin bir sessizlik olurken ben yutkunmaya çalışıp gözlerimi etrafta gezdirdim, kızlar Betül'e kaş göz işaretiyle 'Ne yapıyorsun?' derken, derin nefes aldım.

Kalbim, daha önce çok kırılmış olsa da bugün ilk defa bu kadar acı çekip, ezildi.

Haklıydı, belki hiç sevmeyecek belki başka biri olsa yine saygı duyacaktı. Ne bileyim, aptallığımdan sevilirim sanıyordum doğru ama beni sevmiyor hatta sevmeyecek olması, benim onu sevmeme engel olmaz, olamaz.

Çisem'in sesini duyduğumda dolu gözlerimi ona çevirdim, "Betül haklı gibi, değer mi böyle olmana Meli? Sen üzgünken o, orada mutlu. Sen onu sabahlara kadar düşünürken o, uyuyor. Senin de bir kariyerin, geleceğin, hedeflerin var unutma."

Eray alayla gülüp, burnunu sıktı Çisem kaşlarını çatıp ona döndü "Komik bir şey konuşmuyoruz," Eray, omuzunu silkip "Sadece senin demen komik geldi," dediğinde Çisem, "Seninle, Melisa bir mi?" dediğinde Eray buruk bir gülümsemeyle bakışlarını bana çevirdi "Senle bizim derdimizde bu Meli, sevdiğimiz kişiler" deyip Çisem'e bir bakış attıktan sonra tekrar bana döndü "Ve çevremizdekiler kalplerimizdeki sevgiyi gelip geçici bir heves sanıyor. Onlara göre vazgeç demek bu yüzden hep kolaydır Meli, takma kafana."

Doğru söylüyor, beni bu konuda en iyi zaten Eray anlardı. Sesimi toparlayıp, dolu gözlerimi masadaki herkeste gezdirip Betül'de durdum, gözlerimi gördüğünde üzülse de konuşmamı bekledi "Onu sevmeyi durduramıyorum ne yapabilirim ki? Yüzsüzlükse, yüzsüzlük. Aptallıksa, aptallık umurumda değil. Sizi de anlıyorum, üzülmemem için böyle diyorsunuz ama onu sevmek beni üzmüyor arkadaşlar anlayın bunu." derin bir nefes verip devam ettim.

"Eray'ın dediği gibi sizlere vazgeç demek kolay, ama o benim bataklık olan hayatımda, açan lotus çiçeğim. Şimdi ben o lotus çiçeğini koparırsam nasıl toparlarım kendimi?" herkeste göz gezdirip Betül'e döndüm, "Tamam eyvallah, sevmiyor ve sevmeyecek belki ama bu durum benim sevgimi eksiltmez."

Bundan önceki günlerde de sürekli önüme sunulan son konuya da açıklık getirip ayaklandım, "Ayrıca önceden dediğiniz gibi bedenlerimizin arasında mesafe varsa ne olmuş? Ben onu her düşlediğimde, onunla her konuştuğumda ruhunu yanı başımda hissediyorum. Üstelik bedenleri yanımda olup ruhlarını yanımda hissetmediğim insanlara rağmen, kilometrelerce uzakta olan ruhunu, sizlerin ruhunu nasıl hissediyorsam onunkini de hissediyorum. Önemli olan bu değil mi zaten?"

Eray, o gün benle Ankara'ya gelmişti. Bu yaptığım bir ona mantıklı gelmişti. Altay'ın ilk sahaya çıkışında mal gibi hüngür hüngür ağladığımda sarılıp, sakinleştirmişti beni. Neyse ki çok göze batmayan bir yerdeydik, kimse görmemişti. Abime, o gün Eray'ın İzmir'den gelen Banu teyzenin yanına uğradığımı ve kulübe onların evinin daha yakın olduğundan bahsedip, beni eve beklememesi söylemiştim. Banu teyzeyi arayıp yalanıma ortak ettiğimi söyledikten sonra rahat rahat maçı izlemiştim o gün.

Elimdeki fotoğrafı küçük mandalla tutturup diğer fotoğrafa geçtim. Altay, o gün ikinci yarıda kendi kalesine doğru giderken ellerini ovuşturuyordu bende o sıra onun ilk fotoğrafını çekmiştim. Uzaktan, yan profiliyle ve dalgalı saçlarıyla çok güzeldi.

Bana özeldi, bir tek bende vardı. Bu yüzden çok önemli bir fotoğraf benim için.

06 Kasım 2017

Ben: bir fotoğraf gönderildi.

Ben: Aman kurban olsunlar verene! Kurbaney, Kurbaneey!

İki Gözümün Çiçeği: Bir dakika kim çekti bunu?

Ben: Ben çektim hayatım.

İki Gözümün Çiçeği: Sen bana İstanbul'da yaşıyorum demiştin ama?

Ben: Evet ama bu seni görmeye gelmeme engel değil.

İki Gözümün Çiçeği: Neden çıkmadın karşıma? İnsan mı yiyorum ben?

Ben: Oy totosu güzelim, ne kadar çok beni görmek istiyor ya...

Ben: Elbet bir gün o da olur.

İki Gözümün Çiçeği: Sen benim totoma mı bakıyorsun?

Ben: Evet.

Ben: Dur, sana beste yaptım maçtayken!

Ses kaydediliyor...

"Oooo! Altay Bayındır! Altay Bayındır! Bir bakışıyla Melisa'yı bayıltır!"

Ben: Nasıl ama? Bir ara benim olduğum yere bakar gibi olunca kalp krizi geçirmeden önce yazdım.

Altay, sesi dinleyip cevap vermediğinde heyecanla beklemeye devam ettim. İlk defa sesimi duyuyordu. Yazıp, yazıp sildiğinde çıldıracak kıvama geldim, sonunda attığı mesajı okuduğumda kalbim depar atmaya başladı. Ne yapıyorsun Altay'ım!

İki Gözümün Çiçeği: Sesin, çok güzelmiş.

Yüzümdeki gülümsemeyle elimi diğer fotoğrafa uzattım. İlk fotoğrafımıza, ikimizde gülümseyerek birbirimize bakıyorduk. Daha, buluşmadan önce sevgili olsak da bir şeyler hâlâ net değildi. Bu sefer o İstanbul'a gelmişti ve beni görüp tamamen tanımaya başlamıştı.

Aklıma, Altay'ın bana sevgisini itiraf ettiği zaman geldiğinde içim kıpır kıpır oldu.

22 Aralık 2017

Odamda oturmuş bilgisayarımdan Altay'ın maçını izliyordum. Normalde saçlarını fönlerdi ama bu maç benim ısrarım sonucunda doğal haliyle çıkmıştı, kıvırcık. İnadıma fönler diyordum ama yanılttı, gerçi uzun zamandır bana daha yakındı. Benimle ilgili şeyleri daha çok öğrenmek istiyor ben yazmadan o yazıyordu, hatta birkaç defa aramıştı. Tabii ben yine anlık krizler yaşamıştım o anlarda.

Düdük çalıp maç bittiğinde Altay, kalesini gole kapatmış olmanın rahatlığıyla soyunma odasına doğru ilerlemeye başladı, arkadan çektikleri için totosunu kesmeye başladım.

Güzel totosu var çocuğun.

Birkaç saat sonra...

İki Gözümün Çiçeği: Melisa çiçeği, müsait misin bir şey konuşmak istiyorum seninle.

Ben: Sana her zaman müsaittim balım buyur.

İki Gözümün Çiçeği: Sana bir şey itiraf etmeliyim.

Hayır ya hayır, bana sakın başka biri var deme. Sakinleşmek adına derin bir nefes alıp yazmaya başladım.

Ben: Buyur.

İki Gözümün Çiçeği: Böylede nasıl diyeceğimi bilemedim, sanırım fotoğraf olarak yollamam daha iyi olacak.

Kaşlarım çatık bir şekilde mesajı okuyup gelecek olan fotoğrafı beklerken aklımdan hiçte hoşuma gitmeyen senaryolar geçiyordu. Umarım, sevgili yapıp onla olan bir fotoğrafını yollamayacaktır.

Gelen fotoğrafla derin nefes alıp açtım. Hassiktir. Bu, bu nasıl olur lan? Titreyen ellerimle yazmaya başladım.

Ben: Ben galiba yanlış okuyorum, değil mi?

İki Gözümün Çiçeği: Hayır Melisa çiçeği, doğru okuyorsun: ) Bende senin gibi adresine yollamak isterdim ama malum sır gibi saklıyorsun böyle şeyleri.

Dolan gözlerimle, yolladığı fotoğrafı tekrardan açıp baktım. Benim ona yolladığım deftere, benim yazdığım yazının hemen altına güzel yazısıyla yazı yazmıştı.

"Bir gönüldeki sevda kapısını açmak zordur sanıyordum ama sen o kapıyı kolaylıkla kırıp giriş yaptın. İlk ve son sevdam sensin Melisa çiçeği..."

Ben: Bu nasıl oldu?

İki Gözümün Çiçeği: Nasıl olmaz ki? Yazdığın ilk günden beri aklımdasın. İlk başlarda seni merak ettiğim için olsa da sonradan işlerin değiştiğini fark ettim.

İki Gözümün Çiçeği: En başta senin dışında her şeyi unuttuğumu fark ettim. Antrenmanları, arkadaşlarımı hatta ailem ile ilgili şeyleri bile ama uyandığımdan gece uyumama kadar aklımdan çıkmayan tek şey sensin.

İki Gözümün Çiçeği: Bunu anlamamı ablam sağladı, ona bahsettiğimde sadece hoşlanma sandığım duyguların daha da ileri duygular olabileceğini söyledi. Görmedim hiç seni, yan yana olmadık hiç, sadece sesini duydum sonra zaten tepetaklak olduğumu hissettim iyice.

İki Gözümün Çiçeği: Anneme bahsettiğimde, 'Sevmek için illa gözün görmesine gerek yok gönlün, hissetmesi yeter." dedi ve o zamandan sonra gözümün önündeki son perde de kalktı. Seni sevdiğimi iyice anlamış oldum, geç oldu belki ama nihayet farkına vardım Melisa çiçeği, seni çok seviyorum.

Ben: Oha! Altay, oğlum sen baya, bana manyak gibi âşık olmuş, vurulmuşsun lan!

İki Gözümün Çiçeği: Vallahi mi?

Ben: Vallahi.

Bu konuşmadan iki hafta kadar sonra bu sefer Altay İstanbul'a gelmişti ve buluşmuştuk beni ilk defa görmüştü o gün ve hakkımda merak ettiği bütün her şeyi öğrenmişti. Volkan Demirel'in kardeşi olduğumu öğrendikten sonra biraz alınmıştı "Soy adın için mi sana yanaşacağımı düşündün, bu yüzden mi söylemedin bana bunu?" demişti ama neyse ki o yüzden olmadığını sadece yapımdan dolayı böyle yaptığımı açıklamıştım. Uzak mesafe ilişkisi biraz zorlasa da çok güzel olmuştuk.

Sıradaki fotoğrafı elime aldığımda içimi bir mutluluk sardı. Benim için bambaşka bir yere sahipti bu fotoğraf. Bir hayalim, hayalimiz gerçekleşmişti, Altay Fenerbahçe'ye gelmişti.

Benle konuştuğu sıralar gönlünde Fenerbahçe'nin olduğunu çoğu zaman hissetmiştim, bende bunu iyice körüklemiştim.

Beklemediğimiz bir anda Fenerbahçe, Altay'a talip olmuştu bunu duyduğum ilk an o kadar mutlu olmuştum ki.

Nihayet, iki sevdamı bir arada görebilecektim.

>

devam edecek...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.